Showing posts with label duyuru. Show all posts
Showing posts with label duyuru. Show all posts
March 9, 2012
March 5, 2012
8 Mart'ımız kutlu olsun :)
Hepimizin 8 Mart'ı şimdiden kutlu olsun :) İstanbul'dakiler için çok güzel bir şenlik var duyurmak istediğim. Boğaziçi Kadın Araştırmaları Kulübü düzenliyor, Kadın Şenliği. Neler yok ki bu şenlikte? Kitaplar, konserler, oyunlar, paneller, söyleşiler... İstanbul'dakiler şanslı! Güzel bir 8 Mart haftası diliyorum herkese :)
Yer: Güney Kampüs, Kırmızı Salon (Özger Arnas Salonu)
* BÜKAK olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü takip eden hafta (5-9 Mart) boyunca kadın edebiyatını, dergiciliğini görünür kılmak ve daha çok kişiye ulaştırmak için Kadın Eserleri Kitap Sergisi'ni açıyoruz. Bu tarihler arasında sergiden çesitli kadın eserlerini indirimli olarak satın alabilirsiniz.
PANEL: "KADIN DİLİNDEN BARIŞ MÜCADELESİ"
DİNLETİ: BÜMK Kadınlar Korosu
Kadın Eserleri Kitap Sergisi
5 Mart Pazartesi – 9 Mart Cuma
5 Mart Pazartesi – 9 Mart Cuma
Yer: Güney Kampüs, Kırmızı Salon (Özger Arnas Salonu)
* BÜKAK olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü takip eden hafta (5-9 Mart) boyunca kadın edebiyatını, dergiciliğini görünür kılmak ve daha çok kişiye ulaştırmak için Kadın Eserleri Kitap Sergisi'ni açıyoruz. Bu tarihler arasında sergiden çesitli kadın eserlerini indirimli olarak satın alabilirsiniz.
PANEL: "KADIN DİLİNDEN BARIŞ MÜCADELESİ"
5 Mart Pazartesi 17.30
Yer: Güney Kampüs, Demir Demirgil Salonu (ÖFB)
KONUŞMACILAR:
Yard. Doç. Dr. Ayşen Candaş
Radikal Gazetesi Yazarı Ezgi Başaran
İstanbul Feminist Kolektif'ten Funda Ekin
BDP Milletvekili Sebahat Tuncel
MODERATÖR: Deniz Taşyürek (BÜKAK)
* Yıl 2012... Nedenleri ve sonuçlarıyla savaş, hâlâ canımızı acıtmaya, bizi umut ettiğimiz barış ortamından uzaklaştırmaya devam ediyor. Askeri ve siyasi operasyonlar, gazeteci, akademisyen, öğrenci ve siyasetçi tutuklamaları, üzerinden aylar geçmesine rağmen yaraları sarılamayan Van depremi ve 35 kişinin öldürüldüğü Uludere Katliamı savaşın en önemli yansımaları. Kuşkusuz kadınlar bu savaş ve şiddet ortamından sadece kadın olmaları nedeniyle de nasiplerini alıyorlar. Bu yüzden her 8 Mart'ta olduğu gibi bu yıl da barış dilinden vazgeçmiyoruz ve farklı alanlardan kadınların barış mücadelelerini kampüsümüze taşıyoruz.
MODERATÖR: Deniz Taşyürek (BÜKAK)
* Yıl 2012... Nedenleri ve sonuçlarıyla savaş, hâlâ canımızı acıtmaya, bizi umut ettiğimiz barış ortamından uzaklaştırmaya devam ediyor. Askeri ve siyasi operasyonlar, gazeteci, akademisyen, öğrenci ve siyasetçi tutuklamaları, üzerinden aylar geçmesine rağmen yaraları sarılamayan Van depremi ve 35 kişinin öldürüldüğü Uludere Katliamı savaşın en önemli yansımaları. Kuşkusuz kadınlar bu savaş ve şiddet ortamından sadece kadın olmaları nedeniyle de nasiplerini alıyorlar. Bu yüzden her 8 Mart'ta olduğu gibi bu yıl da barış dilinden vazgeçmiyoruz ve farklı alanlardan kadınların barış mücadelelerini kampüsümüze taşıyoruz.
KİTAP SÖYLEŞİSİ: Ne Değişti? Kürt Kadınların Zorunlu Göç Deneyimi
6 Mart Salı 17.30
Yer: Güney Kampüs, Kırmızı Salon (Özger Arnas Salonu)
KATILIMCILAR:
Handan Çağlayan
Şemsa Özar
Ayşe Tepe Doğan
MODERATÖR: Berfin Binbay (BÜKAK)
* Milyonlarca insanın sahip olduğu her şeyi bırakıp belirsiz bir geleceğe doğru göç ettirildiği 90’lı yıllardan günümüze Kürt kadınlarının deneyimlerini, göçün ardından yaşanan değişimleri, ayrımcılık, dışlanma, güvensizlik ve belirsizlik gibi süreçleri Ne Değişti? Kürt Kadınların Zorunlu Göç Deneyimi adlı kitapta ele alan yazarlarla buluşuyor ve kadınların etkileyici yaşam mücadelelerine tanık oluyoruz.
MODERATÖR: Berfin Binbay (BÜKAK)
* Milyonlarca insanın sahip olduğu her şeyi bırakıp belirsiz bir geleceğe doğru göç ettirildiği 90’lı yıllardan günümüze Kürt kadınlarının deneyimlerini, göçün ardından yaşanan değişimleri, ayrımcılık, dışlanma, güvensizlik ve belirsizlik gibi süreçleri Ne Değişti? Kürt Kadınların Zorunlu Göç Deneyimi adlı kitapta ele alan yazarlarla buluşuyor ve kadınların etkileyici yaşam mücadelelerine tanık oluyoruz.
YURT KONSERLERİ
6 Mart Salı 21.30
Yer: I. Kuzey Yurdu
8 Mart Perşembe 21.00
Yer: II. Kilyos Yurdu
| * BÜFK'lü müzisyen kadınlarla birlikte bu yıl da yurtlarda, kadın ağzı şarkılarla, türkülerle 8 Mart'ı kutluyoruz. 6 Mart Salı akşamı saat 21.30'da I. Kuzey Yurdu'nun, 8 Mart Perşembe günü ise 21.00'da II. Kilyos Yurdu'nun kadın katlarını şenliğimizle dolduruyoruz. Sizleri de şiddete, savaşa, sömürüye inat hep birlikte şarkı söylemeye, dans etmeye çağırıyoruz! |
7 Mart Çarşamba 17.00
Yer: BTS Fuaye (Saatli Bina)
*Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü bünyesinde 2011 yılında kurulmuş Boğaziçi Kadınlar Korosu bu kez BÜFK'lü müzisyen kadınların da katılımıyla kadınlar için şarkı söylüyor. Belirli bir döneme bağlı kalmadan hissettikleri müziği üretiyor, seyirciye bunu yepyeni bir deneyim olarak yaşatmayı hedefliyor. Farklı renkleriyle kadın sesini merkez alan Kadınlar Korosu, Katalanca, Latince, İngilizce, Almanca dillerinde klasik eserler seslendirecek. BÜ'de Kadın Şenliği kapsamında gerçekleşecek bu dinletiye herkesi bekliyoruz.
OYUN: ELENİ'DEN MEKTUPLAR
7 Mart Çarşamba 18.00
Yer: Güney Kampüs, Demir Demirgil Salonu (ÖFB)
* Eleni'den Mektuplar günümüzde yaşayan iki kardeşin geçmişlerini ve annelerinin gerçek kimliğini keşfetmeleri üzerine kurulu. Annelerinin ölümünün ardından gömülmek istediği Ege kasabasına giden iki kardeş yollarını bir kaza ile kaybedince hem kendilerinin hem de annelerinin geçmişi ile karşılaşıyorlar. Oyunda 6-7 Eylül olayları sonrası Türkiye’den gitmek zorunda kalan yaşlı bir Rum’un torunu Eleni’nin Müslüman bir aileye teslim edilmesi, Eleni’nin Edibe olma süreci öykü boyunca yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Gitmek zorunda olanların mektupları sizin ilginizle açılacak, sahiplerini bulacak. Eleni'den Mektuplar“bizi” keşfederken, küçük hikayeler fısıldıyor izleyenin kulağına! Oyunun ardından ise yazar Sevilay Saral ve oyuncular Duygu Dalyanoğlu ve Pelin Batu’yla oyun üzerine söyleşiyoruz.
Yer: Güney Kampüs, Demir Demirgil Salonu (ÖFB)
* Eleni'den Mektuplar günümüzde yaşayan iki kardeşin geçmişlerini ve annelerinin gerçek kimliğini keşfetmeleri üzerine kurulu. Annelerinin ölümünün ardından gömülmek istediği Ege kasabasına giden iki kardeş yollarını bir kaza ile kaybedince hem kendilerinin hem de annelerinin geçmişi ile karşılaşıyorlar. Oyunda 6-7 Eylül olayları sonrası Türkiye’den gitmek zorunda kalan yaşlı bir Rum’un torunu Eleni’nin Müslüman bir aileye teslim edilmesi, Eleni’nin Edibe olma süreci öykü boyunca yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Gitmek zorunda olanların mektupları sizin ilginizle açılacak, sahiplerini bulacak. Eleni'den Mektuplar“bizi” keşfederken, küçük hikayeler fısıldıyor izleyenin kulağına! Oyunun ardından ise yazar Sevilay Saral ve oyuncular Duygu Dalyanoğlu ve Pelin Batu’yla oyun üzerine söyleşiyoruz.
KİTAP SUNUMU: İktidarın Mahremiyeti -Aslı Zengin
8 Mart Perşembe 16.00
Yer: Güney Kampüs, Kırmızı Salon (Özger Arnas Salonu)
*Aslı Zengin, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Yüksek Lisans Programı’nda seks işçiliği üzerine yaptığı araştırmalarıİktidarın Mahremiyeti: İstanbul’da Hayat Kadınları, Seks İşçiliği ve Şiddet adlı kitabında toplamıştır. BÜKAK’ta yürütülen Feminizm ve Tiyatro dosya çalışması kapsamında okunan bu kitabın bir sunumu yapılacaktır.
SÖYLEŞİ: Samar Habib ile Arap Dünyası ve LGBTİQ Aktivizmi
13 Mart Salı 17.30
Yer: Güney Kampüs, İbrahim Bodur Oditoryumu (Natuk Birkan Binası)
* Western Sydney Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Samar Habib, Arap dünyasında son on yılda giderek güçlenen LGBTİQ hakları aktivizmi üzerine konuşacak. "Arap Baharı" olarak tanımlanan gelişmelerin bu aktivizme olumlu ve olumsuz etkilerine değinecek. Yeniden dirilen İslami duyarlılığın, hangi noktalarda LGBTİQ meselesinin görünürlüğünü arttırırken, hangi noktalarda daha çok zulüm yaşanmasına sebep olduğu üzerine tartışmalar yürütülecek.
*Etkinlik İngilizce'dir.
Yer: Güney Kampüs, İbrahim Bodur Oditoryumu (Natuk Birkan Binası)
* Western Sydney Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Samar Habib, Arap dünyasında son on yılda giderek güçlenen LGBTİQ hakları aktivizmi üzerine konuşacak. "Arap Baharı" olarak tanımlanan gelişmelerin bu aktivizme olumlu ve olumsuz etkilerine değinecek. Yeniden dirilen İslami duyarlılığın, hangi noktalarda LGBTİQ meselesinin görünürlüğünü arttırırken, hangi noktalarda daha çok zulüm yaşanmasına sebep olduğu üzerine tartışmalar yürütülecek.
*Etkinlik İngilizce'dir.
February 13, 2012
Amerika'dan ilik donörü olmak için
Bu sabah çok sevgili Nansa mail atmış. Amerika'dan da ilik donörü olmak için başvuru yapılabiliyormuş. Kendisi eşi için başvuru yapmış ve nasıl yapacağımıza dair ayrıntılı bilgi vermiş, sağolsun! Ben de T. ile konuştum, onun kan grubu Gamze'yle aynı olduğu için uyma şansı daha yüksek. Hemen başvurumuzu yaptık şimdi kitimizi bekliyoruz.
İşlem çok kolay!
1. National Marrow Donor Program'ın web sitesine gidip online başvuru yapıyorsunuz.
2. Size 4 tane pamuk çubuğundan oluşan bir kit gönderiyorlar ve o pamuk çubuklarıyla ağzınızın çeşitli bölgelerini ve dişlerinizi fırçalayıp geri gönderiyorsunuz.
Evet, hepsi bu kadar. Ve hiçbir ücret ödemeniz gerekmiyor.
Ve evet yarın güneş doğacak; Gamze ve diğer ihtiyacı olan insanlar için şimdi Be the Match!
Güncelleme: Amerika'daki bu kuruluş ile Ankara ilik bankasının bağlantısı varmış. Buradan bir eşleşme olduğunda, Ankara bilgilendiriliyormuş.
Güncelleme: Pratik Anne, Gamze'nin ailesine mail atmış. Gamze'nin doktorunun Ankara ve İstanbul'daki merkezler aracılığıyla başvuru yapması gerekiyormuş. Başvuru yaptıklarında bu kuruluşa üye olan uluslararası tüm bankalar taranıyormuş.
İşlem çok kolay!
1. National Marrow Donor Program'ın web sitesine gidip online başvuru yapıyorsunuz.
2. Size 4 tane pamuk çubuğundan oluşan bir kit gönderiyorlar ve o pamuk çubuklarıyla ağzınızın çeşitli bölgelerini ve dişlerinizi fırçalayıp geri gönderiyorsunuz.
Evet, hepsi bu kadar. Ve hiçbir ücret ödemeniz gerekmiyor.
Ve evet yarın güneş doğacak; Gamze ve diğer ihtiyacı olan insanlar için şimdi Be the Match!
Güncelleme: Amerika'daki bu kuruluş ile Ankara ilik bankasının bağlantısı varmış. Buradan bir eşleşme olduğunda, Ankara bilgilendiriliyormuş.
Güncelleme: Pratik Anne, Gamze'nin ailesine mail atmış. Gamze'nin doktorunun Ankara ve İstanbul'daki merkezler aracılığıyla başvuru yapması gerekiyormuş. Başvuru yaptıklarında bu kuruluşa üye olan uluslararası tüm bankalar taranıyormuş.
February 11, 2012
Yarın
T.Su yeni doğduğunda, sürekli, ya bana bir şey olursa diye düşünüp gözlerim dolar, boğazım düğümlenirdi. O minicik bir bebek, işi gücü annesinin memesini emmek olan kuzunun annesiz kalmasından çok korkardım. T.Su, ayağa kalkıp da ilk adımlarını atmaya başlayınca, bu sefer, ya ona bir şey olursa diye düşünüp evhamlanmaya başladım. Ya kafasını çarparsa, merdivenlerden düşerse, birisi kötü bir şey yaparsa,... Sonra dengesiz kafam içerisinde bir denge buldum ve ara ara ya ona bir şey olursa, ara ara da ya bana bir şey olursa diye düşünmeye başladım. Neyse ki bu düşüncelerin sıklığı giderek azaldı.
Fakat Gamze ile ilgili yazıları okuyunca, yine boğazıma bir düğüm geldi oturdu. Zor, çok zor anne olmak. Ben yok yere bu kadar üzüntü çekerken, Gamze'nin yaşadıklarını düşünemiyorum bile. Gencecik bir anne, T.Su yaşlarında bir çocuk, ismi Atakan. Atakan'a kursa gidiyorum demiş hastaneye giderken... eline de bir öpücük kondurmuş, yıkasa bile geçmeyecek bir öpücük. Atakan annesine ihtiyaç duyduğunda avucundaki öpücükten güç alacak... Canım benim...
Neyse, şimdi ağlama vakti değil, şimdi harekete geçip yardım etme vakti.
Öncelikle Gamze için ilik nakli gerekiyormuş. Akrabalarının uyma ihtimali %1'miş, diğerlerinin kırk binde bir. Dokuz Eylül Tıp Fakültesinde akrabalarının doku tipi taramalarını yaptıracaklarmış. Ama bu arada biz de ilik donörü olup uyarsa Gamze'ye, uymazsa başka canlara can verebilirmişiz.
İlik donörü olmak için: http://gamzeakbas.blogspot.com/2012/02/donor-olmak-isteyenler-ne-yapmali.html
Donör olmak dışında bir de kan verebilirmişiz. Üstelik kan grubunun uymasına da gerek yokmuş. Gamze için verdiğinizi söylediğinizde, onun için yapılan kan bağış sayısı fazla olunca, kan ihtiyacı anında karşılanıyormuş. Başka neler gerektiği şu bloglarda ayrıntılı şekilde yazıyor: Gamze'nin kendi blogu ve Gamze için arkadaşlarının açtığı blog.
Bu aralar bu şarkıyı dinliyorduk sık sık, şimdi Gamze için söylüyoruz...
Fakat Gamze ile ilgili yazıları okuyunca, yine boğazıma bir düğüm geldi oturdu. Zor, çok zor anne olmak. Ben yok yere bu kadar üzüntü çekerken, Gamze'nin yaşadıklarını düşünemiyorum bile. Gencecik bir anne, T.Su yaşlarında bir çocuk, ismi Atakan. Atakan'a kursa gidiyorum demiş hastaneye giderken... eline de bir öpücük kondurmuş, yıkasa bile geçmeyecek bir öpücük. Atakan annesine ihtiyaç duyduğunda avucundaki öpücükten güç alacak... Canım benim...
Neyse, şimdi ağlama vakti değil, şimdi harekete geçip yardım etme vakti.
Öncelikle Gamze için ilik nakli gerekiyormuş. Akrabalarının uyma ihtimali %1'miş, diğerlerinin kırk binde bir. Dokuz Eylül Tıp Fakültesinde akrabalarının doku tipi taramalarını yaptıracaklarmış. Ama bu arada biz de ilik donörü olup uyarsa Gamze'ye, uymazsa başka canlara can verebilirmişiz.
İlik donörü olmak için: http://gamzeakbas.blogspot.com/2012/02/donor-olmak-isteyenler-ne-yapmali.html
Donör olmak dışında bir de kan verebilirmişiz. Üstelik kan grubunun uymasına da gerek yokmuş. Gamze için verdiğinizi söylediğinizde, onun için yapılan kan bağış sayısı fazla olunca, kan ihtiyacı anında karşılanıyormuş. Başka neler gerektiği şu bloglarda ayrıntılı şekilde yazıyor: Gamze'nin kendi blogu ve Gamze için arkadaşlarının açtığı blog.
Bu aralar bu şarkıyı dinliyorduk sık sık, şimdi Gamze için söylüyoruz...
Yarın güneş doğacakO yüzden, yarına kadar dayanmalısınYarın yarın, seni seviyorum yarınSen her zaman bir gün ötedesin
February 9, 2012
Oyun
Big Bang Theory dizisini izlerken, hafiften sırıtaraktan yanıma gelen T:
- Aaa, Avrupa Yakası'nı İngilizce'yi mi çevirmişler, dedi.
Ha-ha-ha! Aman ne komik! Ne yapayım, gurbette memleket özlemimi gideren tek dizi A.Y. Doğuma bile laptop'ta A.Y. ile girmiştim. Olaylar çok hızlı gelişince izleyemedim o ayrı. Bir de Beyaz'ı seviyorum ama internetten izleyemiyorum. Bazı bölümlerden parçalar koyuyorlar sadece. O yüzden canım sıkıldıkça, bazen ayda bir kez, bazen haftada bir kez A.Y.'nın eski bölümlerini izliyorum, daha doğrusu izliyordum. Bizim yavruya da denk gelmişti birkaç kere, o da sevmişti (sanırım); sonrasında bir ara istek bile yaptı: "o garip şeyi açabilir miyiz annee?" diye :)
Dramalara kesinlikle katlanamıyorum. Şiddet görüntülerinin her geçen gün arttığı polisiye/macera türüne de. Varsa yoksa komedi benim için. Hayat zaten yeteri kadar tracik... Ama maalesef kaliteli komedi bulmak o kadar kolay değil. Şimdi hatırlatdım, BBC'nin My Family'si vardı bir de, o da güzeldi. Başka da bilmiyorum dizi olarak. Amerikan sitcom'larını çok anlamlandıramıyorum. Sonuçta içinde yetişmediğim bir kültür (hayır İngiliz asildazesiyim ya, o yüzden BBC'nin My Family'si :P) Şaka bir yana, çok denedim, Arrested Development, Big Bang Theory, Modern Family, How I met your mother, Raising Hope, The Middle, ama hiçbirinden A.Y. kadar keyif alamadım, itiraf ediyorum. Tamam A.Y.'nın bazı esprileri çok cinsiyetçi ve çok sığ, bazen çok kızıyorum ama genelde seviyorum ve buraya geldiğimizden beri, yani 5 senedir izlemekten kendimi alamıyorum, daha doğrusu alamıyordum ama artık bitti. Evet bitti! Çünkü artık Yalan Dünya başladı. Üstelik bu sefer Beyaz da var, daha ne isterim :) Ha bir de sizin önerileriniz varsa onları isterim :P
Aslında ne Avrupa Yakası, ne de Yalan Dünya! İstanbul'da olsak hiçbirinin yüzüne bakmazdım ya, T. bilir. Tiyatro Boğaziçi'nin oyunlarına gidemediğim için düştüm bunlara. Her yeni oyun çıktığında nasıl rüyalarıma giriyor ve gidemediğim için nasıl çatlıyorum anlatamam. Siz de hala gitmediyseniz, bu oyunlara sakın gitmeyin de beni daha fazla çatlatmayın lütfen ;)
11 Şubat Cumartesi 16:00 ve 20:00 Otobüs (Üstelik 16.00'daki gösterim LİSTAG (LGBT Aileleri İstanbul Grubu) "Benim Çocuğum" belgeseli yararına gerçekleşecek).
16 Şubat Perşembe ve 25 Şubat Cumartesi 20:30 Eleni'den Mektuplar
18 Şubat Cumartesi 16:00 Yeni Bir Hayat İçin
23 Şubat Perşembe 20:30 Selam Sana Shakespeare
25 Şubat Cumartesi 16:00 Moliere Efendi
Oyunların hepsi Maya Sahnesinde...
- Aaa, Avrupa Yakası'nı İngilizce'yi mi çevirmişler, dedi.
Dramalara kesinlikle katlanamıyorum. Şiddet görüntülerinin her geçen gün arttığı polisiye/macera türüne de. Varsa yoksa komedi benim için. Hayat zaten yeteri kadar tracik... Ama maalesef kaliteli komedi bulmak o kadar kolay değil. Şimdi hatırlatdım, BBC'nin My Family'si vardı bir de, o da güzeldi. Başka da bilmiyorum dizi olarak. Amerikan sitcom'larını çok anlamlandıramıyorum. Sonuçta içinde yetişmediğim bir kültür (hayır İngiliz asildazesiyim ya, o yüzden BBC'nin My Family'si :P) Şaka bir yana, çok denedim, Arrested Development, Big Bang Theory, Modern Family, How I met your mother, Raising Hope, The Middle, ama hiçbirinden A.Y. kadar keyif alamadım, itiraf ediyorum. Tamam A.Y.'nın bazı esprileri çok cinsiyetçi ve çok sığ, bazen çok kızıyorum ama genelde seviyorum ve buraya geldiğimizden beri, yani 5 senedir izlemekten kendimi alamıyorum, daha doğrusu alamıyordum ama artık bitti. Evet bitti! Çünkü artık Yalan Dünya başladı. Üstelik bu sefer Beyaz da var, daha ne isterim :) Ha bir de sizin önerileriniz varsa onları isterim :P
Aslında ne Avrupa Yakası, ne de Yalan Dünya! İstanbul'da olsak hiçbirinin yüzüne bakmazdım ya, T. bilir. Tiyatro Boğaziçi'nin oyunlarına gidemediğim için düştüm bunlara. Her yeni oyun çıktığında nasıl rüyalarıma giriyor ve gidemediğim için nasıl çatlıyorum anlatamam. Siz de hala gitmediyseniz, bu oyunlara sakın gitmeyin de beni daha fazla çatlatmayın lütfen ;)
16 Şubat Perşembe ve 25 Şubat Cumartesi 20:30 Eleni'den Mektuplar
18 Şubat Cumartesi 16:00 Yeni Bir Hayat İçin
23 Şubat Perşembe 20:30 Selam Sana Shakespeare
25 Şubat Cumartesi 16:00 Moliere Efendi
Oyunların hepsi Maya Sahnesinde...
November 5, 2011
Zumbara
Akılları durduracak kadar kötü olaylar olmaya devam ediyor!!! Sanki tüm kötü damlalar birleşmiş de dalga dalga yayılıyor. Oysa benim temennim tam tersi olmasıydı... Beynim gerçekten dondu, bu kadar olay karşısında ne desem, ne yapsam boş geliyor. N.Ç. davası, KCK tutuklamaları, Van'da yaşananlar, hala savaşlar!!! Neyse ki direniş de dalga dalga yayılıyor! Kadınlar biraraya gelip eylem yapıyor, aydınlar imza kampanyaları düzenliyor, Tunus ve Mısır'da başlayan protestolar dünyanın dört bir yanına yayılıyor. Önce Yunanistan aracılığıyla Avrupa'ya sonra da Wall Street aracılığıyla Amerika'ya yayılmış olan protestolar bizim ülkemize ne zaman gelecek merak konusu. Sanırım bizim ekonomik krizden önce halletmemiz gereken daha insani sorunlarımız var. Ama eğer Occupy Together hareketi başarılı olursa --ki Wallerstein 68'den bu yana et etkili sistem karşıtı hareket olduğunu söylemiş-- ve bu para sistemi çökecek olursa yandım ben :P Çünkü takas edebileceğim hiçbir yaşamsal becerim yok. İtiraf ediyorum şu fotoğraftaki tüm markaları bildim ve tüm yapraklara uzaylı gibi baktım.
Evren'in yanına mı gitsem çırak olarak, Bitkiler Dünyası'nı mı alıp okusam, ne yapsam? Kuzunun isteğiyle şu dikiş olayına gireyim dedim onu da beceremedim. Benim gibi insanlarla bu dünyanın sonu ne olacak çok merak ediyorum... Neyse ki akıntıya karşı kürek çeken bir sürü insan ve bir sürü hareket var.
Bunlardan bir tanesi de sevgili Ayşegül Güzel'in kurduğu Zumbara, yani zaman kumbarası. Zumbara, para yerine zamanın kullanıldığı sosyal bir değişim hareketi. Aslında, zaman bankacılığı (timebanking) konsepti ilk kez 1980'lerin başında Edgar Cahn tarafından Amerika'da ortaya atılmış. Şu anda 33 ülkede küçük topluluklar içerisinde kullanılan bir sistem. Ayşegül'ün Türkiye'de yaptığı biraz daha farklı; içerisinde sosyal network özelliğini de barındıran daha geniş kitlelere açık bir sistem.
Aslında bu sistemler biraz yabancılaştırıcı gibi gözükse de endüstrileşmeden önce yüzyıllarca varolmuş sistemler. O zaman, kimse kimsenin ne alıp verdiğini, kaç saat servis değişimi yaptığını tutmuyordur tabii. Ancak şu anda da herkesin birbirini tanıdığı küçük komünitelerde yaşamadığımız için bu sistemler işlevsel olabiliyor.
Sistem çok basit. Zumbara'ya üye olup arz ve taleplerinizi girip servis değişimine başlayabilirsiniz hemen. 1 saat istediğiniz bir servis verip, karşılığında 1 saat istediğiniz bir servis alabilirsiniz. Herkesin zamanını eşit kılan bu adil sistemde yok yok. Gitar eğitiminden permakültüre, refleksolojiden iç mimariye, web tasarımından doğal doğum derslerine, ve daha bir çok şey. Mesela, Ayşegül innovasyon metodolojileri hakkında yaptığı bilgilendirme karşılığında evinin avizelerini taktırtıp üzerine de pilates eğitimi almış :) Ama daha da önemlisi bir sürü dost kazanmış bu sistem sayesinde, alternatif ekonomiye gönül veren, dünyayı değiştirmek isteyen bir sürü insan. Daha ne olsun? :)
Zumbara: http://zumbara.com/
Zumbara'nın Günlüğü: http://zumbara.wordpress.com/
Evren'in yanına mı gitsem çırak olarak, Bitkiler Dünyası'nı mı alıp okusam, ne yapsam? Kuzunun isteğiyle şu dikiş olayına gireyim dedim onu da beceremedim. Benim gibi insanlarla bu dünyanın sonu ne olacak çok merak ediyorum... Neyse ki akıntıya karşı kürek çeken bir sürü insan ve bir sürü hareket var.
Bunlardan bir tanesi de sevgili Ayşegül Güzel'in kurduğu Zumbara, yani zaman kumbarası. Zumbara, para yerine zamanın kullanıldığı sosyal bir değişim hareketi. Aslında, zaman bankacılığı (timebanking) konsepti ilk kez 1980'lerin başında Edgar Cahn tarafından Amerika'da ortaya atılmış. Şu anda 33 ülkede küçük topluluklar içerisinde kullanılan bir sistem. Ayşegül'ün Türkiye'de yaptığı biraz daha farklı; içerisinde sosyal network özelliğini de barındıran daha geniş kitlelere açık bir sistem.
Aslında bu sistemler biraz yabancılaştırıcı gibi gözükse de endüstrileşmeden önce yüzyıllarca varolmuş sistemler. O zaman, kimse kimsenin ne alıp verdiğini, kaç saat servis değişimi yaptığını tutmuyordur tabii. Ancak şu anda da herkesin birbirini tanıdığı küçük komünitelerde yaşamadığımız için bu sistemler işlevsel olabiliyor.
Sistem çok basit. Zumbara'ya üye olup arz ve taleplerinizi girip servis değişimine başlayabilirsiniz hemen. 1 saat istediğiniz bir servis verip, karşılığında 1 saat istediğiniz bir servis alabilirsiniz. Herkesin zamanını eşit kılan bu adil sistemde yok yok. Gitar eğitiminden permakültüre, refleksolojiden iç mimariye, web tasarımından doğal doğum derslerine, ve daha bir çok şey. Mesela, Ayşegül innovasyon metodolojileri hakkında yaptığı bilgilendirme karşılığında evinin avizelerini taktırtıp üzerine de pilates eğitimi almış :) Ama daha da önemlisi bir sürü dost kazanmış bu sistem sayesinde, alternatif ekonomiye gönül veren, dünyayı değiştirmek isteyen bir sürü insan. Daha ne olsun? :)
Zumbara: http://zumbara.com/
Zumbara'nın Günlüğü: http://zumbara.wordpress.com/
October 8, 2010
350 Hemen Şimdi
Sosyal paylaşım sitelerinde bu yaza damgasını vuran güncelleme sıcaklar ile ilgili olanlardı şüphesiz: "Of ne kadar sıcak! Eridik ya! Sıcaktan hiçbir şey yapamıyorum! Dün gece de uyumadı, n'apsın çocuk o kadar sıcaktı ki!" ve böyle gitti yaz boyu... Şimdi de daha Ekim ayının başında soğuk güncellemeleri gelmeye başladı, kış(!) gelmiş. Keşke bu kadarla kalsaydı bu problem. Bu yaz dünyanın çeşitli yerlerinde binlerce insan öldü sıcaklar yüzünden, ondan çok daha fazlası da kanserden... üstelik tekno-endüstriyel medeniyetimizin başımıza açtığı işlerden yalnızca bazıları bunlar.
Bireysel kurtuluş yok malesef, hiçbir zaman olmadı da. Ama bu sefer kaçış da yok!
Milyarlar bayılıp satın aldığımız bilmem kaç model arabamız ya da sitemizin güvenlik görevlisi bizi kurtaramayacak bundan! Evimizi kimyasallardan arındırmak da. Ben nefes almayı keseceğim derseniz o ayrı. Biliyorum biraz sert oldu bu sözler ama durum gerçekten çok ciddi bu sefer. Atmosfer çok büyük bir tehlike içinde!
"Sera gazları içerisinde sadece karbon dioksiti dikkate aldığımızda, 1990 yılındaki yaklaşık 350 ppm konsantrasyon seviyesi, 2008 itibariyle yaklaşık 380 ppm’e ulaştı.[6] Daha yüksek konsantrasyon seviyeleri, daha şiddetli salım indirim hedeflerini zorunlu kılar. Nasıl ki tabanındaki bir delik nedeniyle içindeki sıvıyı sürekli sızdıran bir su tankını, ağzına kadar doluyken boşaltmak, yarı yarıya doluyken olduğundan daha fazla zaman alıyorsa, yerkürenin çok yüksek sera gazı seviyeleriyle kirlenmiş bir atmosferi bu gazlardan yeterince arındırması da benzer bir güçlük içeriyor.
Eğer insanlık, üzerinde medeniyetin geliştiği ve yeryüzündeki yaşamın uyum gösterdiği gezegene benzer bir gezegeni muhafaza etmek istiyor ise, paleoiklim verileri ve süregiden iklim değişimi CO2’nin mevcut 385 ppm seviyesinden 350 ppm’e ve muhtemelen daha da düşük bir seviyeye geri çekilmesi gerektiğine işaret etmektedir... 350 ppm CO2 hedefi, karbon tutmadığımız tüm kömür kullanımına son vererek ve karbon tutan tarım ve ormanlaştırma pratiklerine başvurularak yakalanabilir." -Ali Kerem Saysel
İşte bu duruma dikkat çekmek için bu Pazar günü (10.10.2010) 188 ülkede 6846 eylem yapılacak. Siz de size en yakın eylem yerini bulmak için 350.org sitesine başvurabilirsiniz.
Türkiye'deki eylemlerden bazıları:
- İstanbul'da 15:00'da Küresel Eylem Grubunun düzenlediği 350 Hemen Şimdi eylemi Galatasaray Lisesi önünden başlayıp Taksim'e kadar müzikli eğlenceli bir yürüyüşün ardından Taksim Gezi Parkında saat 16:00'da şenlik, sergi ve konuşmalarla devam edecek. Detaylar için buraya bir tık.
- İzmir'de 15:00'da İzmir Delileri tarafından düzenlenen 350 Hemen Şimdi "Don Kal" ve "Ağır Çekim" eylemceleri Alsancak Sevinç pastanesinin önünde başlayacak, ağır çekimde yürüyüş yapıp, 350 saniye boyunca donup kalarak iklim değişikliği konusuna dikkat çekilecek. Not: Renkli şemsiyelerinizi yanınızda götürmeyi unutmayın. Ayrıntılar için buraya bir tık.
- Ayrıca 10 kent 350 grubu tarafından düzenlenecek olan bisiklet eylemi olacak. Ankara, Yalova, Eskişehir, Antalya, Bursa, İzmir, Adana, Trabzon ve Edirne'de (1 kent daha aranıyor eyleme destek vermek için duyurulur) bisikletlerinize binip bu eyleme destek verebilirsiniz. "Bizler bisiklet yolunu açıyoruz, politikacılar iklim için çözümün yolunu siz açın" diyen grubun Ankara'daki buluşma noktası Gençlik Parkı, zamanı 10:10. Ayrıntılar için buraya bir tık.
Ve son olarak geçen seneki eylemlerden derlenen görüntülerle atmosferdeki CO2 seviyesinin en az 350 ppm olacağı günler diliyorum.
September 14, 2010
Anthem
bir süredir moral yoktu, şimdi de zaman...
bu aralar yalnızca okula gidiyorum ve geliyorum...
5,3 kilometrelik bir yolun ardından kampüse varıyorum
Ve bisikletimi parkedip
şu binanın içerisinde penceresiz bir labaratuvarda süper verimli (!) bir şekilde 10'dan 5'e kadar çalışıyorum.
Bu arada evde bir kız çocuğu büyüyor, yakalayabilene aşkolsun!
* * *
* * *
Bir de ülkenin gündemi var ki onu yakalayabilmek için sürekli yeni düzenlemeler yapıyorum ama... Misal, anayasa tartışmaları ve toplumsal muhalefet üzerine güzel bir söyleşi ve bir yazı dosyası okudum bu süreçte ancak yazabiliyorum:
Bir de son bir duyuru: Yarın Hrant Dink'in doğum günü dolayısıyla çok anlamlı bir etkinlik gerçekleşecek, Hrant Dink Ödülleri verilecek. Bu ödül, "ayrımcılıktan, ırkçılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve adil bir dünya için çalışan, bu idealler uğruna bireysel risk alan, ezber bozan, barışın dilini kullanan, bunları yaparken, insanlara mücadeleye devam etme yolunda ilham ve umut veren kişilere verilecek".
Böyle insanlar olması ne güzel!
Ve ödül heykelciğini -ki heykelcik denir mi bilmem, şu ana kadar gördüklerimden epey farklı- tasarlayan Erdağ Aksel Leonard Cohen'in Anthem şarkısından esinlenmiş, ben de paylaşmak istedim, haftanın şarkısı olarak sidebar'a koydum, sonra da buradan dinleyebilirsiniz.
Diyor ki Cohen:
"Herşeyin üzerinde bir çatlak vardır
Ve ışık da oradan içeri girer"
Haydi size bol ışıklı günler!
Güncelleme: Hrant Dink Ödüllerinden birisi Türkiye'den vicdani retçi Mehmet Tarhan'a verilmiş. Kendisiyle ben de Çıplak Ayaklar Kumpanyası tarafından Mehmet Tarhan'dan esinlenerek hazırlanan "Mehmet Barışı Seviyor" adlı oyunda tanışmıştım (belki yeni sezonda tekrar oynarlar, kaçırmayın derim). Mehmet Tarhan, gerçekten de "ayrımcılıktan, ırkçılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve adil bir dünya için çalışan, bu idealler uğruna bireysel risk alan, ezber bozan, barışın dilini kullanan, bunları yaparken, insanlara mücadeleye devam etme yolunda ilham ve umut veren" bir insan. Bu habere çok sevindim :) Haberin ayrıntıları ve Mehmet Tarhan'ın konuşma metni için tıklayınız.
Hrant Dink Ödülü'nün ikincisine ise Türkiye dışından haksızlıklara karşı durmadan, usanmadan, korkmadan mücadele eden İspanyol bir yargıç layık görülmüş: Baltasar Garzon Real.
Ve Karanlığa Işık Tutan diğerleri de anılmış gecede, ayrıntılar için buraya bir tık. Bu insanlardan biri de Nezahat Gündoğan. Kendisi "İki Tutam Saç: Dersim'in Kayıp Kızları" adlı belgeselinde 1938'de Kürtler Dersim'den sürülürken rütbeli asker ailelerine verilen kızların saklı tarihini, onlardan ikisinin birer tutam saçını koynunda saklayan kadınların anlatımıyla görünür kılıyor. Karanlığa Işık Tutan insanların gösterdiği karanlıkları gördükçe ne kadar üzülsem de, böyle insanların haberlerini okuyunca insanın içi ışık doluyor.
June 27, 2010
Emzirme Reformu
March 7, 2010
Tüm kadınların 8 Mart'ı kutlu ve de mutlu olsun!
Üniversitedeyken ve sonrasında da mezun olarak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla her yıl Kadın Şenliği düzenlerdik Boğaziçi'nde. Son 3 yıldır İstanbul'da olmadığım için katılamıyorum malesef, üzüntüm büyük. Ama neyse ki YavruSu var, onunla birlikte 2 yıldır kutluyoruz biz de, şarkılar söylüyoruz, "Hür Doğdum Hür Yaşarım" diye --evet, yandaki YouTube kutusunda çalan sağdaki gitarist de benim :) (Yandan kalkınca buradan dinleyebilirsiniz --kayıt pek iyi değil ama idare ediverin bu seferlik)
Bu yıl, aşağıda duyurusu bulunan, 8-13 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan "BÜ'de Kadın Şenliği" etklinliğinin ayrıca bir önemi var, 8 Mart'ın 100. yılı kutlanacak. Üzücü ve sarsıcı bir tarihi olsa da, kadınların birlikte hareket etmesi; mitingler, şenlikler düzenlemesi; coşkularını, heyecanlarını, kızgınlıklarını, sevinçlerini paylaşıp çoğaltması kadar güzel bir şey yok şu cinsiyetçi dünyada. "Yaşasın 8 Mart, Yaşasın kadın dayanışması!" diye atayım sloganımı da miting özlemimi az da olsa giderevereyim burdan :))) İstanbul'da olanlar, aşağıdaki etkinlikleri kaçırmayın derim. 8 Mart'ınız kutlu ve de mutlu olsun!
Subscribe to:
Posts (Atom)















