Showing posts with label doğum. Show all posts
Showing posts with label doğum. Show all posts

October 4, 2012

Bahar geldi ailemize :)

Ablası gibi tam 40 hafta 1 günlükken geldi Bahar, neşe getirdi ailemize :)

Yalnız bu ablasını epey bir solladı doğum hızı konusunda. İlk doğumda 'epeyce' bilgilendikten sonra, dalga geçiyordum, olmaz diyordum ama doğum, öyle filmlerdeki gibi bir anda olabiliyormuş

YavruSu'nun Su Gibi Doğumu diye yazmıştım bundan 3,5 yıl kadar önce... Öyleyse bu da Bahar'ın şimşek hızıyla fırlaması oldu diyebilirim :)

Pazartesi akşamı, 8:30'da başlayan ani ve şiddetli sancılarla kendimizi zor attık hastaneye. 9:10'da hastane odasına girdik ve 9:18'de doğum oldu. 3 itmede çıktı Bahar. Biraz uzakta yaşasaydık, ben de yol kenarında doğurup taşla kesecektim herhalde kordonunu. Neyse ki yetiştik son anda. 

Tabii öncesi var, ebemiz sağolsun, uyarmıştı beni, bu doğumun hızlı gelişebileceği konusunda. Öyle evde oturup sancıların 10 dakikada bir, 5 dakikada bir düzenli gelmesini bekleme, şiddetine bak, düzenli olmasa da vakit kaybetmeden hastaneye gel demişti. 

Nitekim dediği gibi oldu, önce tek bir tane epey şiddetli bir sancı geldi. Annemle yemekten sonra yürüyüşe çıkmıştık. Birden sanki suyum gelmiş gibi bir kütlenin aşağıya düştüğünü hissettim. O düşme hissiyle beraber sanki kalçam açıldı ve belime çok şiddetli bir sancı girdi ama 30 saniyede geçti. Sonra bir saat boyunca hiçbir şey olmadı. Derken 8:30 gibi çok şiddetli sancılar gelmeye başladı düzenli olarak. Sonra kanamam oldu, hatta hemen akabinde felaket bir itme hissi geldi, her kasılmayla daha çok yaşadım bu hissi, itmeye başlasaydım evde doğurabilirdim. Neyse ki hastaneye kadar tuttum, odaya girince kendimi yatağa zor attım, nasıl dayanacağım derken 8 dakika sonra doğurdum. Toplam 48 dakikada her şey olup bitmişti. Geriye kalan şaşkınlık hissi ve bir kez daha doğurmanın ne kadar güzel olduğuydu. Hamilelik de çok güzel ama 9 ay boyunca karnınızda taşıdığınız bu canlıyla karşılaşmak tarifsiz bir duygu gerçekten. Göğsüme yatırdıklarında bunu tekrar tekrar yaşamak istediğimi düşünürken buldum kendimi. Neyse, sonra bir taraflarıma cimcik attım da kendime geldim :P

Aslında doğumun bu kadar hızlı olması bebek için pek iyi olmadı. Doğum kanalında yeterince kalamadığı için sıvılarını tam boşaltamadı, ağzından sürekli tükürük çektik. Benim için de çok ani gelişti, hastane çantamıza koyacaklarımızın listesini hazırlamıştım, kasılmalar düzenli olmaya başlayınca kasılma aralarında vaktim olacak, o zaman koyarım diyordum, ama bir anda çok şiddetli bir şekilde 2 dakikada bir'le başlayıp sancı uzunluğu 1 dakika sürünce hiçbir şey yapamadım tabii. Öylece gittik hastaneye. 

Neyse ki hastanede hemen her şey vardı, ne yazık ki sütyen yoktu (:P), neyse ki yalnızca 48 saat kaldık ve kimse gelmedi, ne yazık ki uzakta yaşamanın ve yeni taşınmış olmanın ceremesiydi bunlar, neyse ki internet vardı, ailemiz ve arkadaşlarımızla görüşebildik rahatça :) Sağolusun, mail atan, yorum yazan, güzel dilekler gönderen, beğenen beğenmeyen herkesin ellerine, dillerine, yüreklerine sağlık! Bu mutlu günümüzde 'yanımızda' olduğunuz için çok teşekkür ederiz! 


March 11, 2010

Hamileliğin Keyfi

Geçenlerde hamile bir arkadaşım kocasını tenis izlerken seyrettiği sırada facebookta durum güncellemesi yapıp kısıtlanan hareketlerinden dem vurmuş; "hoplayıp zıplayıp koşmak, bisiklete binmek" istiyormuş artık. Ben de onu teselli ettim, dedim ki "sen hiiç merak etme, çok yakında o da tenis falan oynayamayacak. Sen de kalan son hamile günlerinin tadını çıkarmaya bak". O da muhtemelen ne dediğimi anlamadı ve beni 'gıcık' addetti.

"Hamileliğin keyfini çıkar!" cümlesini ben de hamileyken duymuş; ancak, YavruSu'yla birlikte 1 hafta geçirene kadar ne denmek istendiğini anlayamamıştım. Çünkü hamileyken size hiç öyle gelmiyor. Yani üzerinizde onlarca kilo, hergün gözlerinizi yuvalarından fırlatacak kadar büyüyen göbeğiniz, hormonlar dolayısıyla yaşadığınız aşırı duyarlılık halleri, ilk aylarda ve son aylarda tesir eden mide problemleri, kabızlık, kramplar, nefes darlığı, bel ağrısı ve daha niceleri... hiç de öyle keyfi çıkarılacak şeyler değil gibi. Bir tek keyifli yanı içinizdeki yaratığın mucizevi bir şeklide kıpır kıpır oynaması oluyor, o da idrar torbanızın üzerinde esneme hareketleri yapmadığı zamanlarda.

Amaaaa doğumdan sonraki hafta öyle bir nevriniz dönüyor ki! Hamilelik günlerinizin 'keyfini' aramaya başlıyorsunuz, hem de fellik fellik. Önce haksızlık bu diye düşünüyorsunuz, kimse böyle olacağını söylememişti. Yani, hamileliğin keyfini çıkar derkenki iç çekişlerinden birşeyler hissetmiştim ama bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Çocuk olayı gerçekten çok zormuş, öyle ki hamilelik hafızanızı bile siliyor. Zaten aşağıdaki grafikte göreceğiniz üzere milat doğumda dönüyor.



Grafikle ilgili notlar:
1. Grafikte gördüğünüz gibi milat evlilik gibi gözükse de aslında çocukta başlar.
2. Mor renkle çizilen fonksiyon kadını, yeşil renkli olan da erkeği temsil etmektedir.
3. Grafikte görüldüğü üzere doğum sonrası kadın negatif modlara doğru inişe geçer. Erkeğinse her ne kadar 'rengi atmış' olsa da zaman içerisinde  'pozitif' yönde ilerlemeye devam eder.

Tamam, çok da gözünüzü korkutmayayım. Çocuklu hayat da güzel, gerçekten! İnsan denen canlı öyle bir evrimleşmiş ki her türlü zorluğun üstesinden gelebiliyor, 'multitasking'de mucizeler yaratıyor. Mesela, ben bir mememde bebeğim, diğerinde pompa, bilgisayar başında bir yandan çetleşip diğer yandan da araştırma yapabiliyorum :) Ayrıca her geçen gün daha keyifli hale geliyor. Zaten, evrim teorisine göre, çocuklarından keyif alanlar varolmuş, diğerleri haliyle elenmiş. Gerçi hala bazı ayılar var afedersiniz, günümüze kadar sörvayv etmişler. Cık cık cık deyip onlara burdan tüm nefretlerimizi gönderiyoruz ve çocukların sevgi, barış, özgürlük içerisinde yaşayacağı güzel bir dünya için çalışmalarımıza tüm hızımızla devam ediyoruz. Hala imzalamadıysanız lütfen şuraya bir tık.

Şimdi yazı başlığımıza dönecek olursak, nedir bu hamileliğin keyfi, naçizane görüşlerimi açıklayayım efendim:

1. Uyku: Bu konu benim için çok önemli. Çünkü bilen bilir, üniversitede yurtta kalırken bu konuda epey ün salmıştım. Benim sabah erken dersim olduğu günlerde nedense odada kimse kalmazdı. Hatta yan odalar bile boşalırdı. Bir efsaneye göre elimde alarmı en yüksek seviyede çalan bir cep telefonuyla yatakta oturur pozisyonda uyuyabiliyormuşum. Peh peh peh! Suyun kaldırma kuvveti bile işlemiyormuş bana, bak bak bak :) Şimdi bu arkadaşlarım görselerdi, YavruSu'nun 20 desibel seviyesinde çıkardığı "gık" sesine bile uyandığımı, inanmazlardı herhalde. Ama ben de bunu bildiğim için kamera kaydı aldım zaten. Karşılaştığımızda gururla sunacağım, görsünler, annelik nelere kadir...

Velhasılıkelam, siz şanslı hamileler, saat başı çişe kalkmaktan uykunuz bölünse bile, tuvalet ziyaretinden sonra hemen uykuya dalabiliyorsunuz. Oysa bebiş doğduktan sonra, ilk aylarda, emzir, altını değiştir, su iç, birşeyler ye,... bazen 1 saat uyanık kalmanız gerekiyor, gecede 10 kere olunca da uyku namına bir şey kalmıyor haliyle.

2. Bir filmi baştan sona kadar, bir seferde izleyebiliyorsunuz. Hatta sinemaya bile gidebiliyorsunuz.

3. Yemeğinizi, istediğiniz zaman, istediğiniz sürede yiyebiliyorsunuz.

4. Çocuğu olmayan arkadaşlarınızla, eşinizle
dışarı çıkıp tek konusu çocuk olmayan keyifli sohbetler yapabiliyorsunuz.

5. Hala dünyada olup biten şeylere ilgi duyabiliyorsunuz --bebeklerle ilgili olmasa bile.

6. Zaman size oyunlar oynamıyor, gayet basit bir şekilde işliyor. Bebek doğduktan sonra dünya iki kat hızlı dönüyor gibi geliyor. Ayrıca şu tarz diyaloglar size akıl oyunları yaşatıyor:
Yeni baba: (Elinde ağlayan bir bebek ve acıklı bir ses tonuyla) Bu acıktı galiba.
Yeni anne: (Ağlamaklı bakışlar ve yüksek bir ses tonuyla) Nasıl olur! Daha yeni emzirmiştim ama!!!
Not: Aradan geçen zaman, eşinize 3 saat, size 5 dakika gibi gelse de aslında ortalama 1 saat kadardır.

7. İçinizde bebeğinizle iki kişi yaşıyorum diye düşünseniz ve pek çok şeyinizi onun için kısıtlamaya başlamış olsanız da hala kendinizi düşünebiliyorsunuz. (Basit bir gösterge olacak ama ben hala kendi üstüme başıma bir şey bakmaya başlayamadım.)

8. Evet, belki bisiklete binemiyorsunuz, hoplayıp zıplayamıyorsunuz ama kendi kendinize, dingin bir şekilde spor yapabiliyorsunuz. Ve de içinden bebeğiniz çıktığı halde, hala bu şekilde kalan göbeğinize bakıp bakıp "içerde birşeyler mi unuttular acaba", "nasıl gidecek bu göbek" diye endişelenmiyorsunuz.
...

Ve bunlar gibi daha neler neler yapabiliyorsunuz, ah ah ;) Biri bana bunları önceden anlatsaydı çok mutlu olurdum diyorum ama o zaman anlar mıydım bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa, o da başa gelen çekiliyor. Ve başa gelen şey sizin için dünyanın en tatlı şeyi oluyor :)) Gerçi ilk anda ben tatlığı konusunda da büyük bir hayalkırıklığı yaşamıştım:
"Doktor hanım pardon, bir yanlışlık oldu herhalde, bizimkinin burnu kalkık olacaktı. Hayır, ultrason görüntüleri var elimde, kalkık burunlu, beyaz tenli, akça pakça güzel bir kız bebek, bakın işte burda [teni ultrasonda nasıl gözüküyorsa artık]. Ama bu elime verdiğiniz resmen kara kuru, basık burunlu bir şey. Olmaz ki, kimi kandırıyorsunuz? Nasıl? Göbek kordonu henüz kesilmedi mi? Hıı.. Anlıyorum. Neyse artık, bu da evlat, basıcaz bağrımıza"
Şaka bir yana, vajinal doğum yapınca epey çirkin çıkmıştı bizimki. Sonradan mı güzelleşti, yoksa bize mi öyle gelmeye başladı bilemiyorum ama gün geçtikçe daha çok bağlandık ve sevdik onu, çok çok sevdik. Doğru evrimleşmişiz yani :)

İşte böyle. Şimdi ben de hamile arkadaşlarıma, bu günlerinizin keyfini çıkartın diyorum ve ekliyorum: sonrası daha keyifli olacak ama bir o kadar da zorlu.

January 27, 2010

100 + 1 = Tek hücreli organizmadan koca göbüşlü bir papağana

Neredeyse 13,5 aylık olacak ama aslında 100'e yakın hafta geçti tek hücreli olarak dünyaya geleli beri. Daha önce de yazmıştım nedense sadece doğduktan sonrası sayılıyor, haksızlık ediliyor diye. Çünkü daha yumurtayken bile, henüz bildiğimiz insan kıvamında olmasa da, canlıdır işte. Hele spermle buluştuktan sonra... bir aşk, bir aşk, hemen kalp yaparlar birlikte, ve daha 4 haftalıkken başlar atmaya tık tık tık tık. Ama işte 4o haftayı yabana atıyorlar, ille de doğum günü. Gerçi annenin hamile kalmadan önceki son regl tarihine göre yaş bildirmek de biraz antikarizmatik olabilir tabii :)

Neyse biz yine bildiğimiz doğum gününe dönelim; yumurta hallerini pek hatırlamıyorum zaten. O yüzden ben de doğum gününü yazdım, nasıl doğduğunu. Blogcu Anne de, Pozitif Doğum Hikayelerinde blogunda yayınladı sağolsun. Kendisi çok güzel bir çalışma yapıyor bu konuda. Hem doğum hikayelerini topluyor, cesaret veriyor vajinal doğum yapacaklara, hem de bu konuda araştırmalar yapıp uzmanların yazdığı ilgili yazıları taşıyor bloga. Okumak isterseniz bizimki şu linkte: Evren ve YavruSu'nun hikayesi
* * *
Ne diyordum, YavruSu'nun tek hücreli olarak başladığı macera 100 haftaya yaklaşırken, haznesi de 100 kelime olmuş, kreşten YavruSu için bir sözlük hazırlamamızı istediklerinde farkettim (GoogleDocs'da bir doküman tutuyordum, söylediklerini yazmaya çalışıyordum ama artık iyice zorlaştı; neyse, merak edenler için şu linkte). +1 de minicik cümlecik geldi ama İngilizce ve tabii ki yemek üzerine :) Eee o koca göbüşü muhafaza etmek kolay değil tabii. Emek lazım! "Eat more" demiş YavruSu, o gün bisküviyle süt varmış ara öğünde; yedikçe yemiş; kreştekiler de şaşırmışlar :) Annesi gibi bisküvi canavarı olacak sanırım.

Başka farktettiğim bir şey de 10 aylıkken öğrendiği kelime sayısının 11 aylıkken öğrendiğinin 2 katı olması. Neden yavaşladı diye düşünürken o ay yürümeye başladığını ve tüm konsantrasyonunu denge için kullandığını hatırladım. Bu durum, öğrenme hızını da etkilemiş. Yürüme konusunda uzmanlaşınca normale döndü. Aynı şey emekleme için de geçerli olabilir diye düşünüyorum. Gerçi o ay ekstra şeyler de oldu: 2,5 aylık tr tatilimizden döndük, kreşe başladı, bir anda bambaşka bir hayat stiline geçti, falan filan. Tabii bunlar yalnızca YavruSu'nun öğrenme hızını değil, bizim hayatımızı da etkiledi. UYKU diye bir problem çıktı, uğruna araştırmalar yapıldı, postlar yazıldı :))) Neyse artık bu konuyu kapattık ve rahatladık.

Sözlüğe dönecek olursak, bazı harfler hala yok: f, r, s, z. Hepsini denedik gerçekten diğerlerine göre daha zormuş; dil, diş, dudak kombinasyonlarını farklı kullanmak gerekiyormuş. Bu arada kelime sırası daha önce dediğim gibi çıktı: isimler, fiiller, edatlar, zamirler geldi sırasıyla. Son moda fiil çekimleri: otuydu, düştü, çıkaydı, attııı,... sadece emir duymuyoruz artık yani, neydi o: otuy!, kalk!, yat!, in! --komutan kesilmişti başımıza kerata ;) Gerçi çekimler nedense hep 3. tekil şahıs, o da ayrı enteresan! Bundan sonra sıfatlar ve zarflar mı var acaba sırada? İstek yapıyorum: kırmızı --çok severim ama söylemesi biraz zor sanırım, neyse mavi de olur, hadi hadi 'büyük' 'küçük' her şey kabul :)

İngilizce konusunu bilmiyorum. Kreşe bırakmaya ve almaya gittiğimizde bazen söylüyorlar, bugün şu kelimeyi söyledi diye. Biz karıştırmaması için sadece Türkçe konuşuyoruz. Eğer Türkçesini öğretmemişsek İngilizcesini biliyorsa söylüyor ama öğretince söyleyebileceği birşeyse söylüyor. "Ball" diyordu mesela, "top"a çevirdik; ama "hat" de "hat" tutturdu, "şapka" demiyor, diyemiyor. En favorisi de babasının yeşil 'hat'i :)

Bye sweetie! (Bu da son laflardan :)

December 22, 2009

Altın Kurallar

Doğum hikayemi şurada anlatmıştım. Şimdi biraz da işin arka planını, hazırlıklarımı ve uyguladıklarımı anlatayım. Bana göre hamileliğinin olmazsa olmaz 3Y'sinin (yürüyüş-yüzme-yoga) yanısıra kursta öğrendiklerim çok yardımcı oldu diyebilirim; özellikle de izlediğim gerçek doğum videoları. Vajinal doğum saplantım yoktu ama sezaryen videosunu izledikten sonra, orda o dakikada karar verdim vajinal doğum yapmaya. Kordon dolanması, ters gelmesi, vb. riskleri göze almak istemediğim için doğal doğumu tercih etmedim (sanırım Türkçe'de farklı kullanılıyor; burda "natural birth" dediklerinde, hastanede değil de, ev gibi doğal ortamlarda yapılan vajinal doğum kastediliyor). Ama neyseki hastane de bebek dostu bir hastaneydi ve gerek ışıkları kısarak, gerekse bebeği doğar doğmaz kucağıma yatırarak doğala yakın bir ortam hazırladı YavruSu'nun gelişine. Bir de kursta gösterdikleri vajinal doğum videoları gerçekten çok cesaret vericiydi. Kadınlar gayet konsantre bir şekilde nefes ve rahatlama tekniklerini uyguluyorlar, kursta gösterdikleri pozisyonlarla güçlü bir şekilde yardımcı oluyorlardı bebelerinin dışarı çıkmalarına. Bağırmanın kasılmalar konusunda hiçbir faydasının olmadığını, aksine doğum için çok gerekli olan enerjinin kaybedilmesine yol açacağını öğrendim. Ben de ekstra sessizdim, hatta odada çıt çıkmasına tahammül edemeyip fısıltıyla konuşanları bile susturdum sonlara doğru :) Bir de öğrendim ki ben böyle süreçleri içe dönük yaşıyormuşum, kendi halimde. Neyse, gelelim doğum sırasında uyguladığım altın kurallara:

Altın kural 1: Kasılmalar sırasında derin nefes alın!
Kursta bize Lamaze nefes ve rahatlama tekniklerinden ikisini gösterdiler. Ben derin göğüs nefesini kullandım, o dakikada o daha iyi geldi. Yavaş yavaş burundan alıp ağızdan veriyorsunuz. Bir de "shallow breathing" dedikleri 3 kısa 1 uzun dışarı nefes verme tekniği var: ha ha ha huuuu gibi birşey duyuluyor.

Altın kural 2: Kasılmalar sırasında gözlerinizi kapatmayın, fokal noktanıza sabitlenin!
Sevdiğin bir resim veya bir eşya, özünde sabitlenebileceğin herhangi birşey kullanabilirsiniz demişlerdi kursta. Ben oyuncak eşeğim Eeyor'u seçtim, T.nin 10 yıl önce aldığı bir tatil hediyesiydi. Çok yardımcı oldu, çünkü gözlerimi kapattığım zaman sadece acıyı düşünme ve kendimi kaybetme riskim vardı. Eeyor sağolsun, kendisini arada sıkıştırmak için de kullandım.

Altın kural 3: İtme aşamasını doktorunuzla birlikte yönlendirin!
Kasılmaların sinüs eğrileri şeklinde (biraz boğaz köprüsüne benzer) bir seyri var, küçükten başlıyor, giderek artıyor ve azalıyor (örnek grafik). Doktorum itmeye başlayabileceğimi söylediği zaman, bize kasılma gelirken haber ver dedi. Ben geliyor dediğim zaman o başladı: "Derin nefes al, şimdi tut nefesini ve 1-2-3 it, it, it, it..., şimdi dinlen". Tam olarak nasıl itmem gerektiğini bilmiyordum, kasılmayla birlikte acının içine doğru itmem gerekiyormuş, kasılma aralarında da dinlenmem, enerji toplamam. Bir kere kavradıktan sonra kolay oldu. Ama bu arada doktorum monitöre bakmak yerine hep bana sordu kasılmaların gelişini; bir de bebeğimin kafasını elletti ve bu da benim olaya daha bir konsantre olmamı sağladı. Çünkü bu aşama gerçekten zor ve kendinizi bıraktığınız zaman daha da zor oluyor. Örneğin, ben bu aşamanın başında T.ye yapamayacağım galiba, olmayacak demiştim. Ama T., doktorum ve yardımcı hemşire sayesinde gerçekten çok rahat oldu.

Altın kural 4: İtme esnasında aynadan bebeğinizin gelişini izleyebilirsiniz.
Hastaneden verdikleri formda ayna ister misiniz diye soruyordu doğum sırasında. Bir de kuaför gönderin de tam olsun dedim, kız çıkınca annesini güzel görsün tabii; "o kadar yoldan geliyoruz, karşılamaya bak!" demesin sonra :) Şaka bir yana, iyi ki itme fazının başında hemşire tekrar sordu da istedim; çünkü gerçekten çok cesaret verdi. Minik kafası her ne kadar içimden çıkarken çok büyükmüş gibi gelse de, her itmede biraz daha ilerlediğini görmek ve önce kafasının sonra vücudunun çıkışını izlemek olağanüstüydü. Neden doğum mucizesi dediklerini o zaman daha iyi anladım.

* * *
Bir de kursta öğrenip de uygulamadıklarım var, daha doğrusu T.nin çalışıp da hayata geçiremediği şeyler. Kursta bir sürü masaj tekniği ve ağrıyla başetme pozisyonu gösterdiler, özellikle de partnerlere uygulattılar. Hatta pirinç dolu bez torbalardan göbek ve meme bile yapmışlardı, erkekler giysin de kadınların ne çektiğini anlasınlar, bu arada kadınlar da kendilerine nasıl masaj yapılmasını istiyorlarsa erkeklere uygulamalı olarak göstersinler diye. Bir de hormon yüklemesi yapılaydı, tam olurdu aslında ama neyse konumuz bu değil :)

Ben kasılmalar sırasında vücuduma dokunulmasını istemedim, tek istediğim itme esnasında ter içinde kalınca enseme buz koyması ve saçımı toplamasıydı; bir de hemşireyle birlikte itmeme yardımcı oldu. Ben dayanamayacağını düşünüyordum ama her saniye yanımdaydı süper kahramanım :-) Onun için de büyük bir deneyim oldu aslında; doğumdan sonra arkadaşlarımız hastaneye geldiğinde, herkesin bu deneyimi yaşamasını öneriyordu büyülenmiş bir şekilde.

Annem, babam ve kardeşim de o gün ordaydılar, odanın içinde farklı bir bölmede beklediler. Annem bu tarz sahnelere pek dayanamadığı için ara ara gelip çıktı :) ancak beni vajinal doğum konusunda başından beri destekleyerek manevi olarak hep yanımda oldu, tabii babam da öyle. Kardeşime gelince, onun henüz bu taraklarda pek bir bezi olmamasına rağmen o hafta epey çalıştı ve hatta tuttu beste yaptı minik yeğeni için, babam da sözlerini yazdı, sağolsunlar :)

Şimdi, ben de bu deneyimi herkese öneriyorum. Biliyorum, doğum kolay bir olay değil. Kasılmalar gerçekten de çok şiddetli olabiliyor, öyle ki bazı anlarda yapamayacağınızı düşünebiliyorsunuz. Ama bu durumun ne kadar süreceğini bilmek ve önceden hazırlık yapmak çok yardımcı oluyor; ve bittiğinde iyi ki doğurmuşum, iyi ki bu şekilde doğurmuşum diyorsunuz.

Vajinal doğumla ilgili iki kötü ve iki iyi nokta:
1) Kasılmalar çok acı veriyor ancak iyi olan tarafı yalnızca 12-20 saat arası sürüyor, o da aralıklarla; hatta esas zor olan kısmı 20 dakika-1 saat arası sürüyor. Ve inanması güç ama gerçek: yavrunuzu kucağınıza aldığınız anda bütün acıyı unutuveriyorsunuz. Şimdi merak ediyorum bu unutma mekanizması nasıl işliyor diye. Yani insanın normalde bir acı hafızası var, örneğin sıcak bir şey ellediğinde eli yanar ve bu acı hafızada yer eder ki bir daha ellemesin, yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürsün diye. Ama doğum acısı icin bu kesinlikle geçerli değil, çok enteresan! Sanırım evrimin bir aşamasında, kadınlar üremeyi durdurmasınlar diye bu acıyı hafızadan silmek üzere bir mekanizma gelişti beyinde :)

2) Doğumdan sonra poponuzun üzerine rahat bir şekilde oturamayabiliyorsunuz, çünkü itme yüzünden hemoroid oluşabiliyor; ama kısa sürede geçiyor. Ve doğumda çektiğiniz acıdan sonra iyileşme sürecindeki acılar sizi hiç mi hiç etkilemiyor, artı bir süre ortalıkta "demir kadın" modunda dolanıyorsunuz. Acı macı, sendrom mendrom hak getire :)

Olay aslında ön hazırlıkta bitiyor. Sizi nelerin beklediği konusunda bilginiz olduğu zaman korku da azalıyor. Sınava hazırlıklı girmek gibi bir şey: o çalışmış olmanın verdiği güven duygusu --biraz mide bulantısı olabilir tabii ama bu çok normal. Ha bir de, hazırlıkları son geceye bırakmamakta fayda var, 25 yıllık öğrencilik deneyimimden biliyorum, o zaman bulantı artıyor ;)

Herkese sağlıklı doğumlar diliyorum, bebelerle birlikte güzel bir yaşam!

Diğer linkler:
Kursta verdikleri materyallerden hazırladığım doğumun aşamaları ve fazları çizelgesi için buraya,
Doğum simülasyon videosunu izlemek için şuraya tıklayabilirsiniz.

December 21, 2009

YavruSu'nun Su Gibi Doğumu

Hamile olduğum haberini ailemiz ve dostlarımızla paylaştıktan sonra, sıra doğum konusuna gelmişti. Aslında başlangıçta sezaryen ve vajinal doğum arasında herhangi bir tercihim yoktu. Hatta ben de herkes gibi sezaryen olacağımı düşünüyordum, vajinal doğum seçeneği aklımın ucuna bile gelmemişti çünkü böyle bir seçenek fi tarihinde kalmıştı. Artık tıp ilerlemişti ve sezaryenle doğumdan sonra da kısa sürede toparlanılabiliyordu. Ayrıca vajinal doğumun da pek çok riski olabiliyordu, vs. vs. --yoksa ben rasyonalizasyon mu yapıyordum! Türkiye'de olsaydım kendimi bu şekilde kandırmaya devam edip büyük bir olasılıkla da sezaryen olurdum sanırım. Zira, tr'deki çoğu doktor randevuyla çalışıyordu ve istediğim zaman beni bu konuda destekleyecek daha nice insan bulabilirdim...

Ancak burda, yani Indiana eyaletinin Bloomington kasabasında, sezaryenin, sigorta gereği zorunlu bir durum olmadıkça herhangi bir şekilde tercih konusu olamayacağını ve herkesin varsa yoksa vajinal doğumdan, hatta doğal doğumdan bahsettiğini duyunca başa gelen çekilir, bari şu işi iyice bir öğrenelim diyerek önce kütüphaneden "Laugh and Learn About Childbirth" adlı DVD'yi aldım; sonra eşim T.yi de yanımda sürükleyerek 9 saatlik bir doğum kursuna katıldım. İyi ki de öyle yapmışım, çünkü kurs, izletilen videolar ve nefes egzersizlerinin dışında tamamen partnerlere yönelikti. Gerçi işte o zaman s..çtk (!) dedim: “Demek ki ben ağrıdan bilincimi falan kaybedicem, mahvolucam, vah vah, vay halime!” Oysa orda iyi duruyor o, ben de çok alıştım, tamam biraz zor oluyor artık ama fena da gitmiyor, biz kuzumla çok mutluyuz böyle içiçe diye düşünürken, Türkiye’den gelen aile büyüklerinden baba olan kişinin dönmek zorunda olması artık birşeyler yapma fikrini ortaya attı. Zira, hanfendi 1 aydır kanala girmiş olmasına ve açıklığın beklenen doğum günü sabahı itibariyle 5cm olmasına rağmen hala gelmiyordu. Aslında ilk doğumların, %70 gibi büyük bir oranla, 1 hafta geciktiğini bildiğimiz için endişelenmemiştik. Ancak bir yandan da, açıklığın 5cm olmasına rağmen düzenli kasılmaların hala başlamaması hem doktorumuzda hem de bizde şaşkınlık hissi yaratmadı değil. YavruSu son dakika fikrini mi değiştirmişti?! Düşünce gücüyle telkin etmeye çalışsam da olmadı, olan sadece benim uykuma oldu.

Hastane süreci:
Ertesi sabah, yani ben 3 saat uyuyup uyandıktan sonra hastaneye gittik. Bizim için ayrılmış olan odamıza yerleştik. Babam, T. ve ben bir sohbet bir muhabbet; bir yandan fotoğraflar çektiriyoruz boy boy; sanırsınız ki oraya tatile gitmişiz, otel odasında keyf ediyoruz, hastanenin içerisinde sohbetler ederek yürüyüş yapıyoruz gayet aheste. Ben aslında gerginim tabii ama hiç çaktırmıyorum, en azından öyle zannediyorum, onlar da aslında benimle benzer durumdalar ve çaktırmamaya çalışıyorlar. Tek farkla, kurbanlık koyun gibi hissetmesem de, doğuracak olan benim ve kendimi normal doğuma hazırladığım için, doğal olsun istiyorum herşey --böyle suni sancılarla falan değil.

Derken hemşire geldi, önce cervix açıklığına baktı: 6cm. Bir s..çtk (!) nidası daha yükseldi içimden. Almayacağımı beyan etmiştim ama epidural seçeneğinin böylece tamamen elimine olmasına üzülmedim dersem yalan olur. Aslında epiduralin riskleri ve uygulanışı dolayısıyla korku da vardı ama yine de olası zor durumlar için manevi bir güvenceydi ve daha ilk dakikada kaybetmiştim. Herneyse, sonra kasılmaları görmek için belime bir kemer takıldı ve monitöre bakıldı.
Hemşire: Şu anda birşey hissediyor musunuz?
Ben: (Biraz stresliyim ama o bunu sormuyor galiba)
Hemşire: (Monitöre bakarak) Az önce kuvvetli bir kasılma oldu da.
Ben: (Az sonra başıma geleceklerden habersiz) Vay be, kuvvetli dedikleri buysa… tamam ya, ben doğurdum demektir. Ne kolaymış meğer, oh oh!
Derken doktor geldi, kasılmalar düzenli olmamasına rağmen açıklık 6cm olduğu için pitocin (kasılmalara sebebiyet veren oksitosin hormonun sunisini) vermeye gerek olmadığını ama böyle bir durumda su kesemi patlatmanın iyi olacağını söyledi. Hissettiğim ilk kasılma su kesem patladıktan yarım saat sonra oldu. Başlangıçta aynı regl sancılarım gibiydi; tabii aralıklı versiyonu, 5 dakikada 1 geliyor, 30-40 saniye sürüyordu. Sonra giderek sıklaştı ve şiddetlendi ama ilk hissettiğim kasılmadan itibaren toplam 3 saat 11 dakika sürdü ve aylardır beklenen YavruSu geldi katıldı aramıza :)))

Çok az ağladı. Önce hemen üstüme yatırdılar, kardeşim göbeğini kesti, daha doğrusu göbek kordonunu :) Sonra ben plasentayı iterken, hastanenin çocuk doktoru ve babam ayrı ayrı yenidoğan testini yaptılar; çocuk daha doğar doğmaz teste tabi tutulmuş oldu böylece :( Ben babamın tavsiyesine uyup yıkanmasını istememiştim (amniyon sıvısı ilk günlerde koruyucu tabaka oluşturuyormuş) o yüzden hemen kundaklayıp bana verdiler. Demişlerdi de inanmamıştım ama hakikaten de tüm doğum acısını o saniyede unutuverdim. Bu inanılmaz bir olaydı. Bir başka inanılmaz olay da bebişin 3 aslan çekiş gücüyle tam 40 dakika boyunca emmesiydi. Sanırsınız ki 9 aydır içerde sadece buna çalışmış :) Sonra da 7 saat boyunca hiç uyanmadan uyudu. Ben de doğumdan 1 saat sonra ayağa kalkıp ortalarda dolaşmaya başladım; kendimi yorgun hissetmem ve dinlenmem gerekiyordu ama inanılmaz bir enerji ile, gözüme bir damla uyku girmeden yavrumun başında bekledim. Bu minik YavruSu iyi ki gelmişti aramıza, onu o kadar çok sevdik ki, daha önceden hayal bile edilemezdi bunun boyutları, çünkü bildiğimiz boyutlar yeterli olamazdı, olmadı nitekim bunu anlatmaya.

İşin perde arkası, hazırlıklıklarım ve uyguladığım altın kurallar için tıklayınız.

Dogumun asamaları ve fazları

Doğum kursunda verdikleri materyallerden hazırladığım doğumun aşamaları ve fazları çizelgesi:
Not: Üzerine tıklayınca büyüyor.


İlgili Yazılar:

November 27, 2009

Hoşgeldin bebek, artık bize yeni bir işbölümü gerek!

YavruSu gelmeden önce genelde ikimiz de benzer koşullarda çalışıp okuduğumuz için ev işlerini çoğunlukla birlikte yapıyorduk. Yemek, temizlik, alışveriş, çamaşır, bulaşık, tamirat, vs. Ancak bizim kuzu geldikten sonra tüm hayatımızla birlikte bu işleri eşit olarak paylaşmaya dayalı feminist pratiklerimiz de doğal olarak değişmek zorunda kaldı. Emzirme sorumluluğu benim üzerimde olunca ve bebiş her saat başı emmek isteyince hayat epey değişti haliyle. Gerçi yemek yapmayı çok sevmeyen biri olarak yeni işbölümünden şikayetçi olduğumu söyleyemeyeceğim ama belki T. uzun vadede --bebiş emmeyi bırakınca mesela-- şikayet edebilir, çünkü o gün bu gündür ben bebişi o da bizi besliyor :))

Şimdi daha feministiz yani ;) Okulda sorarlarsa "baba ne yapar" diye, bizim kız verecek cevabını cinsiyetçi eğitim sistemine karşı :) Şaka bir yana, okul müfredatlarının dayanılmaz cinsiyetçiliği karşısında söyleyecek çok şey var ama 'okul'un kendisi konusunda kafalar hala çok karışıkken bunu ileri bir tarihe atıyorum.

Herneyse okulu bırakıp eve geri dönecek olursak, diğer işler paylaşılmaya devam ediyor ama yine de zaman hiçbir şeye yetmiyor; çünkü bebiş doğduktan sonra gündüz ayrı, gece ayrı mesai istiyor. Ayrıca, her ne kadar sizin gece (ve hatta gündüz) kıyafetiniz artık tek bir gecelikten ibaret olsa da ortaya çıkan çamaşır yığını inanılmaz boyutlara ulaşabiliyor. Gerçi ben bu konuda kendimce çözümler üretmeye başlamıştım zaten (bkz. çamaşır katlamaca). Ve sanırım T.nin de planları var ;) Geçen gün bebişe "Let's Help" (Hadi Yardım Edelim) diye bir kitap almış. Aslında çok mantıklı bir davranış olacak bu: yani çocukları bir yandan ayrı bir organizma olarak 'kutsayıp' bişey yaptırmamak, diğer yandan da abuk sabuk şeylerle zamanlarını doldurmaya çalışmak yerine, pek tabii onları da işbölümüne dahil edebiliriz ve sanırım bu konuda onlar bizden çok daha hevesliler. Zaten hayat da paylaşınca daha güzel, değil mi?