October 20, 2008

Haşimoto için iyileşmeye giden yolda ilk adım: AIP Sağlık Listesi (2. bölüm)

Öncelikle geçen yazıda geçen şu çok önemli cümleyi tekrar hatırlayalım: "haşimoto, bir tiroid hastalığı değil, bağışıklık sistemi hastalığıdır". Bağışıklık sisteminin tiroid bezine saldırması sonucu, tiroid bezi işlevini yerine getiremez ve yeterince tiroid hormonu salgılayamaz. Görünürde (test değerlerinde) yalnızca tiroid bezesini etkilemiş gibi gözükse de aslında vücutta pek çok yer etkilenir. Modern tıbbın bu hastalık için tavsiye ettiği tiroid ilaçları, hastalığın esas nedenini tedavi etmek için değil, sonuç olarak azalan tiroid hormonunu yerine koymak içindir. Ve maalesef bu ilaçların içerisinde yalnızca tiroid hormonu bulunmuyor, örneğin Euthyrox'un içerisinde laktoz, levotiroksin'in içerisinde de gluten bulunuyor ve başka ismini&cismini bilmediğimiz bir sürü madde. İlacın yan etkilerini okumak bile insana kriz geçirtebiliyor. Yani azalan tiroid hormonunuzu yerine koyarken farkında olmadan vücudunuza başka neler giriyor kimbilir...

Oysa yapılması gereken şey basittir. Geçen yazıda bahsi geçen "delikleri yüzünden su alan kayık" metaforunu düşünürsek, sonuçta ortaya çıkan şikayetleri geçirmeye odaklandığımızda (yalnızca tiroid ilaçları kullandığımızda), altta yatan nedeni (kayıktaki/bağırsaklardaki delikler) tedavi etmediğimiz için, bu şikayetler ortaya çıkmaya devam edecektir. O yüzden yapmamız gereken en önemli şey sonuca değil bunu ortaya çıkaran nedenlere odaklanmaktır. [Burada bir parantez açıp hatırlatma yapmakta fayda var, eğer TSH'ınız yüksekse (ya da diğer bir deyişle kayığa çok su dolmuşsa) ilacı kullanmaya devam etmeniz çok önemli, aksi halde daha ciddi rahatsızlıklar oluşabilir, dikkat!]

Nedenlere gelince, kesin olarak bilinememekle birlikte, oto-immün hastalıkların nedeni olarak çoğunlukla genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığına inanılıyor. Tabii ki genetik nedenleri değiştiremeyiz ama çevresel faktörleri ve vücudumuza giren şeyleri değiştirebiliriz. Ve daha önce bahsettiğim gibi ilk olarak beslenmemizden başlayabiliriz.

İşte AIP (auto-immune protocol) de bizim için biçilmiş kaftan (ya da şişelenmiş kemik suyu) diyebiliriz. Bu protokol, otoimmün hastalıkları olanlar için önerilen bir beslenme programıdır. Gerçekten çok sınırlı bir listesi var. Ben 2 sene önce, ilk olarak gluteni keserek başladım, sonra süt ve süt ürünlerini, sonra şekeri, daha sonra tahılları, baklagilleri, nightshade ailesi olarak bilinen domates-biber-patlıcan ve patatesi, ve daha neleri neleri. Artık kesecek bir şey kalmayınca, dert de kalmadı tabii :P

Tamam tamam, böyle yazınca feci gözüktü farkındayım, ama aslında durum o kadar da kötü değil. Gerçekten! Hem yediklerinize konsantre olunca, insan hiç aramıyor ekmekmiş, peynirmiş, domatesmiş. Siz belki züğürt tesellisi diyeceksiniz ama cidden canım zerre çekmiyor artık bu tarz şeyleri. Çünkü bu beslenme programında insan kendini o kadar iyi hissediyor ki aynı sofrada gluten yiyen biriyle bile oturmak istemeyebiliyorsunuz. O korkunç protein bir şekilde bulaşıp hayatınızı tekrar mahvedecek diye strese girebiliyorsunuz. Neyse ki, alıştıkça --ve aslında belki de iyileştikçe-- paronayaklıklarınız da geçiyor ve ekmek yiyen insanlara acımadan bakabiliyorsunuz ;)

Şimdi gelelim AIP dietine. Ancak bu diet listesini hemen açıklayıp sizi kaçırmak istemiyorum. O yüzden öncelikle biraz dietlere olan genel tavırları konuşalım istiyorum. Haşimoto tiroidi grubunda sıkça sorulan sorulardan biri de nasıl kilo verebilirim olduğu için bu konu üzerinde biraz durmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Şimdi söyleyin bakalım, diet deyince aklınıza ne geliyor? Sizi o çok sevdiğiniz yiyeceklerden mahrum eden bir kara liste? Kibrit kutusu büyüklüğünde bir şeyler yiyebilmek mide gurultusu eşliğinde geçmek bilmeyen saatler? Sonra dayanamayıp yemeğe saldırmak ve normalde yediğinizin 3 katı yiyerek derin bir pişmanlık eşliğinde bir sonraki Pazartesi bu sefer kesin olarak çok ciddi bir diete başlama kararı almak? Ve tekrar aynı döngüye girip kendinize olan saygınızı yitirmek?

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, dietlerin %95'i başarısız oluyor ve verilen kilo 1-5 yıl içerisinde geri alınıyor [1]. Bunun pek çok nedeni var elbette. Ama bence en önemli neden, beynimizin temel bakışını değiştirmeye çalışmadan hızlıca kilo vermeye çalışmaktan kaynaklanıyor. Amaç kilo vermek olunca, beynin o ilk, ilkel yazılımı (canlı organizmaların hayatta kalması için enerjiye ihtiyaç duyması ilkesi) değiştirilemediği için, irade de insan kısmısında sınırlı olduğu ve belli noktada tükenen bir şey olduğu için, diet esnasında belki de normalde pek tüketmediğiniz yiyecekler beyniniz tarafından allanıp pullanıp billboard afişleri gibi gözünüze gözünüze sokuluyor.

O yüzden başlangıçta bakış açısını değiştirmek çok önemli. AIP Dieti'ne tıklamadan önce, buna bir diet listesi değil de "sağlık listesi" olarak bakmak gerekiyor. Bunun için de sanırım yapabileceğiniz en iyi şey bol bol okumak, okuyarak beyni ikna etmek. Ve bunu kendinizin yapması çok önemli. O yüzden, ben burada tahılların, süt ve süt ürünlerinin, nightshade ailesi olarak bilinen domates-biber-patlıcan-patatesin ve protokoldeki diğer yasaklı gıdaların bize zararlarını yazmayacağım. Çünkü inanıyorum ki kendiniz bulup okuduğunuzda, bunların zararlarını kendiniz keşfettiğinizde, beyninizin kıyısında köşesinde kalan soruları araştırıp aradığınız yanıtları bulduğunuzda, beyninizi ikna etmeniz ve AIP beslenmesini benimseminiz çok kolay olacak. Diğer türlü, ezberler üzerinden gittiğinizde, beyniniz mahrumiyet psikolojisine girecektir ve bir noktada isyan edip yiyeceklere saldırmaya başlaması işten bile değildir. O yüzden tek tek bu dietteki gıdalarla ilgili neden zararlı ya da yararlı olduğunun araştırılması bence en önemli şey. Beyin ikna olduğu zaman otomatik olarak istemiyor zaten.

İkincisi de yavaş yavaş başlamak, küçük küçük hedefler koymak ve alışkanlık oluşana kadar zinciri hiç kırmamak [2]. Ortaokul fen derslerinden hatırlarsanız, atom doğası gereği minimum enerji ve maksimum düzensizlik ister; dolayısıyla beynimiz de bir şeyler yapmaya gelince oyunu minimum enerjiden yana kullanır ve mümkünse hiç enerji harcamak istemez. Neyse ki bilinçaltı otomatik pilot işlevi görü ve hayatımızın %95'ini yönetir. Diş fırçalamak, araba kullanmak için beynin enerji harcamasına gerek kalmaz, bunlar bilinçaltı tarafından otomatik olarak yapılır. İşte kilit nokta budur!!! Eğer kazanmak istediğiniz sağlıklı bir alışkanlık varsa (AIP, egzersiz, çiğ yemek, vs.), kendinizi yormadan ufak ufak başlamanız ve bilinçaltına geçene kadar (ortalama 21 gün) zinciri hiç kırmamanız gerekiyor. Örneğin ben 2 sene önce başladığımda ilk olarak yalnızca gluteni kesmiştim. AIP dietini tamamen uygulamaya başlamam 6 ayımı aldı. O yüzden diet sağlık listesine bakıp benim bunu uygulamam imkansız deyip vazgeçmeyin. Çok ufak bir şeyle başlayıp bunu alışkanlık haline getirmeniz bütün bir diet listesini yalnızca 1 hafta uygulamanızdan çok daha önemlidir. Küçük hedefler koyduğunuzda (örneğin önce yalnızca gluten ya da egzersiz için günde sadece 10 dakika, ) başarma şansınız daha yüksek ve başardığınızda kendinize güveninizin gelmesi ve motivasyonunuzun artması garanti!

Evet şimdi artık hazırsanız, sağlık listesine bakabilirsiniz :) Ve işte karşınızda A-I-P. Burada da İngilizcesi: http://drknews.com/autoimmune-gut-repair-diet/


AIP Dieti AIP (Auto Immune Protocol) dieti, oto immün hastalıklara sebep olan ya da bu hastalıklar yüzünden zayıflayan bağırsak florasını tedavi etmek üzere düzenlenmiş bir beslenme programıdır. Bu dietin semptomlarınız iyileşene kadar uygulanması önerilmektedir. Daha sonra, eklemek istediğiniz gıdaları sırayla ekleyip vücudunuzdaki etkilerini test etmeniz gerekiyor. Eğer örneğin yoğurt eklediğinizde vücudunuzda herhangi bir tepki oluşuyorsa onu hep elimine etmeniz, oluşmuyorsa gönül rahatlığıyla dietinize eklemeniz gerekiyor. Şurada yiyecekleri vücuda yeniden tanıtmak için izlenecek yol üzerine daha ayrıntılı bilgiler bulabilirsiniz:http://www.thepaleomom.com/2012/09/... 
NELER YENEBİLİR Organik sebzeler: kabak, enginar, asparagus, pancar, brokoli, karnabahar, havuç, kereviz, kara lahana, frenk soğanı, soğan, sarımsak, taze soğan, kıvırcık lahana, pırasa, marul, salatalık, maydonoz, hardal yaprakları, turp, ıspanak, kabak, tatlı patates, su kestanesi, tere, yer elması.
Fermente yiyecekler: kimchi, kombucha çayı, zencefil turşusu, lahana turşusu (sauerkraut), tatlandırılmamış hindistan cevizi sütünden yapılmış yoğurt. Burada dikkat edilmesi gereken nokta mayalama işlemi sırasında şeker ve sirke kullanılmamış olması.
Et: Dana, tavuk, balık, kuzu, hindi.*Balık "wild caught" olmalı ve civa seviyesi düşük olmalı.*Diğer etlerin hormonsuz ve antibiyotiksiz olmasına dikkat edin.
Düşük glisemik indeksli organik meyveler: elma, armut, portakal, limon, greyfurt, avakado, kayısı, erik, kiraz, şeftali , çilek, yaban mersini, böğürtlen, ahududu.
Hindistan cevizi: yağı, kreması, sütü, yoğurdu, tatlandırılmamış rendesi, kendisi.
Noodle: esmer shirataki yam noodles. Tofu içeren noodle'lardan kaçının.
Otlar ve baharatlar: fesleğen, kişniş, kimyon, sarımsak, zencefil, limonotu, nane, kekik, maydonoz, biberiye, adaçayı, deniz tuzu.
Diğer: Elma sirkesi, bitkisel çaylar, zeytin yağı, zeytin.
NELERİ YEMEMEK GEREKİYOR Şeker: her tür şekerli gıda, çikolata, mısır şurubu, fruktoz, yüksek fruktozlu mısır şurubu, bal, pekmez, reçel, akçaağaç şurubu, sukroz, agave, stevia.
Yüksek glisemik indeksli meyveler: muz, konserve meyveler, kuru meyveler, mango, ananas, kavun, karpuz.
Tahıllar: pirinç, bulgur, arpa, çavdar, buğday, karabuğday, kılçıksız buğday, mısır, kuskus, quinoa, darı, süpürge darısı (sorghum), yulaf, çavdar, buğday tohumu, millet, amarant, kamut, haşhaş, kenevir dahil tüm tahıllar.
Baklagiller: siyah fasulye, mercimek, yer fıstığı, bezelye, barbunya, soya fasulyesi dahil tüm baklagiller.
Nightshade'ler: domates, biber, patlıcan, patates, paprika, Tabasco® sosu, tomatillos.
Kuruyemişler ve çekirdekler: badem, fıstık, ayçekirdeği, susam dahil tüm kuruyemiş ve çekirdekler ayrıca çekirdeklerden yapılmış baharatlar.
Gluten içeren bileşikler: Ketçap, soya sosu, teriyaki sosu, barbekü sosu, bulyon, bira mayası, sosis, çeşnilik, emülgatör, ilaçlarda olası dolgu malzemeleri, sakız, hidrolize bitkiler ve sebze proteini, malt, malt sirkesi, hamursuz ekmek, modifiye edilmiş nişasta, monosodium glutamate (MSG), işlenmiş salata sosu, seitan, stabilizörler.
Süt ve süt ürünleri, yumurta: tereyağ, peynir, inek sütü, keçi sütü, koyun sütü, krema, dondurulmuş tatlı, margarin, mayonez, peyniraltı suyu, yoğurt (hindistan cevizi yoğurdu hariç).
Soya: edamame, miso, soya sütü, soya proteini, soy sosu, tempeh, tofu.
Mantar: tüm mantarlar ve funguslar.
Alkol: tüm alkol çeşitleri.
Diğerleri: kahve, sigara, konserve yiyecekler, işlenmiş gıdalar, maya, tapyoka.




Tamam, evet, gerçekten de çok zor ama imkansız değil. Bir kez başlarsanız gerisi geliyor. Ve bir tiyo daha, yoksunluk sendromu yaşamamak için en iyisi, yiyemediklerinize değil, yiyebileceğiniz güzelliklere odaklanmak. Bunun için pinterest'te ya da internette çok güzel tarifler var. Bkz.



Bu noktada temel derdimizi tekrar hatırlatalım. Temel derdimiz, kilo vermek değil, iyileşmek, bağırsaklarımızı iyileştirmek. Evet ben bu şekilde beslenerek kilo da verdim ama şu anda kilo kafama taktığım en son şey. Hatta artık evimde bir tartı bile yok. Çünkü sistem tarafından dayatılan ölçülere, bir şeylerin sayılarla sınıflandırılması gerektiğine inanmıyorum. Bence ideal kilo, insanın kendine baktığında iyi hissetmesi. İdeal vücut ölçüleri yemek yedikten sonra davul gibi şişmemesi, bunun için vücudunun sindirebildiği yiyecekleri tüketmesi. Sizi gerçekten mutlu eden yiyecekleri bulmak ve bunlarla pozitif bir ilişki kurmak. İşte bu protokol bunun için var. AIP uyguladığınız zaman kendinizi çok iyi hissediyorsunuz. Ama yukarıda dediğim gibi, acele etmeden yavaş yavaş ilerlemek gerekiyor.

AIP dietini ömür boyu uygulamanız gerekmiyor. Bunu bir süre uyguladıktan sonra beslenmenize dahil etmek istediğiniz gıdaları (yoğurt, kefir, badem, ceviz, yumurta, vb.) tek tek ekleyip vücudunuzun tepkilerine bakmanız ve bu şekilde size dokunan gıdaları tespit etmeniz gerekiyor. Örneğin ben ilk kez AIP yaptıktan sonra yoğurdu tanıttığımda vücudum çok ciddi tepki vermişti, yoğurt yedikten yarım saat sonra gaklamaya başlayıp kusmuştum, sonrasında da direkt sızmıştım. Fakat 3 ay sonra tekrar denediğimde tolere edebilmiştim. Sonra her gün az az yiyebilmeye başladım. Çünkü bağırsaklar iyileştikçe, vücudun reaksiyon gösterdiği gıdalar da azalıyor.

Örneğin, şu anda yasak listemde yalnızca gluten, süt, peynir ve çikolata var (ve tabii ki işlenmiş gıdaların hepsi). Gluten saç diplerimde kaşıntı, şişkinlik, hemeroit, fibromiyalji ve hipoglisemi yapıyor, peynir yediğim zaman gece tam uykuya dalarken boğulacak gibi öksüyorum ve ertesi gün sinir atakları yaşıyorum, süt içmiyorum ama arada bir sütlü tatlı (dondurma ya da kazandibi) yediğim zaman sivilce ve sinir oluyor, çikolata yediğimde ise migrenim tutuyor.

Bunlar dışında genellikle paleo tarzında (yani AIP + yumurta + kuruyemişler) beslenmeye devam ediyorum ama arada bir, bazen, prinçli şeyler (sarma, çorba, vs.) ya da quinoa salatası yiyorum, glutensiz şehriye çorbası içiyorum. Çok nadir olarak da mercimek çorbası içiyorum, glutensiz makarna yiyorum.

Bu beslenmenin bir güzelliği de bana geri kazandırdıkları oldu. 15 yıldır çiğ soğan ve sarımsak yiyemiyordum, yediğimde karnım davul gibi şişiyor, midemde yarattığı rahatsızlığı gidermek için, afedersiniz, çıkarmak zorunda kalıyordum. Gluteni bıraktıktan sonra soğan ve sarımsaksız gün geçirmiyorum, 15 yıldır nasıl özlemişsem artık! İnsan içerisine çıkamaz oldum :P Şaka bir yana, soğan ve sarımsağın içerisinde bulunan FODMAP'ler ince bağırsak tarafından zor emilebiliyormuş, özellikle geçirgen bağırsak sendromu olan kişilerde gaz ve şişkinliğe sebep olabiliyormuş. Bağırsak geçirgenliği azalınca bunları da tolere edebilmeye başladım.

Bir de alakası var mı bilmiyorum ama bu beslenme tarzına geçtikten sonra paratiroitlerimde bulunan iki, hipofizimde bulunan bir mikro adenoma ortadan kayboldu :))

En güzeli de, artık bir yerim ağrımıyor (fibromiyaljim geçti), yataktan sürünerek kalkmıyorum, aç kaldığımda ağlayacak ya da bayılacak gibi olmuyorum (hipoglisemim geçti), herkes t-shirt giyerken ben de t-shirt giyebiliyorum ve titremeden o şekilde durabiliyorum, karga gibi gaklayıp durmuyorum (gastritim iyileşti), ve sürekli birilerine ya da kendime çatmıyorum (7 yıl boyunca aşırı sakin bir kasabada yaşadıktan sonra 1,5 ay önce İstanbul'a taşınmış olmamıza rağmen). Yani kısacası artık iyileştim. Ve bu iyileşme yolunda çok şey öğrendim. Yalnızca besinlerle ilgili değil, kendimle ve diğer insanlarla ilgili de :)

Neyse, yine çok uzun oldu, gelecek yazıda iyileşme yolunda, beslenme dışında neler yaptıklarımı, ne gibi destekler kullandığımı, uyguladığım detoksları yazacağım. O zamana kadar kalın sağlıcakla.

Yazının devamı...


Kaynaklar

The Gluten-Thyroid Connection: https://chriskresser.com/the-gluten-thyroid-connection

The Most Important Thing You May Not Know About Hypothyroidism: http://chriskresser.com/the-most-important-thing-you-may-not-know-about-hypothyroidism

Three Reasons Why Your Thyroid Medication Isn’t Working: http://chriskresser.com/three-reasons-why-your-thyroid-medication-isnt-working

The Thyroid-Gut Connection: http://chriskresser.com/the-thyroid-gut-connection

A brief history of wheat and why it is making us sick: http://surefoodsliving.com/2010/09/a-brief-history-of-wheat-and-why-it-is-making-us-sick/

The WHYs of the AIP: http://www.thepaleomom.com/category/autoimmune-2/the-whys-of-the-aip

* * *

Not: Bu yazı aslında Kasım 2014'te yayınlanmıştır, blogun konusu ile ilgili olmadığı için burada bulunmaktadır.

6 comments:

Deli Anne said...

1-senin hala yazdığını bilmiyordum.. gülçinin sayfasına uğramayasam bilemeyecektim de.

2. şaşırıyorum, çünkü elimi nereye atsam gluten vs çıkıyor karşıma... hipotiroid var deniyordu bana. ilk doğumdan beri.. her neyse son 2 yıldır ölmeden sürünüyorum adeta. tsetler ok, değerler normal ama tüm belirtiler bomba gibi parlıyor üstümde... sadece fiziksel değil ruhen de çöktüğümde (gerçekten sonunda delirdiğimi düşünüp çok korkup saatlerce ağalayacak kadar) bunu araştırmak istedim. belirtilerin tümünü araştırdım haşimotoya oradan da glutensiz beslenmeye çıkıyordu. sonra pratik anne ettiğim bir iki kelamdan farkına varıp aynı şeyleri söyledi. ardından amerikadaki bir başka arkadaşım.. şimdi sen... 1 aydır iyi-kötü (bilmeden yemiş olabiceklerimid üşünerek diyorum) glutensiz ve şekersiz beslenmeye çalışıyorum, haftada 3 gün de bisiklete biniyorum... kaşıntılar, sürünme hali, yemekten sonra yerimden kalkamama, zihin bulanıklığı, şiddetli hafıza kaybı, başağrısı, başdönmesi, gerginlik çok büyük oranda azaldı. ve sebepsiz depresyon halimde... aip i duydum ama aynen dediğin gibi aşama aşama içine girilecek birşey.. ve gene dediğin gibi; diyette bunca istikrar gösteremiyorken insan,hissedilir şekilde iyileşme etkisi müthiş bir istikrar sağlıyor... teşekkür ederim çok faydalandım yazdıklarından da... sevgiler çok çok.

edogan said...

bu kadar ileride boyutta değil ama aidin salih isminde bir doktorbayan var. kitabında birçok hastalığa deva olacak reçeteler anlatmış. göz atmanızı tavsiye ederim. geçmiş olsun ayrıca..

Mebeyh said...

Merhaba yavrusu.. Yazıların çok mutluluk verici..
Bende Haşimato ve insülin direnci hastasıyım..
Inan senin kadar Ümit verici konuşsa doktorlar güzel psikolojiyle daha kolay atlatılır hastalıklar...
Tedavisi yok demek çok acizce..
Ben 2 çocuklu bir anneyim.. 6 aylık birisi.. Emziriyorum.. Bu diyetlere başlamam biraz erken sanırım.. Sen ne düşünüyorsun?
Merak ediyorum..
bu diyetler sonrasında Hipotroidi ilacını bıraktın mı?
Birde bu aip diyetini Türkçe olarak bulamıyorum sende bu diyetlerin Türkçe'si varsa lütfen paylaşırmısın?
Teşekkürler..

handan baydas said...

geçmiş olsun :( aynı sorun bende de başladı mslesef. ilaç kullanıyor musun? sevgiler

nermini said...

Merhaba,
Ben de bu diet iki aydır uyguluyorum. İlk ay gluteni ve işlenmiş gıdaları, unlu mamülleri beslenmemden çıkardım. İkinci ayda baklagilleri eledim. Yalnız bugün anti-tpo testi yaptırdığımda gördüm ki oto antikorlarım yüzde elli artmış. Yıllardır 60 larda seyreden değerler bugün 92yi gördü. Ve moralimi fena bozdu. Sizde de böyle bir şey olmuş muydu? Ya da diyetle birlikte oto-antikorlarınıız da düştü mü?

Irmak Başer said...

Hashimoto/hipotiroidi hastalarina karnibahar, brokoli ve lahana gibi tiroid bezi fonksiyonlarini iyice etkisiz kilacak guatrojenik besinler onerilmez. Fakat diyette yenilebilecekler arasinda?