Kampüsteki insanlar sanki kitlesel olarak üretilmiş gibi bir örnek giyiniyorlar: UGG botlar & North Face montlar & North Face sırt çantaları. Montları, kotlarını veya taytlarını kapattığı için göremediğimden bir şey söyleyemeyeceğim ancak gözlemlediğim kadarıyla bu tür, pantolon olarak da ya kot ya da siyat tayt giyiyor. Komünizm için eskiden bir örnek giyiliyor diye anti propaganda yapan kapitalist bir ülkenin evlatlarını bu halde görmek bana cidden çok komik geliyor. Yazın, baharda, spor yaparken, gece dışarı çıkarken ve bilimum zamanlar için giydikleri kreasyonlar, kostümler hep aynı model. Bu aynılaşma sadece kıyafet için olsa iyi. Ancak ideolojik olarak da bir aynılaşma olduğundan söz etmek mümkün. Farklı görüşlere, kültürlere, ideolojilere açık olmayan, en iyi ihtimalle onları görmezden gelen, benzer yerlere gidip benzer yaşamlar süren insanlar vardır ya, işte bunların, o insanlar olmalarından şüpheleniyorum. Çocuklarına da aynı markalardan alışveriş yapıp aynı okullara gönderen, aynı ekolleri sürdüren insanlar...
Profesör Jeff Dyer, 3000 yenilikçi/yaratıcı yönetici üzerinde 6 yıllık bir araştırma yapmış. Bunlardan 500'ü ile birebir görüşmüş, diğerleriyle anket yapmış. Ve bu çalışma sonucunda bu insanları farklı kılan 5 ortak özellik bulmuş. İlki ilişkilendirme; birbiriyle ilgisiz gözüken sorular, problemler ve fikirler arasında bağlantı kurabiliyormuş yaratıcı yöneticiler. İkincisi soru sorma yeteneği (neden yönetici olamadığımı anladım; hala soru sorarken 50 kere düşünür, kalp atışlarımı anfiye bağlanmış gibi hissederim. Sen çok yaşa eğitim sistemimiz!). Neyse, bu insanlar, yani yenilikçi/yaratıcı yöneticiler (bu arada isme dikkat çekerim, pek artist, hem yenlikçi/yaratıcı, hem yönetici :P), bak yine dağıttım, tamam tamam yazıyorum; işte bu insanlar, "neden", "neden olmasın", "ya şöyle olsaydı" gibi sorular soruyorlarmış. Ben de şimdi soruyorum: Neden yönetici olmadım? Neden olayım ki! İşte siz de böyle yaparsanız, sayın okuyucu, faka basarsınız :) Çünkü, ikincisi soru olacaktı, öyle benim yaptığım gibi tepkisel artistik ünlem işaretleri koyunca olmuyor. Her şeye tepki, her şeye tepki, olmaz ki! Kim sizi ne yapsın sonra, di mi :P
Herneyse, kısaca diğer özelliklerden de bahsedeyim ve konuma geleyim; zira korkarım yine uzatacağım. Ama burası bir blog olduğu için, makale yazar gibi araştırma sonuçları aktarmama gerek yok değil mi, isteyen, merak eden, açar, doğru düzgün
kaynağından okur :)
Evet, kalanlarla devam edelim, can dostlar :) Şimdi, çok merak ettiğiniz üçüncü özelliğe geldik: detayları gözlemleme yeteneği; özellikle de insanların davranışlarındaki detayları --facebooktaki fotoğraflarını değil yani :P (en azından bu konuda adım atmışım :) Diğer özellik deney yapabilme; bu şahs-ı muhteremler, yeni deneyimlere açık, farklı dünyaları deneyimleyen insanlarmış. Ve son olarak da çok iyi ağlar kuruyorlarmış, balık ağı değil tabii deyip en köftesinden bir espri de sıkıştırayım araya, blog benim değil mi kardeşim, beğenmiyorsanız gidin araştırmayı okuyun :P Zaten bu maddeden de battım, facebooktan çıkmayacaktım, ah ah! :) Bu insanlar, kendileriyle çok az ortaklığı olmasına rağmen, zeki insanları bulup onları ağlarına alıyorlarmış. Gitti ağım, gitti, ben şimdi ne yapacağım :)
Neyse, yine konumuza dönecek olursak, araştırmacılar diyor ki, tüm bu özellikleri tek kelimeyle özetlemek isterseniz, bunun adı 'inquisitiveness'miş; küçük çocuklarda görülen türünden: meraklı, çok soru soran, başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven, yerli yersiz sorular soran (seslisozluk diyor bunları :P).
Ve bu yetenek görüştükleri kişilerin %15'inde varmış. Söyleşi yapan kişi de buna şaşırmış, çünkü görüştükleri insanların hepsinin yönetici olması dolayısıyla zeki insanlar olduklarını ve hepsinin böyle bir yeteneği olmasını bekliyormuş (demiştim size zekanın bir önemi yok diye :P). Araştırmacılar da diyor ki, 4 yaşındaki çocuklara bakarsanız, sürekli soru sorduklarını, etraflarındaki şeylerin işleyişini merak ettiklerini görürsünüz (çocuğunuz 2,5 yaşında aynı şeyi yapıyorsa kesin dahidir, bir doktora danışınız, bizim burada konumuz değil malesef :P). Ancak diyorlar ki, bu meraklı, yerli yersiz sorular soran çocuklar, 6,5 yaşına geldiklerinde soru sormayı durdururlar çünkü hızlıca öğrenirler ki öğretmenler provakatif sorulardan çok, doğru cevaplara değer verirler. Sadece bizim ülkemizde böyle değilmiş (hemen bununla ilgili tespitlerimi yazabileceğim bir yazı başlığı açtım, burada daha fazla uzatırsam kafama gelecekleri görebiliyorum; pek de bir şey yokmuş, sanırım kimse kalmadı artık :P).
Neyse, ben yine de devam edeyim, içimde kalmasın, sonra dilim şişer falan. Değinmek istediğim aslında araştırmada geçen başka bir özellik idi. Bana bir Montessori öğretmeni vasıtasıyla ulaşan bu söyleşide geçen bir başka özellik de bu yenilikçi/yaratıcı yöneticilerin Montessori okuluna gitmeleri imiş. Bu yazıyı okuduğum sıralarda YavruSu'yu Montessori kreşine göndermek için kendi kendime bahaneler bulmaya çalışıyordum çünkü şu andaki kreşinden bir öğretmenleri yüzünden pek de memnun değildim ve alternatif olarak çok da fazla bir seçeneğimiz yoktu. Hemen T.ye bahsettim, dedim ki bak yeniklikçi/yaratıcı insanlar hep Montessori okullarından çıkıyormuş, o da okudu, dedi ki, bu insanlar yönetici* dolayısıyla bizim örnek almayı pek tercih etmediğimiz bir tipoloji!
*İşte aramızdaki fark bu :) Ben sıfatını görüyorum, o aslını. Neyse, tencere kapak ilişkisi dolayısıyla yıllardır geçinip gidiyoruz işte :P
Burada, yani Amerika'da, Montessori okullarına gidenler, zaten belli bir düzeyde geliri ve çevresi olan insanların çocukları. Ve bu insanların, üniversite dahil, eğitim paraları da hazır, networkleri de. İstatistik sonuçlarıyla benzerlikler bulmak bizi nereye götürür bilmiyorum. Şimdi bu araştırmayı okuyanlar düşünürler mi acaba, biz de çocuğumuzu Montessori okuluna gönderirsek, iyi bir işe girer ve yönetici olur, başarılı olur diye. Aman diyeyim, çok büyük yanılsama olur bu! Başarı, mutluluk gibi kavramları tümden reddetmek gerekiyor. Onların gizli olduğu şeyler yok. Bunlar sadece aldatmaca. İnsanları başarılı olmak için korkunç bir rekabet içine sokup bunu yaparken de küçük şeylerden mutlu olunuz diyerek avunmalarını sağlamaya çalışarak, gerçekleri görmelerine engel olan sistemin oyunları bunlar. Dikkat ediniz, oyuna gelmeyiniz.
Bu arada Montessori eğitimi ile ilgili özel olarak bir sorunum olmadığını söylemeliyim, ve Türkiye'dekilerin, en azından
Banu'nun anlattığı Montessori okulunun farklı olduğunu biliyorum. Benim karşı olduğum, sistematik hale getirilmiş her tür ekol, düşünce, sınıf, ideoloji, parti, vs. Çünkü, özgür ve değişime açık olmalı insan diye düşünüyorum. Fikirler değişebilir ve hatta değişmelidir de. Çünkü şartlar değişir, insanlar değişir, buna ayak uydurmayan, insanlarla etkileşim sonucu değişmeyen sabit bir ideoloji, sabit bir ekol, ne yenilkçi olur ne de yaratıcı. Olsa olsa bir örnek giyinen, daha da kötüsü bir örnek düşünen; işe girip -ister yönetici, ister en düşük maaşlı çalışan olsun- aynı sistemi devam ettiren kitleler topluluğu oluşmasına neden olur. İşte bu yüzden bu tarz bir kreşe veya okula göndermek istemiyorum yavruyu. Mümkünse hiçbir aktivitesi olmayan, çocukların bahçeye çıkıp özgürce oynayabildikleri, insani ilişkilere özen gösteren, yaşama, her tür yaşama saygı duyan bir yer olsun yeter diyerek bana paslanan kreş anketinin bir sorusunu cevaplamış oluyorum :)
Hahaha, niye bu kadar yazdım sanıyorsunuz? Bir daha bana kimse anket/mim/sobe/vs. gibi şeyler göndermesin diye :P Şaka bir yana, pek beceremiyorum bu tarz şeyleri ama azmettim cevaplayacağım. Merak etmeyin şimdi değil, bir sonraki yazıda :)