Teacher: What color is this?
YavruSu: Mavi
T: ??? Blue, this is blue.
Y: Mavi
T: Blue
Y: Mavi
T: Blue
Y: Mavi
T: Blue
Y: Mavi
Teacher: Moavee?
YavruSu: Yess, you got it!
T: ?!?!?!?!
Öğretmeni anlattı, Türkiye dönüşü YavruSu'ya mavi rengi öğretmeye çalışıyormuş ama bizimki baskın çıkmış, akşam almaya gittiğimde öğretmeni soruyordu "blue'nun Türkçesi moavee mi" diye. Dedim, biz çocuğu size Türkçe öğtretsin diye göndermemiştik ama... bir karışıklık oldu herhalde, neyse... :P Şaka bir yana, her gün eve bir yazı geliyor böyle: "bugün YavruSu çocuklara montlarını giymeyi öğretti", diğer gün "haftanın günleri şarkısını öğretti", başka bir gün "arkadaşlarının kıyafetlerini çıkartmalarına yardımcı oldu", vs. diye. E maaşa bağlasınlar bari, diğer öğretmenlere iş bırakmıyor.
Şaka bir yana, bizim kız sürekli öğretme peşinde. Sanırım bu doğuştan gelen bir şey. Çünkü daha 14 aylıkken, kreşte 2 numaralı kuzular (Lamb2) sınıfına transfer olacağı dönemde, öğretmeni geçeceği sınıfın öğretmenine "size 3 çocuk bir de asistan gönderiyoruz" demişti asistan diye YavruSu'yu kastederek. O zaman da öğretmenlerinin diğer çocukları uyutmalarına yardımcı oluyor, altlarını kontrol ediyormuş, kaka yaptılar mı diye. En son, "büyüyünce öğretmen olacağım, o zaman da birlikte öğretiriz yine" demiş öğretmenine.
Ama öğrenme derseniz, cık! Es kaza bir şey öğretmeye kalkalım, öyle büyük kriz çıkar ki vakti zamanında yaşanan Türkiye-Yunanistan krizi hiç kalır yanında. Ne haddimize bir şey öğretmek, nasıl yapıldığını göstermeye kalkmak!!! Oysa ne büyük hayallerimiz vardı, gitar öğretip orkestra kuracaktık, birlikte konserler verecektik. Şimdi bildiklerimizi de unuttuk sayesinde. Neyse ki okula gidiyor. Haftada 1 gün de müzik dersine gidiyor ve gelip bizi aydınlatıyor. Akşamları gelsin "circle time"lar, gitsin "group time"lar... Bir geliştik ki sormayın!
Bu arada o kadar laf ediyordum Montessori okullarına, ama bu sene döndük dolaştık sonunda biz de nasibimizi almaya karar verdik sevgili Madam Maria'dan. Eski okulundaki öğretmeninden sürekli negatif elektrik alıyordum. Bizim yavru da birkaç kez öğretmeninin bağırdığını söyleyince ipleri koparmak için etraftan bulabildiğim tüm kesici aletleri toplamaya başlamıştım. Başta dişlerimle başladım. İdare ve öğretmenin kendisi ile dişli konuşmalar yaptım ve okulla ilgili bulabildiğim kadar bahane buldum. Yok oyuncakların çoğu plastikti, kullanılan köpük sabunun içerisinde sağlığa zararlı maddeler vardı, sınıfın bir köşesine düşünme köşesi koymuşlardı, vs. Aslında bunların hiçbiri öyle büyük şeyler değildi... ah öğretmen iyi olaydı, kreş kar amacı gütmeyen sevdiğimiz bir işletmeydi.
Öğretmenin bu yaş grubu için özel bir önem teşkil ettiğini düşündüğümden hemen arayışlara başladım. Bir tane kooperatif kreş bulduk önce, fikir olarak çok hoşumuza gittiyse de ortam biraz kaotik geldi; 10 aile çocuklarına dönüşümlü olarak birlikte bakıyordu. Sonra eski kreşin müfredat geliştiricisinin Montessori okulu açacağını duyduk. Kadının çocuklara yaklaşımı hoşuma gittiği için daha yakından tanımak üzere hemen eve davet ettim. Kızı bizimkiyle birlikte aynı sınıfta bulunmuştu 3 ay; sonra ayrılıp ev okuluna geçmişti. Birkaç kez buluştuk. Kadının ve kızının bizim yavruyla ilişkisi çok iyiydi. YavruSu da seviyordu onlarla birlikte olmayı. Zaten önemli olan da buydu.
Sonra evlerinin iki odasını birleştirip küçük bir Montessori okulu açtılar. Yalnız diğerlerinden farklı olarak, ilk sene yalnızca 2-3 yaş grubunu aldılar. Biz de böylece, bu küçük ve sevimli okuldan nasibimizi aldık. Şu anda 6 kız öğrenci, 1 Montessori öğretmeni, bir yardımcı, bir de kütüphanede çalışmadığı zamanlarda yardıma gelen bir eşi var okulda.
Aslında hala şikayetlerim var Montessori okulu ile ilgili ve fakat bu okul farklı. Gerçekten farklı :P Ağızlarıyla kuş besliyorlar mesela. Şaka şaka :) Ama gerçekten de kuş besliyorlar, özgür kuşlar için minik kuş evleri var bahçede; bir de bir kedileri var. Çok büyük bir bahçeleri var; domates-biber yetiştiriyorlar çocuklarla birlikte; şimdi kış sebzeleri ekecekler; hatta geçen gün sarımsakla başlangıç yapmışlar. Hava ne kadar soğuk/yağmurlu/(henüz olmadı ama) karlı olursa olsun mutlaka her gün dışarı çıkıyorlar/çıkacaklar. Bunlar çok büyük artıları. Ayrıca ev bazlı bir okul ve tüm materyaller özenle seçilmiş, plastik yok. Ama en önemlisi YavruSu, hem öğretmenlerini, hem de arkadaşlarını çok seviyor. Öyle ki Cumartesi-Pazar bile bazen okula gitmek istiyor.
Ve fakat bayan pimpirik olarak ben hala özenle diken buluyorum üstüne basacak. Çocuğum bir yerlerde şablonlara mı sokuluyor, yaratıcılığı mı öldürülüyor acaba diye esiyor arada. Evet bu işin cılkını çıkarttım iyice :P Gerçi, Montessori'de diğerlerine göre minimum seviyede yönlendirme yapılıyor, en azından felsefesinin temeli bu: "child-led learning" yani "çocuk önderliğinde öğrenme, çocuğu takip etme". Bu gerçekten çok güzel bir felsefe! Ancak Montessori'nin felsefesini hayata geçirdiği dönemde, o günün ihtiyaçlarına cevap vermek üzere, yani çocukları iş hayatına hazırlamaya yönelik bir program geliştirdiğini düşünüyorum. Zaten başta "oyun" değil de "iş" denmesi pek çok şey anlatıyor. Evet Montessori'de oyun yok, iş var. Kullanılan terim bu. Şimdi çocuk bize de gelip evde iş seçtirmeye çalışıyor, "you wanna choose your work?" diye başımızın etini yiyor. Yavrucum zaten bütün gün çalışıyoruz, evimizde bari iki dinlenelim diyoruz ama anlatamıyoruz :P Şaka gibi.
'İş'in şakası bir yana, gündelik hayatla ilgili ihtiyaçlarını karşılamayı öğreniyorlar. Farklı bir matematik ve edebiyat programları var. Örneğin harfleri ey-bi-si diye öğrenmiyorlar, çıkardıkları sesleri öğreniyorlar. Matematik müfredatı da ezbere yönelik değil; uzunluk, ağırlık, taneler, gibi deneyimleyebilecekleri somut şeylerle çalışıyorlar. Resim de yapıyorlar, müzik de. Güzel sesler çıkaran, gerçek enstrümanları var. Bahçede ekim dikim işlerini öğreniyorlar. Kısacası alternatif bir müfredatları var ve herkes hayatından çok memnun görünüyor.
Benim tek derdim, çocuklar yapmak istedikleri işi seçtiklerinde, önce öğretmenin göstermesi. Ben kendi çocuğuma bir şey gösteremiyorum ya, çatlıyorum :P Şaka bir yana, önce çocukların kurcalayıp çeşit çeşit oynama-yapma şekli keşfetmelerini tercih ederdim. Gerçi, geçen gün öğretmeni yeni gelen bir geometrik puzzle'ı incelemeleri için önce çocuklara bıraktı ama sanırım genelde önce kendisi gösteriyor nasıl yapmaları gerektiğini. Daha önce de pek çok kere yazmıştım, bir şeyi yapmanın, problem çözmenin, A noktasından B noktasına gitmenin en az bir yolu vardır diye... çeşitlilik güzel şey; tek bir yol, tek bir doğru, tek bir cins, tek bir cinsiyet, tek bir kültür yok bu dünyada diye... Bu tarz şeyleri çocukluktan itibaren öğretmenin yollarını aramalıyız, bunları hayatın zenginlikleri olarak göstermenin, takdir etmenin, öne çıkarmanın...
İşte budur derdim. Ama sanırım daha önce burada bahsedildiği gibi ailelerin tavrı önemli. Su'cuk oradan gelip bize "watch me and then" (önce beni izle sonra...) diye iş göstermeye çalıştığında mümkün olduğunca "bak böyle de olabilir" diye farklılıkları göstermeye çalışıyorum. Ancak, şu ara çok mümkün değil bayan natural-born-teacher'ın bunları kabul etmesi ama umuyorum ki ileride maviyi de kabul eder, blue'yu da, avgon'u da, երկնագույն'u da, kırmızıyı da moru da... Çok kültürlülük, çok dillilik, çok cinslilik, genel olarak çeşitlilik güzel şey, vesselam :)
Showing posts with label kreş. Show all posts
Showing posts with label kreş. Show all posts
November 16, 2011
January 17, 2011
Kreşe Alıştırma
Su, sosyal bir yavru olmasına rağmen, kreşe alışması çok kolay olmadı. Şimdi çok severek gidiyor ve bazen eve dönmek istemiyor. Çoğu zaman zorla getiriyoruz ama her zaman böyle olmadı tabii ki. Hala da tatil dönüşleri ve dönem sonlarında zorlanıyor biraz. Yine bir tatil sonrası kreşe alışma haftası üzerine yazayım dedim, unutmadan.
- İmkanınız varsa part-time başlamak, hem sizin, hem de bebeğinizin alışmasını kolaylaştırıyor.
- Her aşamayı, her şeyi önceden anlatmak, neler bekleyeceğini bilmesi onu rahatlatıyor.
- Ortama alışana kadar yanında kalmak herkes için ayrılma faslını kolaylaştırıyor.
- Kreşe resimlerinizi, sevdiği müzikleri ve sevdiği bir oyuncağını götürebilirsiniz.
- Evde kreş ve arkadaşları hakkında sohbet edip oyunlar oynanabilir.
- O kreşteyken sizin ne yaptığınızı bilmesi de kendisini iyi hissettiriyor.
Yavru Su bilmediği şeylerden tedirginlik duyabiliyor. Sen kreşe gideceksin, anne ve baba da okula gidecek deyip duruyorduk, tabii onun için bir anlam ifade etmiyordu. Bir gün T. onu bizim laba getirdi, beni çalışırken gördü ve o gün bugündür "anne/baba okula gidecek, ders çalışacak" kalıbını içi rahat bir şekilde söylüyor.
- Yurtdışındakiler, anadilinde en çok kullandığı kelimelerden bir sözlük hazırlayabilirler.
Son durumda, özellikle tatil dönüşlerinde biraz problemli olsa da, genel olarak çok seviyor, hatta bazen eve gelmek istemiyor. Bu da bizi mutlu ediyor, ondan uzakta geçirdiğimiz vakitlerde, aklımız daha az onda kalıyor.
Siz neler yapıyorsunuz kreş, oyun grubu ya da düzenli olarak gittiği bir yere alıştırmak için?
January 8, 2011
Kreş Anketi
Eveet, en son bir kreş anketi vardı cevaplayacağım, Banu ve Deli Anne sağolsunlar... Sanırım bir ilk olacak bu. Daha önce hiçbir ankete böyle madde madde cevap vermemiştim. Anket yapısı pek bana göre değil. Gündemimde olmayan ve bir şeyler katabileceğimi düşünmediğim konularla ilgili soruları cevaplamak pek hoşuma gitmiyor açıkçası. Gerçi bundan sonra şu yazıyı yazacağım dediğimde de gündemim değişiyor ve bazen 9 ay kalıyor o yazı taslaklarda. Hayır orada büyüyüp gelişse, yayınlanacak kıvama gelse, bir şey değil ama düşünceler ve şartlar da değiştiği için yazı da kendi kendine gelişmediği için bir süre sonra anlamını yitiriyor. Tutup kendi kafamdaki her an değişen sırayı takip edeceğim diye tutturmak yerine şu bilimsel anketi yanıtlasaymışım mesela, ufak da olsa bir katkım olurmuş bilim alanına. Neyse şimdi konuma döneyim de, en azından bir ilki gerçekleştirmiş olayım. Sırada iki tane daha var ama onlar zor yerlerden gelmiş, bakacağız :P Bu konu en azından, üzerine düşündüğüm ve her daim gündemimde olan bir konu olduğu için şimdi hemen yazıyorum.
1. Çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz/göndermeyi düşünüyorsunuz? Kreşe göndermek için beklediğiniz yaş dışında bir şey var mı?
8,5 aylıkken gönderdik; 15 aylık olana kadar yarı zamanlı (12:30-17:00), sonrasında da tam zamanlı gitti/gidiyor :) 8-18 kreş saatleri ama biz 10-17 arası bırakıyoruz. Çocukların 3 yaşına kadar anneyle kalması fikrini savunmuyorum; 8,5 ay yeterli :P Şaka bir yana, çocukların anneye ait olduğu fikrine biraz mesafeli yaklaşıyorum açıkçası. Bunu, sorumluluk almaktan yırtmak için erkeklerin uydurduğunu düşünüyorum :) Biz T. ile çoğu şeyde olduğu gibi çocuk bakımında da hep eşit sorumluluk aldık ve YavruSu'nun bu yüzden daha az bağlı (modern tabirle 'attached'), daha az mutlu, vs. gibi bir sorunu olduğunu düşünmüyorum. Belki daha rahatsız bir tip diyebilir görenler ama bunun daha çok onun kişiliği ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Belki başkaları için böyle değildir ancak biz bütün gün çocuk bakıp ev işleriyle uğraşarak yapabileceğimizi düşünmediğimiz için erken yaşta yardım almayı seçtik. Hiç yardımsız çocuk bakanların önünde saygıyla eğiliyorum. Bu insanların kendilerini, kendi öz isteklerini aşmış olduğunu düşünüyorum. Ben yapamadım; kariyer yapmak derdinde değildim; tek istediğim kendime ait bir zaman ve bir odaydı. Odam olamadı ama köşem oldu, okulda labaratuvarda bir köşede kendime ait zamanım oldu :) Tabii ki bu beni daha mutlu yapmadı, belki ihtiyaçlarımı karşıladığım için biraz daha huzurlu oldum ve yavruyla olduğumuz vakitleri özlediğim için birlikte olduğumuz zamanları daha canlı ve heyecanlı geçirdim ama arka planda hep bir endişem vardı.
2. Çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? Olmazsa olmaz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz.
Sanırım en büyük katkı sosyal alanda oldu. Aslında ideal olan, çocukların eskiden olduğu gibi dışarıda, topluluk içerisinde büyümesi. Şu anda olduğu gibi tek bir kişiyle (anne/baba/anneanne/bakıcı vb.) bütün gününü geçirmesi değil (hala izlemediyseniz, mutlaka Babies belgeselini izleyiniz ve aradaki farkı görünüz). Bu yüzden benim en çok hoşuma giden konu bu oldu. Büyük küçük, farklı farklı bir sürü insanla etkileşime girdi. Tabii ki kreşe gitmek insanı sosyal veya dışa dönük yapmıyor; bu özellikler daha çok insanın kendi doğasından geliyor. Mesela kreşe gittiğimizde bütün çocuklar yanımıza gelip hi-bye diyorlar ama, bir tanesi var ki, o bununla yetinmeyip kucağımıza atlıyor :) Sanırım kreş daha çok sosyalleşmek için ortam oluşturuyor, ilişki kanalları doğuruyor. Bize de iyi oluyor aslında, biz de bu sayede az da olsa sosyalleşiyoruz arada.
Notlar:
1. Kreş şart değil tabii ki, farklı ortamlar da yaratılabilir, hatta bizim için bahsettiğim gibi bir kooperatif olsa çok daha iyi olur. Şartlarımız çok uymadığı için şimdilik bu kreşte devam ediyoruz. Yer açılırsa belki kooperatife geçeriz, olmazsa belki Montessori'ye bile geçebiliriz, henüz belli değil. Montessori için "child led learning" felsefesini savunduğunu söylemiş Seda, iki önceki yazının yorumlarında. Aktivitelerini yaratıcılıktan uzak bulsam da (sanki kendim ve diğer kreşler çok yaratıcı aktiviteler yaptırıyormuş gibi :P işte insankızının kendini bilmez halleri, neyse...) çocuğun istediği zaman yapmayı seçebilme özgürlüğü hoşuma gitmedi değil. Ancak pratikte nasıl işliyor emin olamıyorum. Bu konuyu araştırıp daha sonra tekrar yazacağım, umarım.
2. Bir de aynı yazının yorumlarında, Özgüranne, özgürlük üzerinde ısrar etmemiz gerekiyor demiş (özgür anne ya :P). "Seçim yapabilme, ama kola mı içsem pepsi mi arasında değil. gerçek tercihler yapabilme, okul başarısı peşinde koşmayı reddedip serseri olabilmekten, sanatçılığa, ya da belki de eğer isterse ciddi bir şirkette yöneticiliğe kadar, ya da her şeyi bırakıp dağ başında yeni bir tecrübeye yelken açacak kadar. İnsanların çoğu ellerine bir senaryo tutuşturulmuş gibi yaşıyor ve bunun farkında değil. Bu bilinç de bence anaokulu, ilkokul vb tam ilgili değil. Anne babanın cesareti, güveni ve çocuğun onu algılayabilmesiyle ilgili." Benim yerime yazmış sağolsun, ben de tekrar yazmayayım dedim. O yüzden okuldu, eğitimdi,... boşverin, böyle şeylere çok da takılmayın diyorum. Okulla da olur, okulsuz da. Herşeyde olduğu gibi, bunlar da ak ve kara değil, ikisinin de farklı güzellikleri, farklı sorunları var. Önemli olan bizim bakışımız, tutumumuz; ama tek bir konu veya kişi odaklı değil. Meselelere sadece kendi çocuğumuz açısında değil, daha geniş bir perspektiften bakmakta fayda var...
Son olarak, bana verilen anket süresinin sonuna gelmiş, hatta geçmiş bulunuyor ve ha bu size ders olsun diyorum :P Bir daha anket cevaplamamı isteyen olursa, bakınız, sanki bir daha bu konuyla ilgili yazamayacakmış gibi görgüsüzce her şeyi bir yazıya sığdırmaya çalışan insankızının halleri ;)
Güncelleme: Anket geleneği icabı soruları cevaplandırdıktan sonra başka birine yollamak gerekiyormuş, ben de bu anketi başlatan sevgili Damla'ya soruyorum, yok öyle sorup kaçmak, bir de senden duymadan bitirmiyoruz bu işi :)
1. Çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz/göndermeyi düşünüyorsunuz? Kreşe göndermek için beklediğiniz yaş dışında bir şey var mı?
8,5 aylıkken gönderdik; 15 aylık olana kadar yarı zamanlı (12:30-17:00), sonrasında da tam zamanlı gitti/gidiyor :) 8-18 kreş saatleri ama biz 10-17 arası bırakıyoruz. Çocukların 3 yaşına kadar anneyle kalması fikrini savunmuyorum; 8,5 ay yeterli :P Şaka bir yana, çocukların anneye ait olduğu fikrine biraz mesafeli yaklaşıyorum açıkçası. Bunu, sorumluluk almaktan yırtmak için erkeklerin uydurduğunu düşünüyorum :) Biz T. ile çoğu şeyde olduğu gibi çocuk bakımında da hep eşit sorumluluk aldık ve YavruSu'nun bu yüzden daha az bağlı (modern tabirle 'attached'), daha az mutlu, vs. gibi bir sorunu olduğunu düşünmüyorum. Belki daha rahatsız bir tip diyebilir görenler ama bunun daha çok onun kişiliği ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Belki başkaları için böyle değildir ancak biz bütün gün çocuk bakıp ev işleriyle uğraşarak yapabileceğimizi düşünmediğimiz için erken yaşta yardım almayı seçtik. Hiç yardımsız çocuk bakanların önünde saygıyla eğiliyorum. Bu insanların kendilerini, kendi öz isteklerini aşmış olduğunu düşünüyorum. Ben yapamadım; kariyer yapmak derdinde değildim; tek istediğim kendime ait bir zaman ve bir odaydı. Odam olamadı ama köşem oldu, okulda labaratuvarda bir köşede kendime ait zamanım oldu :) Tabii ki bu beni daha mutlu yapmadı, belki ihtiyaçlarımı karşıladığım için biraz daha huzurlu oldum ve yavruyla olduğumuz vakitleri özlediğim için birlikte olduğumuz zamanları daha canlı ve heyecanlı geçirdim ama arka planda hep bir endişem vardı.
Aslında, ilk zamanlarda çok memnundum çünkü çok sevdiğimiz iki insan tarafından çok güzel bir şekilde bakılıyordu. Hep sevildi, kucaklandı, beslendi, eylendi. Sistematik hiçbir bakıma maruz kalmadı, tamamen kendi ritmine göre bakıldı. Ancak, 15 aylık olduktan sonra sınıf atladı :( Kuzu-1'den Kuzu-2'ye geçti ve benim pek de memnun olmadığım bir bakıma maruz kaldı ve hala da kalıyor. Belli saatlerde yemek yiyor, uyuyor, aktivite/resim yapıyor, müzik dinliyor, kitap okuyor ve bahçeye çıkıyor. Kuralları var; "please" demeden yemek yiyemiyor, istediği bir şey verildiğinde de "thank you" demesi gerekiyor; bize de diyor, "thank you so much anne" diyor, işte o zaman içim eriyor :( Anneye teşekkür edilir mi hiç! Gerçi her zaman böyle itaatkar değil; mesela kendi boyu yetişmediği için boyu yeten bir arkadaşına kapıyı açtırtıp onu da alıp sınıftan kaçabiliyor :) Ve de en güzel tarafı eyalet yasası gereği yağmur kar demeden -4 dereceye kadar her gün dışarı çıkıp özgür bir şekilde oyun oynayabiliyor.
2. Çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? Olmazsa olmaz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz.
Bir önceki ve iki önceki yazıda yazmıştım kriterlerimi :) Buraya da özetleyeyim hemen: yaşama, her tür yaşama saygı duyan bir yer olması önemli. Çocukların yaşama, korunma, gelişme ve katılım haklarına saygı duyan, ayrımcılık yapmayan; yalnızca insanların değil, bitkilerin ve hayvanların da yaşam haklarına ve alanlarına saygı duyan bir yer olması bizim için önemli bir kriter. Ve de tabii ki Su cadısının sevmesi :)
3. Türkiye’deki kreşlerde rastlamadığınız, keşke olsa dediğiniz bir uygulama var mı?
Türkiye'de olmadığımız için bir şey söylemem pek doğru olmaz aslında ama yine de burada çok sevdiğimiz bir uygulamadan bahsetmek istiyorum. Gerçi belki Türkiye'de de vardır bu tarz bir uygulama ve ben bilmiyorumdur: Velilerin katılımı. Aslında, çocuk bakımının profesyonel bir işletmeye devredilmesi ve hiç karışılmaması bana çok tuhaf geliyor. Burada kooperatif kreşler var, bizim bir süredir gündemimizdeydi. Bu kreşler, tüm velilerin sorumluluk aldığı, çocuk bakımından, kreşin işletmesine, neler alınacağına, nerelere gidileceğine, hangi aktivitelerin yapılacağına, web sitesine kadar her şeyin veliler tarafından ilgileri ve yetenekleri doğrultusunda paylaşıldığı yerler. 0-3 yaş arası 10 çocuk alıyorlar. Üniversitenin binasını verdiği bir evde aylık 250 dolar gibi bir para ödeyerek bu 10 aile birlikte çocuklarına bakıyorlar. Toplanan para orada çalışan 1-2 yarı zamanlı yardımcı için ve birtakım ortak giderler için kullanılıyor.
Bizim gönderdiğimiz kreşte de veli katılımı oluyor ancak çok sınırlı. Senede 12 saat zorunlu gönüllülük sistemi var. Daha önce bahsetmiştim, örneğin ben sınıflarında arada gidip gitar çaldım, T. bahçe işinde çalıştı, bunun dışında kar amacı gütmeyen bir işletme olduğu için yönetimde de veliler var, yani isteyenler yönetici işlerinde çalışabiliyor, kitap sergisi oluyor sık sık, büyük temizlik yapılıyor her mevsim, sınıflarda tamirat işleri oluyor vs. ... oralarda da görev alınabiliyor.
Bir de her ay bir konu işleniyor, onunla ilgili öğretmenlerin talepleri oluyor bazen; velilerden vakti ve imkanı olanlar gönüllü oluyorlar. Örneğin geçen ay, çok kültürlülük ayı idi. Bu vesileyle, sınıftaki öğrencilerin ailelerinin kültürleri kutlandı. Çeşitli aktivitelerin yanısıra bu kültürlerin geleneksel yemekleri de çocuklarla birlikte yapıldı. Bizden T. gidip çocuklara 'geleneksel' havuçlu topumuzu yaptırdı :P Kendisi çocuklarla birlikte olmayı çok sevdiği için, bu aktivite çok hoşuna gitmiş, o da YavruSu gibi "bi daa, bi daa" diye söylenip duruyor şimdi.
Not: Banu, bundan Türkiye'deki okul öncesi eğitim kurumlarındaki kadın hegemonyasına (kadın öğretmenler, kadın yöneticiler, oyun ablaları, vs...) alternatif olarak bahsetmiş ancak burada da durum çok farklı değil açıkçası. Kreşte bulunan 20 tam zamanlı öğretmenden yalnızca bir tanesi erkek, yarı zamanlıların hepsi kadın, yöneticiler de öyle. Ve malesef, bu aktiviteye katılanlar da, T. dışında hep anneler oldu. Bazı şablonları kırmak için gerçekten çok uğraşmamız gerekiyor. Ama önce kendimizden başlamalıyız; çünkü çocuklar büyüklerin dediğini değil, yaptığını yapıyor. O yüzden ben mesela hiç mutfağa girmiyorum, habire tamir işleri yapıyorum, araba sürüyorum :P Şaka şaka, ama gerçekten eşit sorumluluk alma konusunda özen gösteriyoruz.
4. Türkiye’deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?
Bu konuda gerçekten çok bir bilgim yok ve yazmayacağım :) Ancak Banu'nun yazdıkları bana da çok saçma geldi buyurunuz bakınız.
Bizim gönderdiğimiz kreşte de veli katılımı oluyor ancak çok sınırlı. Senede 12 saat zorunlu gönüllülük sistemi var. Daha önce bahsetmiştim, örneğin ben sınıflarında arada gidip gitar çaldım, T. bahçe işinde çalıştı, bunun dışında kar amacı gütmeyen bir işletme olduğu için yönetimde de veliler var, yani isteyenler yönetici işlerinde çalışabiliyor, kitap sergisi oluyor sık sık, büyük temizlik yapılıyor her mevsim, sınıflarda tamirat işleri oluyor vs. ... oralarda da görev alınabiliyor.
Bir de her ay bir konu işleniyor, onunla ilgili öğretmenlerin talepleri oluyor bazen; velilerden vakti ve imkanı olanlar gönüllü oluyorlar. Örneğin geçen ay, çok kültürlülük ayı idi. Bu vesileyle, sınıftaki öğrencilerin ailelerinin kültürleri kutlandı. Çeşitli aktivitelerin yanısıra bu kültürlerin geleneksel yemekleri de çocuklarla birlikte yapıldı. Bizden T. gidip çocuklara 'geleneksel' havuçlu topumuzu yaptırdı :P Kendisi çocuklarla birlikte olmayı çok sevdiği için, bu aktivite çok hoşuna gitmiş, o da YavruSu gibi "bi daa, bi daa" diye söylenip duruyor şimdi.
Not: Banu, bundan Türkiye'deki okul öncesi eğitim kurumlarındaki kadın hegemonyasına (kadın öğretmenler, kadın yöneticiler, oyun ablaları, vs...) alternatif olarak bahsetmiş ancak burada da durum çok farklı değil açıkçası. Kreşte bulunan 20 tam zamanlı öğretmenden yalnızca bir tanesi erkek, yarı zamanlıların hepsi kadın, yöneticiler de öyle. Ve malesef, bu aktiviteye katılanlar da, T. dışında hep anneler oldu. Bazı şablonları kırmak için gerçekten çok uğraşmamız gerekiyor. Ama önce kendimizden başlamalıyız; çünkü çocuklar büyüklerin dediğini değil, yaptığını yapıyor. O yüzden ben mesela hiç mutfağa girmiyorum, habire tamir işleri yapıyorum, araba sürüyorum :P Şaka şaka, ama gerçekten eşit sorumluluk alma konusunda özen gösteriyoruz.
4. Türkiye’deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?
Bu konuda gerçekten çok bir bilgim yok ve yazmayacağım :) Ancak Banu'nun yazdıkları bana da çok saçma geldi buyurunuz bakınız.
5. Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra en çok zorlandığınız konu ne oldu? Henüz gitmiyorsa zorlanacağınızı düşündüğünüz?
Hastalıklar ilk sene bizi biraz yıprattı açıkçası. İlk başladığı yılın kışını sümüklü böcek şeklinde geçirdi. Çoğu zaman virüslerini babasıyla da paylaştı, sağolsun, bana pek bulaşmadı :) Neyse ki çocuk hastalıklarının %80'i viral olduğu için endişelenmeye gerek yokmuş. Bir de iyi yanı, bağışıklık sistemi güçlendi ve bu sene çok daha az hasta oluyor. Bir de şöyle bir araştırma ile karşılaştım, ne kadar güvenilir bilemiyorum ama hastalıkların 2 yaşından önce geçirilmesi iyidir diyor, bize de avuntu oluyor: http://www.bilgiagi.net/cocugunuzu-erken-yasta-krese-gonderin/35978/
6. Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra çocuğunuzda gözlemlediğiniz en olumlu gelişme ne oldu? Henüz gitmiyorsa kreşin gelişimine en büyük katkısı ne olur sizce?Hastalıklar ilk sene bizi biraz yıprattı açıkçası. İlk başladığı yılın kışını sümüklü böcek şeklinde geçirdi. Çoğu zaman virüslerini babasıyla da paylaştı, sağolsun, bana pek bulaşmadı :) Neyse ki çocuk hastalıklarının %80'i viral olduğu için endişelenmeye gerek yokmuş. Bir de iyi yanı, bağışıklık sistemi güçlendi ve bu sene çok daha az hasta oluyor. Bir de şöyle bir araştırma ile karşılaştım, ne kadar güvenilir bilemiyorum ama hastalıkların 2 yaşından önce geçirilmesi iyidir diyor, bize de avuntu oluyor: http://www.bilgiagi.net/cocugunuzu-erken-yasta-krese-gonderin/35978/
Sanırım en büyük katkı sosyal alanda oldu. Aslında ideal olan, çocukların eskiden olduğu gibi dışarıda, topluluk içerisinde büyümesi. Şu anda olduğu gibi tek bir kişiyle (anne/baba/anneanne/bakıcı vb.) bütün gününü geçirmesi değil (hala izlemediyseniz, mutlaka Babies belgeselini izleyiniz ve aradaki farkı görünüz). Bu yüzden benim en çok hoşuma giden konu bu oldu. Büyük küçük, farklı farklı bir sürü insanla etkileşime girdi. Tabii ki kreşe gitmek insanı sosyal veya dışa dönük yapmıyor; bu özellikler daha çok insanın kendi doğasından geliyor. Mesela kreşe gittiğimizde bütün çocuklar yanımıza gelip hi-bye diyorlar ama, bir tanesi var ki, o bununla yetinmeyip kucağımıza atlıyor :) Sanırım kreş daha çok sosyalleşmek için ortam oluşturuyor, ilişki kanalları doğuruyor. Bize de iyi oluyor aslında, biz de bu sayede az da olsa sosyalleşiyoruz arada.
Notlar:
1. Kreş şart değil tabii ki, farklı ortamlar da yaratılabilir, hatta bizim için bahsettiğim gibi bir kooperatif olsa çok daha iyi olur. Şartlarımız çok uymadığı için şimdilik bu kreşte devam ediyoruz. Yer açılırsa belki kooperatife geçeriz, olmazsa belki Montessori'ye bile geçebiliriz, henüz belli değil. Montessori için "child led learning" felsefesini savunduğunu söylemiş Seda, iki önceki yazının yorumlarında. Aktivitelerini yaratıcılıktan uzak bulsam da (sanki kendim ve diğer kreşler çok yaratıcı aktiviteler yaptırıyormuş gibi :P işte insankızının kendini bilmez halleri, neyse...) çocuğun istediği zaman yapmayı seçebilme özgürlüğü hoşuma gitmedi değil. Ancak pratikte nasıl işliyor emin olamıyorum. Bu konuyu araştırıp daha sonra tekrar yazacağım, umarım.
2. Bir de aynı yazının yorumlarında, Özgüranne, özgürlük üzerinde ısrar etmemiz gerekiyor demiş (özgür anne ya :P). "Seçim yapabilme, ama kola mı içsem pepsi mi arasında değil. gerçek tercihler yapabilme, okul başarısı peşinde koşmayı reddedip serseri olabilmekten, sanatçılığa, ya da belki de eğer isterse ciddi bir şirkette yöneticiliğe kadar, ya da her şeyi bırakıp dağ başında yeni bir tecrübeye yelken açacak kadar. İnsanların çoğu ellerine bir senaryo tutuşturulmuş gibi yaşıyor ve bunun farkında değil. Bu bilinç de bence anaokulu, ilkokul vb tam ilgili değil. Anne babanın cesareti, güveni ve çocuğun onu algılayabilmesiyle ilgili." Benim yerime yazmış sağolsun, ben de tekrar yazmayayım dedim. O yüzden okuldu, eğitimdi,... boşverin, böyle şeylere çok da takılmayın diyorum. Okulla da olur, okulsuz da. Herşeyde olduğu gibi, bunlar da ak ve kara değil, ikisinin de farklı güzellikleri, farklı sorunları var. Önemli olan bizim bakışımız, tutumumuz; ama tek bir konu veya kişi odaklı değil. Meselelere sadece kendi çocuğumuz açısında değil, daha geniş bir perspektiften bakmakta fayda var...
Son olarak, bana verilen anket süresinin sonuna gelmiş, hatta geçmiş bulunuyor ve ha bu size ders olsun diyorum :P Bir daha anket cevaplamamı isteyen olursa, bakınız, sanki bir daha bu konuyla ilgili yazamayacakmış gibi görgüsüzce her şeyi bir yazıya sığdırmaya çalışan insankızının halleri ;)
Güncelleme: Anket geleneği icabı soruları cevaplandırdıktan sonra başka birine yollamak gerekiyormuş, ben de bu anketi başlatan sevgili Damla'ya soruyorum, yok öyle sorup kaçmak, bir de senden duymadan bitirmiyoruz bu işi :)
April 13, 2010
Kuzu 2'nin Kreşi
Bugün değişik bir seyirciye gitar çaldım. Beğenilerini komik danslarıyla gösteren, hoşlarına gitmeyen şarkı olduğunda çekip giden 7 minik insan yavrusu, 7 minik kuzu. Bu 7 cüce artık yeni öğretmenleriyle birlikte yeni sınıflarına geçtiler, büyüdüler ve Kuzu-2 oldular ama hala kuzuluktan çıkamadılar ve sanırım uzunca bir süre de öyle kalmaya devam edecekler :)
Yeni öğretmenleri okullu. Bir öncekiler 50'li yaşlarında iki anneydi; bir de 20'li yaşlarında iki yarı zamanlı öğretmenleri vardı ve ben bu durumdan oldukça memnundum, sevgi dolu, rahat, çok sevdiğim insanlar. Benden ziyade YavruSu'nun sevmesi önemli tabii. Ve o da öyle çok seviyordu ki bazen gece kalkıp Mindy diye ağlıyordu. Geçişten üç hafta sonra bile ne zaman kreşe gidiyoruz desem hemen Mindy, Daisy, Britti (Britney) diye önce onların isimlerini, sonra da arkadaşlarını sayıyordu: Beeen, Ena (Ana), Noa, Yayen (Ryan), Alek (bu arada Alex Çinli ve YavruSu tüm Çinli çocuklara Alek diyor, sanırım o ismi jenerik isim olarak algıladı :)
İçim içimi yiyordu, kızım Sarah de, Randi de, bak onlar senin yeni öğretmenlerin, seni çok seviyorlar. Cık! Bu sabaha kadar demedi, sonunda bu sabah Şeya (Sarah) ve Randi dedi önce, sonra arkadaşlarını saydı :) Ben de rahatladım ve vicdan azabım biraz olsun azaldı.
Yeni öğretmenleri heyecanlılar, programları var, hedefleri var ama anne değiller :( Geçiş döneminden önce bizimle toplantı yaptılar. Geçişten 1 ay önce de ara ara devralacakları sınıfa gidip çocuklarla oynuyorlarmış. Toplantıda yapacakları aktivitelerden bahsettiler (hergün farklı nesnelerle etkileşim, örneğin brokoli, yulaf ezmesi, bezelye, portakal, vs., hissetme, tatma, sonra da onunla boya yapma, vs. --bu arada kreşte yedikleri yiyecekler organik); bu dönemki hedeflerinden bahsettiler (örneğin, henüz konuşamayan çocuklar için işaret dilinde belli kelimeler ki bizim kuzu da öğrenmiş yapıyor, biz de öğreniyoruz sayesinde). Çocuklar işaretle rahatça anlatabiliyorlar dertlerini, bence çok güzel bir uygulama, konuşamadıkları için çaresizce ağlamalarının önüne geçilmiş oluyor. Ama benim en çok hoşuma giden zamanlarının çoğunu bahçede özgürce geçirecek olmaları, her gün dinleyecekleri farklı tarzlarda müzikler ve haftada iki gün gitar çalmaya gelecek olan müzisyen abileri oldu. Biri yine aynı kreşte okul öncesi öğretmeni Chris, diğeri de Kid Kazooey.
Ben de dedim ki bir de ablaları olsun!!! Offf daha 30'umu yeni geçtim, sadece 2,5 yıl oldu ama! Aman iyi, teyzeleri olsun (!), Evren teyzeleri de biraz tıngırdatsın, oynatsın dedim :)
Kreş, kar amacı gütmeyen, yani alınan tüm parayı çalışanlarına veren bir işletme olduğu için tüm velilerin yıllık 12 saat çalışması gerekiyor. T. geçen gün bahçenin reorganize edilmesi işinde gönüllü oldu, ben de sınıflarında. Onu bahçe işine önerdiğim için sağlam bir küfür yedim :) çünkü ertesi günü her yeri tutulmuştu. Alternatif olarak kitap sergisinde durma işi de vardı ama dedim ki biraz çalışsın, bahçe işi öğrensin, hem yaz geliyor, kas yapsın ;) Ama sanırım pek etkili olmadı, üzerine de Bengay'la sırtını ovmak bana düştü bir hafta! Neyse, benim işim zevkli, haftada 1 gün 10-11 arası gidiyorum, biraz gitar çalıyorum, biraz oynuyorum çocuklarla --tabii YavruSu izin verirse. Bkz. en alttaki resimde, Anton gitarımı çalarken YavruSu nasıl kızıyor. Herhangi bir çocuk annesine değmeye görsün yiyor zılgıtı oturuyor aşağıya --bir tek bu A. dışında :)
Neler çalıp söylediğimize gelince, Wheels on the Bus, Head Shoulders Knees and Toes, Itsy Bitsy Spider gibi klasik çocuk şarkılarının yanısıra bir de Barok müzik parçaları çaldım ki meğer ne göreyim, buymuş esas duymak istedikleri. Bir danslar yaptılar minicik bedenleriyle, şaştım kaldım :) Yalnız, tutturdum zihniyetiyle aynı telden çok çalmamak gerekiyormuş, kaçarak uzaklaşıyorlar sonra ;)
Merak edenler için kreşin adresi: http://bdlc.org/
October 27, 2009
Çocuk hastalıkları / Kreş hastalıkları
Derlerdi de inanmazdım ama gerçekten de oldu: YavruSu kreşe başladıktan sonra tam 3 hafta boyunca hasta oldu. Ciddi birşey olmadı ama biz yine de hop oturup hop kalktık. Babamın belki de 40 kere söylemesine rağmen telaşlanıp her yeni semptomda onu aradık, ne yapalım, ilaç başlayalım mı diye. Babacığım sağolsun, sabırla tekrar tekrar anlattı ve içimizi rahatlattı: Çocuk hastalıklarının %80'i viral hastalıklardır. Ateş olmadıkça endişelenmeye hiç gerek yoktur.
Viral hastalıkların ilaçla tedavisi yoktur. Nezle ve grip için satılan ilaçlar sadece semptomları azaltmaya veya kesmeye yarar ki bu genelde tercih edilmeyen birşeydir. Çünkü bu semptomlar vücudun mikroplarla savaştığını gösterir. Vücudun öncü savaşçılarının ürediği belli mukozik yapılar vardır ve hastalık döneminde bunlarda artış görülmesi iyiye işarettir. Bunlar: burun mukozası, gözyaşı, kulak mukozası, akciğer mukozası, ve mide sıvısı.
Dolayısıyla biz babamı "Aman burnu akıyor ne yapalım, damla mı verelim, sümüğünü mü çekelim" diye aradığımızda" o da bize, "Önce sakin olun, akan sümüğü temiz bir bezle silin ve başka da birşey yapmayın" dedi. Ama biz yine aradık tabii ki; yok gözü aktı, yok kustu, aman öksürdü, vs. O da bize her seferinde "Aman ne güzel mikroplarını dışarıya atıyor" dedi. Sonunda yaşadığı yerin mikroplarına karşı direnç geliştirdi ve son 2 aydır en ufak bir hastalık belirtisi olmadı :)))
Bu arada, bu hastalığa burda "common cold" diyorlar; sanırım bizim "üşütme" dediğimiz şeye tekabül ediyor --daha çok üst solunum yollarını etkileyen bir virüs yüzünden kaynaklanıyor. Semptomları:
Burun akıntısı
Göz akması
Hapşırık
Öksürük
Yorgunluk
İştahsızlık
Baş ağrısı
Her ne kadar virütik bir hastalık olsa da bu "üşütme", aslında gerçekten üşütmeyle de bir ilgisinin olduğunu söylüyor babam. Şöyle ki: vücudun mikroplarla savaştığı belli bir ideal ısısı var ve bu ısının altına düşüldüğü zaman, bu savaşçılar, nam-ı diğer alyuvarlar ya da antibodyler, çok etkin olamıyorlar. Dolayısıyla vücut, çeşitli mikroplara ve virüslere karşı kısmen savunmasız hale geliyor. Tabii bu aslında vücudun ikincil savunma mekanizması, yani mikropların vücuda girmeyi başardıktan sonra karşılaşacakları savaşçılar. Birincil mekanizma, deri, ve yukarıda bahsettiğimiz çeşitli organlardaki mukuslar (burun, kulak, ağız, göz, akciğer, mide), ki bunlar da tahmin edebileceğiniz gibi ekstrem ısılardan etkilenen cinslerden. O yüzden de herkese sıcacık bir kış diliyorum şimdiden!
Viral hastalıkların ilaçla tedavisi yoktur. Nezle ve grip için satılan ilaçlar sadece semptomları azaltmaya veya kesmeye yarar ki bu genelde tercih edilmeyen birşeydir. Çünkü bu semptomlar vücudun mikroplarla savaştığını gösterir. Vücudun öncü savaşçılarının ürediği belli mukozik yapılar vardır ve hastalık döneminde bunlarda artış görülmesi iyiye işarettir. Bunlar: burun mukozası, gözyaşı, kulak mukozası, akciğer mukozası, ve mide sıvısı.
Dolayısıyla biz babamı "Aman burnu akıyor ne yapalım, damla mı verelim, sümüğünü mü çekelim" diye aradığımızda" o da bize, "Önce sakin olun, akan sümüğü temiz bir bezle silin ve başka da birşey yapmayın" dedi. Ama biz yine aradık tabii ki; yok gözü aktı, yok kustu, aman öksürdü, vs. O da bize her seferinde "Aman ne güzel mikroplarını dışarıya atıyor" dedi. Sonunda yaşadığı yerin mikroplarına karşı direnç geliştirdi ve son 2 aydır en ufak bir hastalık belirtisi olmadı :)))
Bu arada, bu hastalığa burda "common cold" diyorlar; sanırım bizim "üşütme" dediğimiz şeye tekabül ediyor --daha çok üst solunum yollarını etkileyen bir virüs yüzünden kaynaklanıyor. Semptomları:
Burun akıntısı
Göz akması
Hapşırık
Öksürük
Yorgunluk
İştahsızlık
Baş ağrısı
Her ne kadar virütik bir hastalık olsa da bu "üşütme", aslında gerçekten üşütmeyle de bir ilgisinin olduğunu söylüyor babam. Şöyle ki: vücudun mikroplarla savaştığı belli bir ideal ısısı var ve bu ısının altına düşüldüğü zaman, bu savaşçılar, nam-ı diğer alyuvarlar ya da antibodyler, çok etkin olamıyorlar. Dolayısıyla vücut, çeşitli mikroplara ve virüslere karşı kısmen savunmasız hale geliyor. Tabii bu aslında vücudun ikincil savunma mekanizması, yani mikropların vücuda girmeyi başardıktan sonra karşılaşacakları savaşçılar. Birincil mekanizma, deri, ve yukarıda bahsettiğimiz çeşitli organlardaki mukuslar (burun, kulak, ağız, göz, akciğer, mide), ki bunlar da tahmin edebileceğiniz gibi ekstrem ısılardan etkilenen cinslerden. O yüzden de herkese sıcacık bir kış diliyorum şimdiden!
Subscribe to:
Posts (Atom)

