İlk dişler önemli; sonuçta diş perisi para ödeyecek onlara; o kadar süt dişiyle ne yapacaksa artık :P Mimi 10,5 aylıkken çıkarmıştı, cino 6 aylıkken ve kimse farketmeden. Bir yandan üzülüyorum, garibim, ikinci olmak böyle bir şey, kendi kendine, farketmeden büyüyor (ya da alık annesi farkedemiyor zavallının). Öte yandan seviniyorum, dişleri çıktı, artık büyüyor diye. Sonra yine üzülüyorum, bu zamanları bir daha geri gelmeyecek, ne çabuk geçiyor zaman, ne kadar hızlı büyüyorlar diye. Mimi'ye bakıyorum, 4 yaşına nasıl geldi, ne ara bu kadar büyüdü, şaşırıyorum; hayır büyüdü de, ne ara evden kaçmaya başladı, hayret ediyorum, hayretler içerisinde kalıyorum!!!
Showing posts with label kardeş. Show all posts
Showing posts with label kardeş. Show all posts
April 1, 2013
Doğan büyüyor --ve de kaçıyor
Cino, ilk dişlerini çıkardı. Ben emzirirken, saf saf "ahhh çok fena ısırdı!!!" deyince tako, "damaklarıyla mı" diye sordu, ben de "evet bunların damakları çok güçlü oluyor" diye yanıt verdim. Güya deneyimli anneyim, 2. çocuğu büyütüyorum, çocuğun alttan iki tane dişi çıkmış, neredeyse yarıya gelmiş, hatur hutur mememi ısırıyor, ben hala anlamıyorum! Sonra neyse tako aldı elimden, baktı bunun dişi çıkmış dedi. Aaaa, hiç farketmemişim valla. Bravo anneye!!! Sonradan jetonlarım düştü tabii, "bak bak, geçen hafta hiç uyumamıştı, demek diştenmiş" diye. Bir de artistlik yapıyorum, evet bu modellerin damakları böyle oluyor, bık bık bık bık...
İlk dişler önemli; sonuçta diş perisi para ödeyecek onlara; o kadar süt dişiyle ne yapacaksa artık :P Mimi 10,5 aylıkken çıkarmıştı, cino 6 aylıkken ve kimse farketmeden. Bir yandan üzülüyorum, garibim, ikinci olmak böyle bir şey, kendi kendine, farketmeden büyüyor (ya da alık annesi farkedemiyor zavallının). Öte yandan seviniyorum, dişleri çıktı, artık büyüyor diye. Sonra yine üzülüyorum, bu zamanları bir daha geri gelmeyecek, ne çabuk geçiyor zaman, ne kadar hızlı büyüyorlar diye. Mimi'ye bakıyorum, 4 yaşına nasıl geldi, ne ara bu kadar büyüdü, şaşırıyorum; hayır büyüdü de, ne ara evden kaçmaya başladı, hayret ediyorum, hayretler içerisinde kalıyorum!!!
Kendi başına ön tarafa çıkmasına izin vermeyince (e doğal olarak, 4 yaşında velet, 14 yaşında değil) böyle bir düzenek kurup garaj kapısını açmış ve kaçmış. Biz onu arka bahçede oynuyor zannederken bir de baktık ki yok. Bağır allah bağır, mahalleyi inlettik, neyse ki sonunda komşuda bulduk (yandaki beyaz ev). Komşuyu da kandırmış, annemler izin verdi diye... Bu 4 yaş halleri nedir, şaştım kaldım, bu böyle bir dönem geçicidir umarım... yoksaaa yandığımızın resmi midir bu resim???
İlk dişler önemli; sonuçta diş perisi para ödeyecek onlara; o kadar süt dişiyle ne yapacaksa artık :P Mimi 10,5 aylıkken çıkarmıştı, cino 6 aylıkken ve kimse farketmeden. Bir yandan üzülüyorum, garibim, ikinci olmak böyle bir şey, kendi kendine, farketmeden büyüyor (ya da alık annesi farkedemiyor zavallının). Öte yandan seviniyorum, dişleri çıktı, artık büyüyor diye. Sonra yine üzülüyorum, bu zamanları bir daha geri gelmeyecek, ne çabuk geçiyor zaman, ne kadar hızlı büyüyorlar diye. Mimi'ye bakıyorum, 4 yaşına nasıl geldi, ne ara bu kadar büyüdü, şaşırıyorum; hayır büyüdü de, ne ara evden kaçmaya başladı, hayret ediyorum, hayretler içerisinde kalıyorum!!!
February 3, 2013
Abla olmak kolay değil!
Herkes doğal olarak kardeşli hayatın nasıl gittiğini soruyor. Bir numaralı soru da, kıskançlık meselesi. Bitti gülüm, zaten bizde hiç olmamıştı, kardeş kıskançlığı da nedir ki demiyorum elbette; çünkü, bilen bilir, bu mesele bitmez. Hatta kökleri öyle eskilere dayanır ki dinozorların ölümüne sebep olan meteorların dünyanın kardeşi olan gezegenler tarafından fırlatıldığına inanılır :P Tamam biraz abarttım ama gidin Osmanlı'ya bakın, var mıydı kardeşlerini boğdurtmayan padişah! Hadi o kadar eskiye gitmeyin, benim çocukluğuma inin, yaşasın kız-erkek eşitliği diyerek, kardeşimin altının açıldığı bir vakit pipisini kesmeye kalkmışım mesela. Daha o zamandan belliymiş feminist olacağım, hehehe :) Şaka bir yana, babaannemin kardeşimin pipisine gösterdiği özel ilgiyi kıskanmış ve pipi giderse eşitlik sağlanır diye düşünmüşüm herhalde çocuk aklımla. Neyse ki babaannem bizde fazla kalmamış ve kardeşimin pipisi kurtulmuş.
Bizim kuzu Mi'de de var elbette ama allahtan ortada pipi yok :P Gerçi kuzu Mi, kıskançlık krizlerini kardeşine değil, bize yöneltiyor. Tabii, en çok da bana. Neyse ki benim de pipim yok :P
Şaka bir yana, diyeceğim o ki, tabii ki bizde de oldu kardeş kıskançlığı olayı. İlk 3 hafta epey bir zor geçti. Ben emzirirken o da mutlaka kucağımda olmak istiyor, kucağıma gelemeyince tepeme çıkıyordu. Hatta bazen o da emmeye çalışıyor ama emme eylemine pipetten çekmek gibi yaklaşınca beceremiyordu. Ve olan oldu, sihirli değnek değmiş gibi tüm krizler 3 haftada geçti. Zaten alışma süresi 3 hafta imiş. Bir alışkanlık edinmek istiyorsanız, 3 hafta aralıksız yapınca, sonra doğal olarak geliyormuş gerisi. Burada tabii ilk 3 hafta ne kadar çok çaba harcadığımı, büyükle geçirdiğim zamandan kısmamak için insanüstü, belki bir miktar annealtı ama, ciddi bir performans gösterdiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Ve tabii ki sağolsun bunların hepsi annem sayesinde oldu. Bizimle kalmasaydı ne yapardım bilemiyorum.
Neyse ki, 3 hafta geçtikten sonra kardeşli yaşama epey uyum sağladı mimi. Ve fakat birileri evimize gelip kardeşe fazlaca ilgi gösterdiğinde ayarlar bozuldu tekrar ara ara. Sonra 3 hafta boyunca misafir çağırmak zorunda kaldık :P Yok, şaka ama bir şekilde ona da alıştı. Ebeveyn kitaplarını okumuş gibi, arkadaşlarımızın 'olumsuz' davranışlarını "ignore" ediyor, görmezden geliyordu. Şimdi çoğunlukla kendinden beklediğimizden çok daha olgun davranıyor amma velakin arada arızaya bağladı mı da fena oluyor.
Örneğin dün okuduğum kitapta ten temasının (skin-to-skin) bebekler üzerindeki pozitif etkilerine dair öyle güzel şeyler yazıyordu ki dayanamadım kuzu Mi evdeyken, artık ne cesaretse bendeki, cancino'yu aldım çırılçıplak soydum ve t-shirtümün içerisine yerleştirdim. Üzerine de sling taktım. O orda gerçekten de öyle mutlu oldu ki enerjisi bana bile geçti; hay geçmez olaydı. Abla kişisi önce sordu, soruşturdu, baktı, etti ve fakat hiçbir şey söylemedi. Sonra da hiç olmadık bir yerden kavga çıkardı. Vay efendim neden bebeklerini içeriye kaldırmışız. Bebekleri getirdik, yok! Odasını salona taşıdık, yok! Hiçbir şey fayda etmedi, ufak çapta kıyamet koptu. O ara Şirince'ye mi kaçsam ne yapsam diye düşünürken, çığlıklarla kendime geldim. Aman ne ağlamak, ne ağlamak! Duyan çocuğa işkence yapıyoruz sanacak. Tabii ki bana kızıyor, ben de pardon hemen getireyim falan diyorum salak gibi, meğer babası kaldırmış içeriye. Dedik baba kaldırmış ama o yine de eline geçeni bana fırlatıyor. Bir yandan da yavaş yavaş soyunuyor. Ben anladım tabii ki derdini. Hemen gittim bebişi giydirdim, sonra bizim nüdist Mi'yi aldım kucağıma, t-shirt'ümün içine soktum. Anında yatıştı.
Canım ya, sonra da burnunu çeke çeke yemeğini yedi. Bir yandan diyorum söylese, ben de istiyorum dese ama öyle gururlu ki demiyor, hiçbir şey söylemiyor. Yalnızca bir kardeş daha istiyorum dedi. Hayırdır, ne kardeşi, artık benden geçti, ikinizle zor başa çıkıyorum, büyüyünce sen doğurursun artık dedim. Ben anne değil abla olmak istiyorum diye bir posta da onun için ağladı. Dedim herhalde kardeşini şutlayacak evden, onun yolunu yapıyor. Ya da hoşuna gitti cıngar çıkartmak, malzeme çıkar diye başka bir kardeş istiyor. Konuştukça anladım esas nedenini, bizim mimi, meğer kardeşinin de abla olmasını istiyormuş. Ben çektim o da çeksin hesabı herhalde. Adil kızım benim :P Arkadaşı geçenlerde Skype'tan görüşürken "abla olmak nasıl bir duygu?" diye sorduğunda da "kolay değil" cevabını verip içimizi burkmuştu zaten.
Bana iyi ders oldu ama bu! Nasıl kardeşleri ayırırsın! Daha doğrusu çıplak olmayı deli gibi seven, giyinmeye ebeveyn zoruyla 3 yaşından sonra başlayan, hala yatarken cıscıbıl soyunan bir abla varken etrafta, ne cesaret kardeşi soyarsın, bir de içine koyarsın! Ben de tuttum ikisini birden soydum, başucuma koydum. E benim neyim eksik deyip soyundum girdim aralarına, bir kolumda birisi, diğerinde ötekisi mışıl mışıl uyuduk. Sonra neyse ki gece içimdeki Türk annesi uyandı da, hepimizi giydirdi bir güzel. Üşürüz müşürüz alimallah! Adil olacağız diye de hasta olmaya gerek yok di mi ama :P
Bizim kuzu Mi'de de var elbette ama allahtan ortada pipi yok :P Gerçi kuzu Mi, kıskançlık krizlerini kardeşine değil, bize yöneltiyor. Tabii, en çok da bana. Neyse ki benim de pipim yok :P
Neyse ki, 3 hafta geçtikten sonra kardeşli yaşama epey uyum sağladı mimi. Ve fakat birileri evimize gelip kardeşe fazlaca ilgi gösterdiğinde ayarlar bozuldu tekrar ara ara. Sonra 3 hafta boyunca misafir çağırmak zorunda kaldık :P Yok, şaka ama bir şekilde ona da alıştı. Ebeveyn kitaplarını okumuş gibi, arkadaşlarımızın 'olumsuz' davranışlarını "ignore" ediyor, görmezden geliyordu. Şimdi çoğunlukla kendinden beklediğimizden çok daha olgun davranıyor amma velakin arada arızaya bağladı mı da fena oluyor.
Örneğin dün okuduğum kitapta ten temasının (skin-to-skin) bebekler üzerindeki pozitif etkilerine dair öyle güzel şeyler yazıyordu ki dayanamadım kuzu Mi evdeyken, artık ne cesaretse bendeki, cancino'yu aldım çırılçıplak soydum ve t-shirtümün içerisine yerleştirdim. Üzerine de sling taktım. O orda gerçekten de öyle mutlu oldu ki enerjisi bana bile geçti; hay geçmez olaydı. Abla kişisi önce sordu, soruşturdu, baktı, etti ve fakat hiçbir şey söylemedi. Sonra da hiç olmadık bir yerden kavga çıkardı. Vay efendim neden bebeklerini içeriye kaldırmışız. Bebekleri getirdik, yok! Odasını salona taşıdık, yok! Hiçbir şey fayda etmedi, ufak çapta kıyamet koptu. O ara Şirince'ye mi kaçsam ne yapsam diye düşünürken, çığlıklarla kendime geldim. Aman ne ağlamak, ne ağlamak! Duyan çocuğa işkence yapıyoruz sanacak. Tabii ki bana kızıyor, ben de pardon hemen getireyim falan diyorum salak gibi, meğer babası kaldırmış içeriye. Dedik baba kaldırmış ama o yine de eline geçeni bana fırlatıyor. Bir yandan da yavaş yavaş soyunuyor. Ben anladım tabii ki derdini. Hemen gittim bebişi giydirdim, sonra bizim nüdist Mi'yi aldım kucağıma, t-shirt'ümün içine soktum. Anında yatıştı.
Canım ya, sonra da burnunu çeke çeke yemeğini yedi. Bir yandan diyorum söylese, ben de istiyorum dese ama öyle gururlu ki demiyor, hiçbir şey söylemiyor. Yalnızca bir kardeş daha istiyorum dedi. Hayırdır, ne kardeşi, artık benden geçti, ikinizle zor başa çıkıyorum, büyüyünce sen doğurursun artık dedim. Ben anne değil abla olmak istiyorum diye bir posta da onun için ağladı. Dedim herhalde kardeşini şutlayacak evden, onun yolunu yapıyor. Ya da hoşuna gitti cıngar çıkartmak, malzeme çıkar diye başka bir kardeş istiyor. Konuştukça anladım esas nedenini, bizim mimi, meğer kardeşinin de abla olmasını istiyormuş. Ben çektim o da çeksin hesabı herhalde. Adil kızım benim :P Arkadaşı geçenlerde Skype'tan görüşürken "abla olmak nasıl bir duygu?" diye sorduğunda da "kolay değil" cevabını verip içimizi burkmuştu zaten.
Bana iyi ders oldu ama bu! Nasıl kardeşleri ayırırsın! Daha doğrusu çıplak olmayı deli gibi seven, giyinmeye ebeveyn zoruyla 3 yaşından sonra başlayan, hala yatarken cıscıbıl soyunan bir abla varken etrafta, ne cesaret kardeşi soyarsın, bir de içine koyarsın! Ben de tuttum ikisini birden soydum, başucuma koydum. E benim neyim eksik deyip soyundum girdim aralarına, bir kolumda birisi, diğerinde ötekisi mışıl mışıl uyuduk. Sonra neyse ki gece içimdeki Türk annesi uyandı da, hepimizi giydirdi bir güzel. Üşürüz müşürüz alimallah! Adil olacağız diye de hasta olmaya gerek yok di mi ama :P
October 22, 2012
"Anne ahtapot olmak ne kolay" --olurdu!
Ah ah! Valla bugünlerde tek düşündüğüm bu: birkaç ekstra kol :P Ne kolay olurdu her şey!
Bir kolumla Bahar'ı emzirirken, diğer kolumla T.Su'ya kitap okuyabiliyorum ama sayfa çevirirken meme de Bahar'ın ağzından kaçıveriyor. Bir kolum daha olsaydı diyorum ne güzel olurdu. Ne kolay olurdu anne ahtapot olmak :) Ama adeta bir balık gibiyim. Alık bir balık. 2 yavru demek çok yavru demekmiş meğer. Neyse ki annem burada. Bu demek oluyor ki 2, hatta 4 ekstra kol; çünkü annem pek pratik bir kadın vesselam. Gidince ne yapacağım bilemiyorum. Yok yok şart benim ahtapota dönüşmem.
Genelde iyi gidiyor aslında. Su'cuk beklediğimizden daha iyi bir performans gösteriyor. Bebiş emmediği, ağlamadığı ve uyumadığı zamanlarda çok mutlu. Bu da demek oluyor ki günde en fazla yarım saat :P Geçen gün kızdı bana "Ne biçim bebek doğurmuşsun, sürekli ağlıyor!" diye. Dedim, sen kendi bebekliğini görseydin, ilk evden kaçma planlarını yapardın herhalde :P
Şaka bir yana, gel-git'ler yaşasa da arada, birebir zaman geçirebildiğimiz zaman sorun çıkarmıyor. 'Birisi'yle birebir zaman geçirebildiğim zaman ben de sorun çıkarmıyorum hiç :P Öyle, ailecek gül gibi geçinip gidiyoruz o nadir anlarda :P Olay, önlemler kısmında gizliymiş yani, onu anladım. Bir de rutinin dışına çıkmak gerekiyormuş arada. Annem varken iyi, hoş da, gidince ne yapacağız bakalım. Ahtapota mı dönüşsem, baykuş olup uykusuz gecelere meydan mı okusam bilemiyorum. Sanırım en iyisi çok geç olmadan yatsam uyusam... Hadi herkese iyi uykular, renkli rüyalar :)

Bir kolumla Bahar'ı emzirirken, diğer kolumla T.Su'ya kitap okuyabiliyorum ama sayfa çevirirken meme de Bahar'ın ağzından kaçıveriyor. Bir kolum daha olsaydı diyorum ne güzel olurdu. Ne kolay olurdu anne ahtapot olmak :) Ama adeta bir balık gibiyim. Alık bir balık. 2 yavru demek çok yavru demekmiş meğer. Neyse ki annem burada. Bu demek oluyor ki 2, hatta 4 ekstra kol; çünkü annem pek pratik bir kadın vesselam. Gidince ne yapacağım bilemiyorum. Yok yok şart benim ahtapota dönüşmem.
Genelde iyi gidiyor aslında. Su'cuk beklediğimizden daha iyi bir performans gösteriyor. Bebiş emmediği, ağlamadığı ve uyumadığı zamanlarda çok mutlu. Bu da demek oluyor ki günde en fazla yarım saat :P Geçen gün kızdı bana "Ne biçim bebek doğurmuşsun, sürekli ağlıyor!" diye. Dedim, sen kendi bebekliğini görseydin, ilk evden kaçma planlarını yapardın herhalde :P
Şaka bir yana, gel-git'ler yaşasa da arada, birebir zaman geçirebildiğimiz zaman sorun çıkarmıyor. 'Birisi'yle birebir zaman geçirebildiğim zaman ben de sorun çıkarmıyorum hiç :P Öyle, ailecek gül gibi geçinip gidiyoruz o nadir anlarda :P Olay, önlemler kısmında gizliymiş yani, onu anladım. Bir de rutinin dışına çıkmak gerekiyormuş arada. Annem varken iyi, hoş da, gidince ne yapacağız bakalım. Ahtapota mı dönüşsem, baykuş olup uykusuz gecelere meydan mı okusam bilemiyorum. Sanırım en iyisi çok geç olmadan yatsam uyusam... Hadi herkese iyi uykular, renkli rüyalar :)
October 4, 2012
Bahar geldi ailemize :)
Ablası gibi tam 40 hafta 1 günlükken geldi Bahar, neşe getirdi ailemize :)
Yalnız bu ablasını epey bir solladı doğum hızı konusunda. İlk doğumda 'epeyce' bilgilendikten sonra, dalga geçiyordum, olmaz diyordum ama doğum, öyle filmlerdeki gibi bir anda olabiliyormuş.
YavruSu'nun Su Gibi Doğumu diye yazmıştım bundan 3,5 yıl kadar önce... Öyleyse bu da Bahar'ın şimşek hızıyla fırlaması oldu diyebilirim :)
Pazartesi akşamı, 8:30'da başlayan ani ve şiddetli sancılarla kendimizi zor attık hastaneye. 9:10'da hastane odasına girdik ve 9:18'de doğum oldu. 3 itmede çıktı Bahar. Biraz uzakta yaşasaydık, ben de yol kenarında doğurup taşla kesecektim herhalde kordonunu. Neyse ki yetiştik son anda.
Tabii öncesi var, ebemiz sağolsun, uyarmıştı beni, bu doğumun hızlı gelişebileceği konusunda. Öyle evde oturup sancıların 10 dakikada bir, 5 dakikada bir düzenli gelmesini bekleme, şiddetine bak, düzenli olmasa da vakit kaybetmeden hastaneye gel demişti.
Nitekim dediği gibi oldu, önce tek bir tane epey şiddetli bir sancı geldi. Annemle yemekten sonra yürüyüşe çıkmıştık. Birden sanki suyum gelmiş gibi bir kütlenin aşağıya düştüğünü hissettim. O düşme hissiyle beraber sanki kalçam açıldı ve belime çok şiddetli bir sancı girdi ama 30 saniyede geçti. Sonra bir saat boyunca hiçbir şey olmadı. Derken 8:30 gibi çok şiddetli sancılar gelmeye başladı düzenli olarak. Sonra kanamam oldu, hatta hemen akabinde felaket bir itme hissi geldi, her kasılmayla daha çok yaşadım bu hissi, itmeye başlasaydım evde doğurabilirdim. Neyse ki hastaneye kadar tuttum, odaya girince kendimi yatağa zor attım, nasıl dayanacağım derken 8 dakika sonra doğurdum. Toplam 48 dakikada her şey olup bitmişti. Geriye kalan şaşkınlık hissi ve bir kez daha doğurmanın ne kadar güzel olduğuydu. Hamilelik de çok güzel ama 9 ay boyunca karnınızda taşıdığınız bu canlıyla karşılaşmak tarifsiz bir duygu gerçekten. Göğsüme yatırdıklarında bunu tekrar tekrar yaşamak istediğimi düşünürken buldum kendimi. Neyse, sonra bir taraflarıma cimcik attım da kendime geldim :P
Aslında doğumun bu kadar hızlı olması bebek için pek iyi olmadı. Doğum kanalında yeterince kalamadığı için sıvılarını tam boşaltamadı, ağzından sürekli tükürük çektik. Benim için de çok ani gelişti, hastane çantamıza koyacaklarımızın listesini hazırlamıştım, kasılmalar düzenli olmaya başlayınca kasılma aralarında vaktim olacak, o zaman koyarım diyordum, ama bir anda çok şiddetli bir şekilde 2 dakikada bir'le başlayıp sancı uzunluğu 1 dakika sürünce hiçbir şey yapamadım tabii. Öylece gittik hastaneye.
Neyse ki hastanede hemen her şey vardı, ne yazık ki sütyen yoktu (:P), neyse ki yalnızca 48 saat kaldık ve kimse gelmedi, ne yazık ki uzakta yaşamanın ve yeni taşınmış olmanın ceremesiydi bunlar, neyse ki internet vardı, ailemiz ve arkadaşlarımızla görüşebildik rahatça :) Sağolusun, mail atan, yorum yazan, güzel dilekler gönderen, beğenen beğenmeyen herkesin ellerine, dillerine, yüreklerine sağlık! Bu mutlu günümüzde 'yanımızda' olduğunuz için çok teşekkür ederiz!
September 17, 2012
Kardeşli Hayata Hazırlık Vol.2 (Ebeveyn Rehberi)
Daha önce kardeşli hayata hazırlık ile ilgili yazmıştım. O hazırlıklar daha çok abla olacak keçimizi hazırlamak içindi. Ve fakat Yeliz kuzen kıskançlığı üzerine yazınca farkettim ki onu hazırlamaya çalışırken biz kendimizi unutmuşuz --hele de elimizde böylesine cadı bir abla adayı varken... Olacak iş mi deyip düştüm kütüphane yollarına. Bir tane kitap aldım, okudukça panikledim, gittim 2 tane daha aldım, notlar çıkardım ve buzdolabının üzerine astım.
Yarın annem geliyor. Annelik böyle bir şey işte, mesaisi hiç bitmiyor. Canım annem işini gücünü bırakıp yüzlerce kilometre yol gelecek, üçüncü kez. Evde üç yetişkin olacağız. Çok sıkı işbirliği yapmamız lazım. Açıkçası korkuyorum. Bizim cadı Su şimdiden anlaşmalar yapmaya çalışıyor.
Kaynaklar:
Tracy Hogg & Melinda Blau (2003). Secrets of the baby whisperer for toddlers. Ballantine Books. (Notlar daha çok bu kitabın kardeşle ilgili bölümünden)
Anthony E. Wolf. (2003). "Mom, Jason's breathing on me!": The solution to sibling bickering. Ballentine Books.
Leo Babauta (2012). The way of the peaceful parent. http://zenhabits.net/the-way/
Yarın annem geliyor. Annelik böyle bir şey işte, mesaisi hiç bitmiyor. Canım annem işini gücünü bırakıp yüzlerce kilometre yol gelecek, üçüncü kez. Evde üç yetişkin olacağız. Çok sıkı işbirliği yapmamız lazım. Açıkçası korkuyorum. Bizim cadı Su şimdiden anlaşmalar yapmaya çalışıyor.
"Memelerden bir tanesini ben emeyim, bir tanesini kardeşim emsin, olur mu öyle bir şey, olmaz di miii?"diyerek alarm çanlarını çalıyor. Hal böyleyken, bize sıkı bir çalışma yapmak düşüyor. Ama biliyorum ki yine de bir sürü kriz yaşanacak ve bizimki hep çalışmadığımız yerlerden arıza çıkaracak... Hadi hayırlısı :-)
Kaynaklar:
Tracy Hogg & Melinda Blau (2003). Secrets of the baby whisperer for toddlers. Ballantine Books. (Notlar daha çok bu kitabın kardeşle ilgili bölümünden)
Anthony E. Wolf. (2003). "Mom, Jason's breathing on me!": The solution to sibling bickering. Ballentine Books.
Leo Babauta (2012). The way of the peaceful parent. http://zenhabits.net/the-way/
July 16, 2012
Kardeşli hayata hazırlık
Kardeş projesi henüz hiç akıllarda yokken bizim yavru kendi kendine bir hayali kardeş edinmişti. İsmi Ayla idi. Arkadaşının kardeşinin adıydı Ayla, sanırım onu tüm kardeşlere verilen genel bir isim zannetti. O zaman henüz fikir düzeyinde bile tohum halinde olmayan Ayla, gündelik konuşmalarda kardeşlik hallerinden epey bir nasibini aldı. "Ben yapmadım, Ayla yaptı, Ayla kırdı, Ayla döktü..." Bizimkinin yaramaz yanı Ayla oldu.
Gel zaman git zaman biz de "Ayla" fikrine sıcak bakmaya başladık. Daha doğrusu bizimki 3 yaşına gelip de görece biraz daha rahatlayınca, alışmamış bünyeye rahat battı. Gerçi, T.Su hala gece birkaç kez uyanıyor, gündüz uyumamasına rağmen gece çok zor uyuyor, sabah erkenden hortluyor, gecenin bir vakti bizim yatağa geliyordu ama en azından çoğu işini kendisi halledebiliyordu. Yine de modern zamanlarda "çılgınlık" olarak tabir edilebilecek bu işe kalkışmak ancak delilerin cesaret edebileceği bir olaydı ki aslında biz çok sakin insanlardık :P
Nasıl olduysa oldu, "başa gelen çekilir, az çok tecrübemiz de var" diyerek olayı bir şekilde kabullendik. Ve fakat bizim kızın kendi bebekliğini ve bize çektirdiklerini hatırlaması çok mümkün olmadığı için, bizim yaşadığımız etkiyi o yaşamasın diyerek anlatmaya başladık: Bak kızım, bebek işi zor iş; kimse bize sen doğmadan önce anlatmamıştı, sen şanslısın, biz seni uyarıyoruz, "Ayla" gelince şaşırma, sabrımızı bir de sen taşırma diyerek olaya girdik (şaka :-) Ama anlattık uzun uzun, hatta onun kendi videolarını izlettik, resimlerini gösterdik; konuşamadığı için derdini ağlayarak anlatacak, bazen neden ağladığını anlamak için karıştırmadığımız kitap, sormadığımız insan kalmayacak ama yine de nedenini bulamayacağız; o zaman, kafa kafaya verip biz de ağlayabiliriz --özellikle de anne kişisi. Zaten anne denilen kişi, değişen hormonlarının etkisiyle vırta zırta ağlayacak, gecede bilmem kaç kere kalkmanın etkisiyle zombi gibi etrafta dolaşacak ama ne olursa olsun hepimizi sevmeye, çok sevmeye devam edecek. Ve hep birlikte bebeğimizi büyütüp kendimize sıkı bir oyun arkadaşı yetiştireceğiz :)
Hazırlık
Bunları anlatırken ve YavruSu'nun sorduğu ahret sorularını yanıtlamaya çalışırken kitaplardan epey faydalandık. Zaten ikinci çocukta, hamilelik üzerine yoğunlaşma, ilkindeki gibi araştırma yapma, takip etme derdi pek olmuyor. Hem deneyim dolayısıyla rahatlamış olunuyor, hem de bu mucizevi olaya evdeki ufaklığın verdiği tepkileri izlemek her şeyden daha ilginç oluyor.
Öncelikle her zaman yaptığımız gibi en yakınımızdaki kütüphaneye koştuk. MCPL'in hazırladığı kitap listelerinden faydalandık. Brothers and Sisters and New Babies listesindeki çoğu kitabı kütüphaneden alıp okuduk. YavruSu'nun en çok hoşuna gidenler şu üçü oldu:
Sonra Banu'nun anne-log blogunda yazdığı "Kızım kardeşli bir hayata hazırlanırken" yazısından ve önerdiği şu iki kitaptan çok faydalandık:
Bir de sağolsun Senem, Firarperest ve Sarı Çizmeli'nin hediye ettiği kardeşli kitaplar, Türkiye'de İngilizce konuşulmaz diyerek İngilizce kitaplarını okutturmayan YavruSu için ilaç gibi geldi:
3 Aşama
Aslında olayın 3 aşaması vardı anlatılacak:
İlk aşama: Bizimkinin sorduğu "O bebek senin karnına nasıl girdi? İçerde ne yapıyor? Neden hep senin karnında büyüyor, biraz da babamın karnında büyüse olmaz mı?" gibi soruları için birtakım yanıtlar veriyorduk ama bu konuda derli toplu bir kitap yeni elimize geçti. Sağolsun Bir Dolap Kitap bu konuda çok güzel bir kaynak oldu:
İkinci aşama için yani YavruSu'nun "o bebek ordan nasıl çıkacak?" sorusu için daha önce bahsettiğim doğum simulasyon videosunu izlettik. Aslında çocuklarını doğuma götürenler ve hazırlık olsun diye gerçek doğum videosu izletenler de varmış ama biz doğuma sokmamaya karar verdik. Benim kasılmalar yüzünden acı çektiğimi düşünebilir ve etkilenebilir diye istemedik. Ama çocuğunun doğuma girmesini isteyenler için aşağıdaki linkte harika bir kaynak yazı var:
Son aşama için de henüz net olarak işe yaradı diyemem elbette ama diğer tüm kitaplar, eve gelen yeni bir bebeğin hayatımızı nasıl etkileyeceği, bizi neler beklediği, kardeşli hayatın iyi ve zor yanları için fikir veriyor. "O hep benim kardeşim mi olacak?" sorusuna da kendi kardeşli hayatlarımızdan güzel anektodlarla cevap oluşturmaya çalışıyoruz. Bakalım dışarı çıkınca neler olacak, heyecanla bekliyoruz...
Gel zaman git zaman biz de "Ayla" fikrine sıcak bakmaya başladık. Daha doğrusu bizimki 3 yaşına gelip de görece biraz daha rahatlayınca, alışmamış bünyeye rahat battı. Gerçi, T.Su hala gece birkaç kez uyanıyor, gündüz uyumamasına rağmen gece çok zor uyuyor, sabah erkenden hortluyor, gecenin bir vakti bizim yatağa geliyordu ama en azından çoğu işini kendisi halledebiliyordu. Yine de modern zamanlarda "çılgınlık" olarak tabir edilebilecek bu işe kalkışmak ancak delilerin cesaret edebileceği bir olaydı ki aslında biz çok sakin insanlardık :P
Nasıl olduysa oldu, "başa gelen çekilir, az çok tecrübemiz de var" diyerek olayı bir şekilde kabullendik. Ve fakat bizim kızın kendi bebekliğini ve bize çektirdiklerini hatırlaması çok mümkün olmadığı için, bizim yaşadığımız etkiyi o yaşamasın diyerek anlatmaya başladık: Bak kızım, bebek işi zor iş; kimse bize sen doğmadan önce anlatmamıştı, sen şanslısın, biz seni uyarıyoruz, "Ayla" gelince şaşırma, sabrımızı bir de sen taşırma diyerek olaya girdik (şaka :-) Ama anlattık uzun uzun, hatta onun kendi videolarını izlettik, resimlerini gösterdik; konuşamadığı için derdini ağlayarak anlatacak, bazen neden ağladığını anlamak için karıştırmadığımız kitap, sormadığımız insan kalmayacak ama yine de nedenini bulamayacağız; o zaman, kafa kafaya verip biz de ağlayabiliriz --özellikle de anne kişisi. Zaten anne denilen kişi, değişen hormonlarının etkisiyle vırta zırta ağlayacak, gecede bilmem kaç kere kalkmanın etkisiyle zombi gibi etrafta dolaşacak ama ne olursa olsun hepimizi sevmeye, çok sevmeye devam edecek. Ve hep birlikte bebeğimizi büyütüp kendimize sıkı bir oyun arkadaşı yetiştireceğiz :)
Hazırlık
Bunları anlatırken ve YavruSu'nun sorduğu ahret sorularını yanıtlamaya çalışırken kitaplardan epey faydalandık. Zaten ikinci çocukta, hamilelik üzerine yoğunlaşma, ilkindeki gibi araştırma yapma, takip etme derdi pek olmuyor. Hem deneyim dolayısıyla rahatlamış olunuyor, hem de bu mucizevi olaya evdeki ufaklığın verdiği tepkileri izlemek her şeyden daha ilginç oluyor.
Öncelikle her zaman yaptığımız gibi en yakınımızdaki kütüphaneye koştuk. MCPL'in hazırladığı kitap listelerinden faydalandık. Brothers and Sisters and New Babies listesindeki çoğu kitabı kütüphaneden alıp okuduk. YavruSu'nun en çok hoşuna gidenler şu üçü oldu:
Sonra Banu'nun anne-log blogunda yazdığı "Kızım kardeşli bir hayata hazırlanırken" yazısından ve önerdiği şu iki kitaptan çok faydalandık:
- Baby on the Way (bu kitabı özellikle diğer ebeveyne okutmanız tavsiye olunur, durup dururken gelen ayak masajları bonusu oluyor :)
- What Baby Needs
Bir de sağolsun Senem, Firarperest ve Sarı Çizmeli'nin hediye ettiği kardeşli kitaplar, Türkiye'de İngilizce konuşulmaz diyerek İngilizce kitaplarını okutturmayan YavruSu için ilaç gibi geldi:
3 Aşama
Aslında olayın 3 aşaması vardı anlatılacak:
- Hamilelik ve bebeğin anne karnında gelişimi
- Doğum
- Kardeşli hayatımız
İlk aşama: Bizimkinin sorduğu "O bebek senin karnına nasıl girdi? İçerde ne yapıyor? Neden hep senin karnında büyüyor, biraz da babamın karnında büyüse olmaz mı?" gibi soruları için birtakım yanıtlar veriyorduk ama bu konuda derli toplu bir kitap yeni elimize geçti. Sağolsun Bir Dolap Kitap bu konuda çok güzel bir kaynak oldu:
İkinci aşama için yani YavruSu'nun "o bebek ordan nasıl çıkacak?" sorusu için daha önce bahsettiğim doğum simulasyon videosunu izlettik. Aslında çocuklarını doğuma götürenler ve hazırlık olsun diye gerçek doğum videosu izletenler de varmış ama biz doğuma sokmamaya karar verdik. Benim kasılmalar yüzünden acı çektiğimi düşünebilir ve etkilenebilir diye istemedik. Ama çocuğunun doğuma girmesini isteyenler için aşağıdaki linkte harika bir kaynak yazı var:
Son aşama için de henüz net olarak işe yaradı diyemem elbette ama diğer tüm kitaplar, eve gelen yeni bir bebeğin hayatımızı nasıl etkileyeceği, bizi neler beklediği, kardeşli hayatın iyi ve zor yanları için fikir veriyor. "O hep benim kardeşim mi olacak?" sorusuna da kendi kardeşli hayatlarımızdan güzel anektodlarla cevap oluşturmaya çalışıyoruz. Bakalım dışarı çıkınca neler olacak, heyecanla bekliyoruz...
* * *
Şu aşamada kardeş olayını epey kabullenmiş görünüyor. Gelip karnımı öpüyor, sürekli onunla konuşmak, daha doğrusu tarafımdan konuşturulmak istiyor, seni çok özledim, gel artık diye sabırsızlanıyor ve hatta ona şarkı bile yazıyor :)May 14, 2012
'Dolu' kadınım vesselam...
Okulları bitireli neredeyse 2 hafta oluyor. Sonra rahatlarım diyordum ama nerdee? 10 gün sonra Türkiye'ye gidilecek, burada taşınacağımız şehirde hala ev bulabilmiş değiliz. Türkiye dönüşü 1 hafta içerisinde taşınmamız gerekiyor. Ama neyse ki toparlanma işlerinde epey yol katettik. 5 sene önce 3-4 valizle geldiğimiz evden 34 valizle çıkacak olmayı sindiremediğim için epey bir eleme yaptım, eledikçe rahatladım. Güya hiç eşya sevmeyen insanım, kullanmadığımız şeyleri hemen elden çıkarırım ama her nasılsa ev dolmuş taşmış. Neyse, eşyalar yeni sahipleriyle mutlu mesut yaşarlar umarım... Bir kısmı geri dönüşüme gitti, bir kısmı yeniden kullanım merkezine, bir kısmı da ikinci elcilere. Tabii maalesef çöpe de gitti epeyce. Bundan sonra çöpe atılacak hiçbir şey almamaya karar verdik. Bakalım 2 sene sonra neler çıkacak evden...
YavruSu: (Gittiğimiz bir davette) Sen neden şarap içmiyorsun?
Anne: Çünkü ben hamileyim, hamile kadınlar şarap içmez, alkollü içkiler anne karnındaki bebeğe zarar verir; çocuklara da tabii...
YavruSu: Yalnızca boş kadınlar mı şarap içebilir?
Varmış aslında emziren babalar. Milk Junkies, böyle bir transgender babanın blogu. Kendi bebeğini doğurup emzirmiş. Sonra, yeni doğum yapmış bir arkadaşı ameliyat olması gerekince onun bebeğini de emzirmiş bir süre.
* * *
Bu arada bir müjdem var ama ben susayım, diyaloglar konuşssun...YavruSu: (Gittiğimiz bir davette) Sen neden şarap içmiyorsun?
Anne: Çünkü ben hamileyim, hamile kadınlar şarap içmez, alkollü içkiler anne karnındaki bebeğe zarar verir; çocuklara da tabii...
YavruSu: Yalnızca boş kadınlar mı şarap içebilir?
* * *
Evet, 20 hafta oldu. Artık 'dolu' kadınım vesselam. Bir kızımız daha geliyor :)) YavruSu başlangıçta kardeşinin sürekli benim karnımda olmasından biraz rahatsızlık duyuyordu. "Kardeşim de seninle birlikte mi okula gidecek?" diye sorup duruyordu. Bir gün isyan etti, "Biraz da babanın karnında büyüsün!" dedi, ben de ah keşke dedim. Valla, ne iyi olurdu --özellikle ilk 3 ay. Bir de çıktıktan sonra dönüşümlü emzirebilsek, başka da bir şey istemem :PVarmış aslında emziren babalar. Milk Junkies, böyle bir transgender babanın blogu. Kendi bebeğini doğurup emzirmiş. Sonra, yeni doğum yapmış bir arkadaşı ameliyat olması gerekince onun bebeğini de emzirmiş bir süre.
"The pull of her lips is strong and determined, yet precarious. I don't dare move my arms for fear of unlatching her. I hear her rhythmic, satisfied gulping and know that I am the centre of her universe. Nothing can distract her from her desire to breastfeed. She doesn't know or care that I'm a transgender guy using a supplemental nursing system and donated breast milk. I share in her bliss."
Devamı burada.
Subscribe to:
Posts (Atom)

