January 3, 2012

El ele tutuşmak...

Uzun süreli bir ilişki yürütmek kolay değildir, bilen bilir. Buraya geldiğimizden bu yana, 5 yıl içerisinde, 10 çift arkadaşımız boşandı. Sıra bize mi geliyor diye beklerken geçen aylarda biz de bir anda kendimizi ciddi bir krizin içerisinde bulduk. Şimdi atlattığımız için rahat rahat yazıyorum ama yaşarken hiç de kolay olmadı.

Hiçbir zaman ayrılmayacağımızı düşünürdüm. Bu hafta 15. yılını doldurduğumuz birlikteliğimizde dönem dönem sorunlar olmuştu. Ama hep atlattık ve birbirimizi hep sevdik. Bu seferki kriz de sevgiyle ilgili değildi. Yine birbirimizi seviyorduk ama artık ben cinselliğe olan ilgimi tamamen kaybetmiştim. Artık T.yi yalnızca bir arkadaşım, hayat ortağım olarak görüyordum. Çok sevdiğimiz kızımızı birlikte büyütüyor, tüm sevgimizi ona veriyorduk. Fakat bir süre sonra ilişkimizde sorunlar çıkmaya başladı.

Sanırım bu cinsellikten soğuma doğumla birlikte başlamıştı. O zaman dalga geçiyordum, "artık evrimsel görevimi tamamladım ve işim bitti" diye. Fakat sonra dalga geçer halim kalmadı; iyice uzaklaştım ilişkiden. Ve hayatı, evliliği sorgular oldum. Hatta bir noktada, aslında başından beri hiç evlenmek istemediğimi ama mecburen bu yola girdiğimi ve aslında evliliğin bana göre olmadığını düşünmeye başladım. İşin aslı böyle değildi tabii ki. Ama insan beyni öyle güzel değiştiriyor ki geçmişi, o anda nasıl işine gelirse.

Brain Rules kitabında bahsi geçen bir araştırmaya göre, çiftler arasındaki düşmanlık çocuk doğduktan sonra artıyor ve boşanma oranı çok yükseliyormuş. Evlendikten sonraki 4. yıl ayrılık için kritik bir zamanmış. Bu süre çocuk doğurup işleri yerine koymak için yeterli bir süre imiş. Bizde düşmanlık durumları pek olmadı ama ciddi bir uzaklaşma oldu, çünkü birbirimize ayırdığımız süre çok azaldı.

Evet, doğumdan sonra, hele bir de bizimki gibi uykusavar bir keçiniz varsa evde, eşinizle ya da partnerinizle geçirdiğiniz saatler giderek azalıyor maalesef. Üstüne üstlük gün içerisinde gerçekleşen doğal sarılmalar, öpüşmeler minik keçiniz tarafından bir krize dönüştürülüp kendinizi bir ahlak polisi karşısında hissettiriliyorsanız vay halinize: "Kimin eli o sırtındaki? Sarılmayın, bakışmayın, birbirinizle konuşmayın." Ulen annem-babam yapmadı bana bunları, sen kalkmış bacak kadar boyunla bizi ayrımaya çalışıyorsun diye düşünseniz de krize mahal vermemek için sessizce partnerinizden uzaklaşmayı tercih edebiliyorsunuz bazen.

Ancak uzaklaşma sonucu ciddi bir eksiklik de doğuyor. Havanın soğuk olması değil ama ilişkinin soğuması insanı hasta edebiliyor. Çünkü insanların esas ihtiyacı olan şey intimacy, yani yakınlık. İnsanlar diğer memeli türlerinin %95'inden farklı olarak ikili ilişkilerden daha çok fayda sağlıyorlarmış. Tensel temas, sarılmak, masaj, göz göze bakışmak, konuşmak, birlikte vakit geçirmek bağlılık hormonu olarak bilinen oxytocin salgısını artırıyormuş. Ve uzun süreli ilişkilerde bu giderek daha da artırıyormuş. Mesela, sıçanlar hiçbir zaman aynı partnerle çiftleşmiyorlarmış; onlara yeni partnerler daha çekici geliyormuş. Ama insanlar için tam tersiymiş, ilişki ilerledikçe eski partner daha çekici geliyormuş. "Bizim Deniz mi daha çekici, peh!" der dediğinizi duyar gibi oluyorum :) Evet, belki artık sizin gözünüzde cam ayakkabıları ya da beyaz atını yitirmiş olabilir ama aslında sizin için daha çekici olan Deniz'dir :) Ancak dikkat etmek gerekiyor, çünkü, işleri sekteye uğratan yaşamsal bir başka hormon daha varmış; bu da dopamine.

Dopamine hormonu beynin ödül sistemiyle alakalı imiş. Bağımlılık yapan şeyler dopamine'i yükseltmek üzerine kuruluymuş. Sigara, alkol, uyuşturucu, kumar, iş, yemek, daha önce de bahsetmiştim, pozitif feedback (sosyal medyada 'beğen'ilmek, 'takip et'ilmek gibi). Ve bir de orgazm varmış bunlar arasında. Orgazm sırasında dopamine seviyesi çok yükseliyor, fakat hemen akabinde dibe vuruyormuş ve Coolidge Effect olarak bilinen, çiftler arasındaki yabancılaşmaya neden oluyormuş. Bu yabancılaşma, bazen bir hafta, bazen iki hafta, bazen de aylarca sürüyormuş. O yüzden dopamine'i çok düşürmemek ve oxytocin'i yüksek tutmak önemliymiş. İnsanların aslında sanıldığı kadar sık orgazm olmasına da gerek yokmuş. Ve hatta tam tersi, orgazm olmak birtakım sorunlara yol açıyormuş. Cinsel ilişki konusunda Karezza diye bir yöntemden bahsediyorlar aynı sitedeki makalelerde. Ayrıntıları yazmayacağım :) Ama şunu söyleyeyim, hedefe (yani orgazma) değil, sürece yönelik bir cinsellik anlayışı imiş. Evet, yine süreç çıktı karşımıza, geçin bakalım dalganızı :)

Ama cinselliği geçmemeli, bastırmamalı, orgazmın yarattığı tepe-dip döngüsüne (yani dopamine seviyesinin çok yükselip akabinde dibe vurması) dikkat etmeli diyorlar, dikkat. Şu yazıda cinselliğin ve bu tepe-dip döngüsünün sebep olduğu pek çok hastalıktan ve problemden bahsediliyor. Hipertansiyon, stres, kalp hastalıkları, kanser, yeme bozuklukları ve şiddet. Örneğin, cinselliği, daha doğrusu bu tepe-dip döngüsünü, daha erken yaşamaya başlamış olan genç kızlarda anorexia nervosa hastalığı, erkeklerde de şiddet eğillimi daha çok görülüyormuş. Son dönemde beni çokça düşündüren haberlerden sonra şiddet benim özellikle ilgimi çekti. Başka bir makalede, Karezza'nın toplumu, açgözlülüğe dayalı kapitalist sistemden, sevgi ve dayanışmaya dayalı bir dünya düzenine çevirme gücünün olduğundan bahsediyordu. "Slow food" (yaşaş yemek), "slow living"den (yavaş yaşamak) sonra artık buna da dikkat etmek gerekiyor: "slow sex" (yavaş sevişmek).

Ben de inanıyorum ki cinsel olarak özgür olduğumuz zaman --bu demek olmuyor ki çokeşli bir ilişki yaşamak, önünüze gelenle birlikte olmak-- demek istediğim, cinselliğimizi açık açık konuşabildiğimiz zaman (çünkü bu da yemek içmek gibi doğal bir şey), çocuklarımızın bunu doğru dürüst bir şekilde öğrenmelerini sağlayabildiğimiz zaman, daha sağlıklı bireyler ve daha sağlıklı toplumlar olacağız.

Bütün bunlarla ilgili okuduktan sonra, bizim ilişkimizde neden bu dönemde sorun çıktığını daha iyi anladım. Anne olanlar bilir, oxytocin hormonu yalnızca yakın ilişki ile değil, doğumda ve emzirirken de salgılanıyor ve annenin çocukla bağlanmasını sağlıyor. Ama yaş 3'e erince, daha önce de yazmıştım, çocuk artık bağımsız olmak istiyor ve anneden ayrışmaya çalışıyor. Dolayısıyla annenin oxytocin hormonu da giderek azalıyor. Babanın ya da diğer partnerinkini zaten doğumdan sonra vuran vurmuş :)

Azalan oxytocini yükseltmenin bir yolu ikinci çocuk yapmak :) Ama o büyüdükten sonra ne olacak, 3. çocuk? Başka bir yol boşanıp/ayrılıp başka bir partner bulmak ama aynı döngüye düşülmeyeceği ne malum! Bir başka yol da, dopamine'i yükseltmenin yollarını aramak. Ama o da daha önce söylediğim gibi bağımlılık yaratıyor. Ve fakat insanların esas ihtiyacı bağımlılık değil, bağlılık ve yakınlık. Belki sosyal medyada yüzünü bile görmediğiniz insalarda arayabilirsiniz bu yakınlığı. Ama dikkat, bu insanlar sizi en ufak bir görüş ayrılığında tek tıkta silebilirler. Sizi iyinizle-kötünüzle, zaaflarınızla birlikte bir insan olarak kabul edecek yine Deniz'dir, sizin Deniz, Özgür, Tuna, Derya, Yüksel, Uğur... Dolayısıyla geriye tek yol kalıyor: En yakınınızdaki insanlarla yakınlaşmak. Sadece fiziki olarak değil tabii, ruhsal olarak da ellerini tutmak, el ele tutuşmak...


26 comments:

Selen said...

Harika yazmissin yine. Anlattiklarini cogu cift yasamistir sanirim, biz de yasadik. Cok zor donemlerdi ve ciddi anlamda iki tarafin da cabasi ve ozverisi olmasaydi, ailmizde ne cok sevgi ve ask oldugunu surekli birbirimize hatirlatmasaydik atlatamazdik.

ycurl said...

Tesekkurler Evren! Bu kadar aciklayici ve guzel yazdigin icin. Parca parca yazdiklarini biliyordum ama senin yazini okuyunca butun parcalar biraraya geldi. Saksi kafama dustu diyeyim bari :)

nil said...

Evren, çok çok güzel yazmışsın.Ycurl'ye sonuna kadar katılıyorum, o saksı benim kafama da düştü, karar aşamasındayım,akşama unutmazsam :)

Selen said...

Süper bir yazı olmuş, ellerine sağlık :) Aynı aşamalardan sırasıyla geçmiş, boşanmanın ve deliliğin sınırından dönmüş biri olarak diyebilirim ki kesinlikle ikinci çocuk çözüm değil. Aksine, ben ikinci çocuktan sonra depresyonun da ta dibine vurmuştum. Kendin hiç bir çaba göstermediğin halde eşinden sürekli ilgi bekliyorsun, ona zaten dediğin gibi çocuktan sonra vuran vurmuş, kimseye hayrı yok... Tam bir kısır döngü. Karşılıklı özveri ve anlayıştan başka çıkar yol yok ilişkilerde. Oturup herşeyi konuşacaksın. Ne zaman ki kendime Özgür'ün gözünden bakmayı başardım ancak ondan sonra ilişkimizi de nasıl rayına oturtabileceğimizi anladım.

FADİŞ said...

Yazı çok güzel, eminim pek çok çiftin yaşadığı sorunları düşünüpte dillendiremediği bir içeriğe sahip.

Deniz said...

çok yararlı bir yazı olmuş, sağol paylaştığın için

İlk said...

Uzun sureli iliskinin cocuktan sonra sarsilmasi pek cogumuzun yasadigi bir tecrube belli ki. Bence bunun en onemli sebebi bunca yil birlikte paylasilan hayatin icine pat diye giriveren bir bebekle ne yapacagimizi, buna nasil adapte olacagimizi bilememiz.
Her zaman yasadiklarimizin disinda bir yasam, el yordamiyla yon vermeye calisiyoruz cunku tecrubeli degiliz.
Anne olarak oncelikler degisiyor bir de. Zaten bebeksiz bir yasamda da boluk porcuk uykular uyudugunda (ya da hic uyuyamadiginda), kendine hic zaman ayiramayip hayatinda hep yapmak zorunda olduklarini yetistirme kaygisina girdiginde yanindakine nasil hissettigini unutmak, yanyana gelebildiginiz firsatlari degerlendirememek cok olagan.
Bebek sahibi olunca alt ust olan hormonlarin kendine gelmesi zaman aliyor. Bir yerde okumustum, emzirme suresince cinsel istegin eskisi gibi olmasi pek mumkun degilmis. 20 aydir emziriyorum, yandik :)
Bir de dogum kontrol haplari alt ust ediyor her seyi (herkeste olmasa da).
Son olarak cok mesgul hayatimizda (bebekle ya da degil) fedakarligi kendimizden karsimizdakinden beklemek haksizlikmis meger. Baska seylerden odun vermemek icin sevgiliyle gecirilecek zamandan odun vermek hatasina dusuyorduk biz de. Bebekten sonra birlikte vakit gecirmek, bu sirada temas kurmayi, iletisim icinde olmayi unutmamak (birlikte film izlemek pek ise yaramiyor :)) icin ugrasmak gerekiyor.
Oglumuzun dogumundan 20 ay sonra akil edebildik biz. Eskisi gibi sadece biz olarak bir seyler yapmaliyiz. Bunca zaman basbasa kalamamis olmak elbette sorunlara yol aciyor. Artik en azindan ayda bir kere cikiyoruz evden, bakalim nasil olacak :).

Bunlar benim kabaca toparlayabildigim sebepler. Hamileligimden itibaren farkli beklentiler icinde oldugumu, bunlardan H.'nin haberi dahi olmadigini (anlamamis iste), o beklentilerin karsilanmamasinin beni nasil uzdugunu ve H.'nin bundan da haberinin olmadigini, kendi dunyalarimiza cekilip ortak yapacaklarimizin ne kadar azaldigini, bu isin cok emek istedigini bilmiyorduk biz.
Ugrasarak, emek sarf ederek oluyor her sey. Ellerimiz, elleriniz hic ayrilmasin. Sevgiler :)

Evren said...

Selen,
Evet, biraz araştırınca ben de çok yaygın olduğunu gördüm. Yaşarken insan yalnızca kendinde ya da ilişkide arıyor problemi, cidden zor. Dediğin gibi iki tarafın çabası çok önemli. Açık olmak, birlikte uğraşmak.

ycurl,
Önce emin olamadım, yazsam mı diye... iyi bari, saksı vazifesi görmüş olduğuna sevindim :)

Nil,
ycurl'a dediğim gibi, saksı olayına sevindim :) yalnız ne kararıymış bu, elini mi tutacaksın yoksa muradının :)

Selen,
Evet o iki sınıra da yaklaşmış biri olarak dediklerini anlıyorum. Özveri ve anlayış konusu çok önemli. Herşeyi konuşma konusuna aynen katılıyorum. Onun gözünden bakma olayını kesinlikle unutmamalıyım!!! Bir de dediğin ilgi bekleme olayını ben yalnızca kadınlara özgü zannediyordum. Ama aslında partnerlerin de ilgi görmeye ihtiyacı var. Oturup şikayet ederdim, hiç film izlemiyoruz birlikte sinemaya gidemiyoruz kaç yıldır diye. Sonra dedim, bir dakika yav, evlenirken böyle bir işbölümü yapmamıştık, sinema işini neden ben organize etmiyorum. Madem bu kadar rahatsız ediyor beni gidememek.. ya da neden ben film seçip ortam yaratmıyorum :) Yapabiliriz di mi biz de :P

Fadiş,
Evet biraz araştırdıktan sonra gördüm ki gerçekten çok yaygınmış. İşin kimyasını bilmek insanı sorunlar karşısında güçlü kılıyor. Ve mutlaka açık açık konuşmalıyız. Herşeyi, her zaman :)

Deniz,
Sevindim yararlı olmasına :)

İlk,
Evet çocuk olayı gerçekten çok değiştiriyor ilişkinin boyutunu. Dogum kontrol hapları ve spiralle ilgili ben de duymustum ama ben spirali çıkardıktan sonra da bir şey değişmemişti maalesef :) Diğer tüm dediklerine katılıyorum ama, tensel temas özellikle önemli :) Ve de esas olarak dediğin beklentileri karşındakine iletmek, onun nasıl hissettiğini bilmek, yani her zaman her şeyi açık açık konuşmak :) Güzel dileklerin için çok teşekkürler! Size de sevgiler :)

Ozgur said...

iyi ki yazmissin. cevremde cok duydugum bir sorun. zaman gecirmek, beraber eglenmek, dinlemekm sarilmak cok ama cok onemli. yasamsal... cok guzel yazi. ama cok ozlemisim seni. daha cok yaz yaz yaz:)))

operim.

deniz

Fatoş said...

Her zaman ki gibi çok bilgilendirici bir yazı olmuş Evren. Ama ben öncelikle cesaretine hayran oldum. Böyle bir sorun yaşadığımızı sanırım ben bloğumda yazamazdım. Yazsam da eşimin benimle konuşmayacağını göze almam gerekirdi :-) Bloğundan eşinin haberimi yok, yoksa biz çok mu alıngan bir çiftiz :-)

füsfüs said...

fatoş +1 diyorum öncelikle:))

demek bütün suç hormonların bak sen şu hınzırlara:) cidden çok güzel bilgilendirici bir yazı olmuş. alttaki soğuk mu hasta eder yazını okuyamadım içimde kaldı, okulda giremiyorum artık bloglara:( dur oraya uçayım ben. çoook öpüyorum seni yavruyu, özlemişim:)

Elif said...

Evren, sen hep yaz...sürekli yaz..yaz yaz yaz olurmu :)

Limonlu Turta said...

Aaah canım arkadaşım! Ne güzel ve ne doğru yazmışsın. Biz de dibine vurarak yaşadık bunları. Üstelik biz Ank.'da çekirdek aile olarak çok yalnızdık, hoş hala öyleyiz. Ben ilgi beklemekten ziyade paylaşım bekliyordum hep. Ama bir akademisyen olarak düdük kadar maaşla evi geçindirme yükü tek başına üzerine kalınca ve bunun için aynı anda bir kaç proje birden yapmak zorunda olmanın nasıl yorucu olduğunu hatırlayınca ve en önemlisi bir akşam eve geldiğinde sanki aylardır görüşmüyormuşuz gibi -ki aslında öyleydi, sarılıp dudaklarıma kocaman bir öpücük kondurduğunda anladım her şeyi. Biz de oturup konuştuk. Birbirimizi anlamaya çalıştık. Benim de sadece çocukla değil evlilikle bozulan bir düzenim -ki bile isteye bozdum o düzeni(çünkü aşk vardı ortada, bunu yaşamak kaçırılamazdı, hele ki 37 yaşında), alt üst olan bir hayatım vardı. Ancak şimdilerde Selin 4.yaşını bitirirken yavaş yavaş kendime gelip ne yapmak istediğime karar verebiliyorum. Son 1,5 yıldır gel-git ler içindeydim, artık biliyorum. Bu yüzden doktoraya hazırlanıyorum. Bu yüzden rotamı turizmden toplumsal cinsiyet alanına çevirdim ve evet artık nihayet, hayatımı sadeleştirip okumaya daha çok zaman ayırıyorum. Tek yapmam gereken bütün bunları, yapmak istediklerimi oturup konuşmak oldu. Hala para kazanamıyorum ama istediğimi yapabilmem için bana müthiş destek olan, eli elimde bir "hayat arkadaşım" var yanımda artık. Çünkü ne istediğimi biliyor. Dibimizde de bir cincime tabii. E, daha ne isterim:))
Not: Yazmak iyi geldi. Seni gerçekten özlemişim. Arayı açmamaya çalışacağım, söz!

beste said...

gayet samimiyetle yazilmis cesur hatunsun netekim:) ben bunu kapali bir grupta paylasacagim izninle facebook'ta benzer konulari konusuyorduk guzel denk geldi:) Amerika'da nasildi hatirlamiyorum ama Fransa'da yaslanmis elele dizdize beraber hayati keyfiyle paylasmaya devam eden ciftler goruyorum o kadar hosuma gidiyor ki! Turkiye'de hic goremedigimiz birseydir ya sevgi ozellikle yaslilarin birbirine sevgisi ask, tutku yada seksin o bagimliligi bitince geriye kalan saglam seyler devam ettiriyor beraberlikleri kesinlikle. Ama orgazmida bu kadar ihmal etmeyelim yahu;)

pnr/cnr said...

Evren iyiki yazmışsın bu yazıyı..
biz 4 yıldır birlikteyiz eşimle..ben ilk zamanlar tepesinden inmezdim..(yani hep temastaydım, sarılırdım, öperdim anlamında:)) hediye almaya, sürpriz yapmaya bayılırdım..dişlerimizi bile ayrı fırçalamazdık biz..ne zamanki çocuk sahibi olduk, o zaman birbirine ayrılan zaman da, romantizm de azaldı..ne eskisi kadar hediye hazırlıyorum ne romantizm beklentim kaldı..cinsellik desen, ben zaten hiç bi zaman bu konuda çok istekli olamadım, keşke olsam..ama dediğin gibi çocuktan sonra o da azalıyor..birbirimizi hala çok seviyoruz, değer veriyoruz, uyumluyuz vs. ama geçenlerde eşimin de dediği gibi sevgiliden ziyade, aynı evin içinde çeşitli görevleri yerine getiren iki insana dönüştük sanki..haklı da..
ha bi de ne oluyor biliyor musun..herkesin değindiği gibi, konuşmayı azaltıyorsun..önceden herşeyi, kafamıza takılan en ufak şeyi bile konuşurduk..çocuğa ve hayatın akışına kapılınca, seni kıran canını sıkan ufak tefek şeyleri konuşma gereği bile duymuyosun "amaan neyse" modunda yaşıyosun hayatı-ki bu hiç iyi bişey değil aslında..
bu konu ne zamandır kafamı kurcalıyor, romantizmi yeniden canlandırmak lazım, cinselliği es geçmemek lazım, eğlenmek gülmek lazım..senin yazın da üstüne geldi..şu üstümdeki rehaveti atmalıyım sanırım artık..

Evren said...

Özgür,
Ben de seni çok özlüyorum ama... sen de daha çok yaz olur mu :)

Fatoş,
:) Ben de aslında önce emin olamadım. Hatta yazmayı düşünmüyordum. T. soktu kafama, "bu kadar okudun, bloga bir yazı çıkarırsın herhalde" diyerek :) Aslında ona referans vermem lazım, çünkü makalelerin çoğunu o buldu. Birlikte okuduk, tartıştık. Blogu da biliyor tabii ki, hatta bazen emin olamadığım yazıları önce ona gönderiyorum, fikrini soruyorum. Genelde çok uzun olmuş bu, çok konu var, sonuç yok diye feedback alıyorum :)

Bu konuyu da bu blogda yazmanın önemli olduğunu düşündüm. Çünkü biz araştırıp okuyunca benzer sorunlar yaşayan bir sürü insanla karşılaştık, http://www.reuniting.info/ sitesinden çok yararlandık. Cinsellik konusunda doğru bildiğimiz yanlışları, hiç bilmediklerimizi öğrendik (hoş, yaş 35'e geldi artık ama, zararın neresinden dönersen kardır demişler :) Bir de bu süreçlerde çocuklar çok etkileniyorlar, o yüzden işin doğasını bilirsek engel olabiliriz diye düşündüm. Ve tabii çocuklarımızın konuyu bizim gibi bastırmaması açıkça konuşabilmesi için bir adım olur belki dedim. Bilemiyorum... Umarım bir işe yarar.

Füsfüs,
:) Öyle diyorlar, ben teşekkür ederim :)

Elif,
:) Sen hep bana cesaret veriyorsun zaten, çok teşekkürler!

Limonlu Turta,
Biz de sizinle çok benzer durumdayız. Siz Ankara'da biz de Amerika'da çekirdeğin dibine vurduk :) Ama dediğin gibi konuşunca pek çok şey halloluyor. Ve sanırım bizim hayatta net duramayışımız, kararlığımız da çok etkili. Senin adına çok sevindim. Toplumsal cinsiyet alanında çalışmayı çok isterdim. Yürekten bağlı olduğum bir konu. Seni destekliyorum canım arkadaşım! Yolun açık olsun :)

Beste,
:) İstediğin gibi paylaşabilirsin. Türkiye'de yaşlılara bakış nene-dede kıvamında di mi :) Amerika'da biraz daha farklı, Fransa kadar olmasa da, o çiftlerden burada da var, ele ele tutuşup yürüyorlar, onları böyle görünce içime bir mutluluk oturuyor, tüm bedenimi kaplıyor. Orgazm konusunda, hedef olmadıkça problem olmaz sanırım ama spiritual love making'de çok yeri yok. Daha doğrusu bu konuda farklı akımlar var, örneğin coitus reservatus'ta erkek olmuyor ama kadın oluyor. Bu uhrevi deneyimden kadınlar niye nasiplenmesin diye tartışma çıkıyor. Mesela Karezza'da kadın da erkek de olmuyor, ya da nadir olarak oluyor. Orgazm konusunda şu iki yazıya bir bak istersen: ww.reuniting.info/science/coolidge_effect
http://www.reuniting.info/will-orgasms-keep-you-in-love

pnr/cnr
Aynı şeyleri, aynı modları biz de yaşadık ve çok komik aynı tespiti benimki de yaptı :) Evet haklılar. Çok geç olmadan, akışa müdahele etmek lazım. İlk'in dileğini ben de yazayım: Elleriniz hiç ayrılmasın. Sevgiler :)

yeliz said...

evrencim yazdıkların bana çok aşina gelmişti ama öyle güzel toparlamışsın ki bayıldım. hemen her çiftin yaşadığına inanıyorum bu sorunları. uyku çok pis vuruyor bize yav... süreç deme süreç deme:P

Nar cicegi said...

Caniiiim... Uzun uzun yazmiycam.. Ama hissettiklerim iki kelimeye sigiyor..
Yalniz degildin..(yalniz degilsiniz..)

Evren said...

Yeliz,
Uyku deme, süreç süreç :P

Nar çiçeği,
Omuzlarımda hissettim desteğini :) Teşekkürler!

tomurcuk said...

Çok güzel ve dürüst bir yazı olmuş. Bunlar daha çok paylaşılabilse birçok çift sorunlar büyümeden çözebilir bence.

Çocuk olunca o çocuğa aşık oluyorsun. Attachment falan değil resmen aşk. Anneliğin en zor tarafı o aşk içinde çocuğa yapıştığın ellerini yavaş yavaş çözüp hem onun özgürleşmesini sağlamak hem de en azından bir elini tekrar eşine uzatmak.

Evlilikler saksıda çiçek gibi. Bir an sulamazsan hoop gidiyorlar. Çözüm üzerine de yazar mısın? Yani belli günleri ayırmak mı gerekiyor, artık spontan olamıyor bazı şeyler. Çok özele girmeden varsa tüyolar iyi olur valla.

Evren said...

Tomurcuk,
Evet haklisin, bu cocuga duyulan asktan farksiz :) Ve benzetmene bayildim! "Ellerini cozup onun ozgurlesmesini saglamak." Daha once de yazmistim (http://yavrusu.blogspot.com/2011/12/yeni-bir-donemin-baslangc.html), kiz anneleri icin bu daha zor. Tam bunu yazdigimda, merak ettim acaba kiz cocugu olanlarin bosanma orani daha mi yuksek diye, simdi divorce istatistiklerine baktim ve dogruymus :) Gercekten kiz cocugu olanlarin bosanma orani daha yuksek. Sasirmadim aslinda, su ana kadar okuduklarimla paralel.

Neyse, bizim yaptiklarimiza gelince, durumu arastirdiktan sonra daha cok "sulamaya" basladik iliskimizi ;) Eskiden, yani cocuk oncesi birlikte yaptigimiz ve hosumuza giden seyleri dusunduk. Sinemayi cok ozlemistim ben, cocugu krese atip (kotu anne-baba :P) okula gitmeyip sinemaya gittik birlikte :) Onun disinda, her aksam kanepede karsilikli oturup birbirimize ayak masaji yapardik bir seyler okurken. Tulin Su gec yatinca halimiz kalmiyordu ama artik hic gunduz uyumadigi icin daha erken yatiyor biz de o uyuduktan sonra bilgisayarlara atlamak yerine, okuyacagimiz seyleri alip kanepede bulusuyoruz. Arada sohbet ediyoruz, arada okudugumuz seylerden bahsediyoruz, arada yine Tulin Su giriyor sohbete :) Arada da sarilip yatiyoruz konusurken (daha cok ten temasi = daha cok oxytocin :) Ikimiz de bilgisayarda calisip omuzlari eskittigimiz icin, ikimiz de masaji cok seviyoruz. Onun icin bir masaj yagi aldik, yine arada iyi oluyor.

Bir de bu evde artik son aylarimiz ama yeni tasindigimiz ev icin dusundugum seyler var, yatak odasina dair. Nasil sectik var olani bilmiyorum. Sanirim aileler alisverise dahil olunca, zor oluyor. Yatak odasi ilham vermeli diye dusunuyorum simdilerde. Bizim evin en kotu dizayni yatakodasi. Yemek takimlarina ozeniliyor, keza oturma odasi da oyle. Ama yatak odasinin hali icler acisi. Nasil dostlarla birlikte uzun uzun sohbet edip tadina varilarak yenilen bir yemek, karin doyurmak icin yenilen yemekten daha keyifliyse, cinsellik icin de benzer hedefler olmali diye dusunmeye basladim (15 sene sonra!)Onun icin de bir on hazirlik yapmak, bir ortam yaratmak gerekiyor. Nedense su son doneme kadar sadece yavrunun odasiyla ilgili projeler uretiyordum. Simdi artik bizim icin de dusunuyorum.

Bir de Cynthia Peters'in akrabalik ile ilgili bir yazisini okudum gecenlerde, mutlaka tavsiye ederim, onun da bu konuda cok guzel tavsiyeleri var: http://www.zcommunications.org/imagining-intimacy-family-and-sex-in-a-better-world-by-cynthia-peters

Son olarak, bu alternatif cinsellik icin farkli farkli akimlar varmis, bir e-kitap gonderdi T. bana, henuz okuyamadim ama ilgini cekerse buradan indirebilirsin: http://dl.dropbox.com/u/15804757/ebooksclub.org__Cupid__039_s_Poisoned_Arrow__From_Habit_to_Harmony_in_Sexual_Relationships.pdf

Sevgilerimle...

Tomurcuk said...

Ay biraz geç oldu cevap yazmam ama çok teşekkürler. Bu beraber kanepe işini çok tuttum.

ÇokBilmiş said...

Yazıyı okuduğum gün yorum yapamadım, günlerdir aklımda. Sırf yorum yapmak için geldim :) Herkes onaylamış ya, aksi de mümkün diye muhalefet yapmaya geldim ben gene :)

Ben eşimle 12 yıldır birlikteyim. 2,5 yaşında da bir kızım var. Hiçbir zaman cinselliği ikinci plana atmadım. Biraz erkeksi filan mı düşünüyorum, testeronum mu fazladır nedir? :) Benim için cinsellik evliliğin anlamı. Eğer eşimi bir gün sadece "en iyi arkadaşım" diye görürsem arkadaşlığımı devam ettirir ama evliliğimi bir saniye bile düşünmeden sonlandırırım. Burda aşktan filan da bahsetmiyorum, doğrudan cinsellikten bahsediyorum. Benim için çokönemli, olmazsa olmaz ve 29 aydır emziriyor olmama bile bu durumu değiştiremedi.

Ha, elbette bir gün fiziksel bir sıkıntı doğar ve ben eşime cinsellik söz konuus olmadan bakmak zorunda kalabilirim. Ama artık bu bir evlilik değil "hayat arkadaşlığı" olur benim gözümde ve ciddi anlamda da büyük bir fedakarlık olur. Ama bugüne kadar yaşadıklarımızın karşılığında, bu fedakarlığı eşim için gözüm kapalı yaparım. Ama bu gibi özel bir durumun haricinde, kimse benden cinselliği sonlandırmamı beklemsin, çok sinirlenirim :)

Evren said...

Kimsenin boyle bir sey bekledigi yok zaten; bilakis cinsellige daha cok vakit ayiralim, hedefe yonelik davranip acele etmeden, surecten zevk almaya bakalim diyoruz :) Senin hormonlar iyiymis bu arada, ne guzel :)

ÇokBilmiş said...

Bu konuda da genel kadın grubuna katılamayacağım sanırım (kornik muhalefetim). Benim hiçbir şeye çok fazla vakit ayıracak kadar zamanım yok. Yapmam gereken pekçok iş var. Hepsine minimum süre ayırabiliyorum. Öyle bütün gece cinselliğe vakit ayırayım da sonra kalkıp kim işe gidecek? hangi kafayla çocuk bakacak? Minimum süre neyse, onu kullanma taraftarıyım ben.

Evren said...

Ben cinsellik icin yemek metaforunu kullaniyorum. Cogu zaman aciktigimiz icin karnimizi doyuruyoruz ama genellikle tadi damagimizda kalan yemekler emek harcanarak hazirlanmis, yavas yavas tadina vararak yenen yemekler oluyor. Iste o zaman, karin doyurmanin bir onemi kalmiyor, yemegin tadi on plana cikiyor...

Yemek icin de yapilacak sey belli aslinda. Ayni malzemeleri, ayni sekilde pisirip de yiyebilirsin, sonucta karnin doyar ama bir sure sonra bikkinlik verebilir. O yuzden arada yeni tarifler denemek isteyebilirsin. Bazen kisa surede cok lezzetli bir sey de ortaya cikabilir. Ama en guzeli -benim icin, program yogunlugum yuzunden nadiren de olsa- oncesinden hazirlik yapip (en azindan dusunsel olarak), yapim asamasinda da o anki keyfime gore kendi zevk aldigim tatlari, kendi yaraticiligimi katarak yavas yavas hazirlamak, yavas yavas, tadina vararak yemek :)