March 19, 2010

Bisikletiniz Ner'de?

Karikatür kaynak: Byskyling

Bugün hayatımın geri kalan kısmının ilk günü. Çok mutluyum çünkü okula bisikletle geldim :) Tamam bahar tatilinde okula gelmek pek de mutlu olunacak bir şey değil ama ben mutluyum. Tatilde de çalışmak icap ediyor ama hakkını yemeyeyim şimdi, sinemaya bile gittim, hem sonra bloga haftada 1'den fazla yazı yazabiliyorum. Mutlu olmak için bahanem çok yani ;)

Uzun süredir bisikletle ilgili yazılar okuyor, haberler görüyordum. Hiç arabasız, sadece bisikletle hayatlarını sürdüren insanların hikayelerini okudum, hatta biriyle burda aynı dersi almışlığım bile var :) Şaşırdım --niye şaşırıyorsam. Sanki herkesin arabası varmış, sanki insanlar binlerce yıldır araba kullanıyorlarmış gibi. İlk buharlı araba 1769'da, ilk gazlı araba da 1885'de icat edilmiş, sadece 125 yıl önce. Ayrıca Henry Ford yüzünden sadece tüm dünyaya yaygınlaştırılmakla kalmamış, bir de fordizm denilen lanet üretim sistemi çıkmış ortaya; ve kitlesel üretim, kitlesel tüketimi de getirmiş beraberinde. Bari buharlısı, güneş enerjilisi, elektriklisi olsaymış. Gazlısı değil ama. Hele bugün bisikletle yolculuk yaparken maruz kaldığım egzos şiddetinden sonra iyice anladım ki gazlısı değil! İnsan anne olmadan anlamazmış derler ya, ben de iddia ediyorum ki insan bisiklete binmeden anlamazmış. O egzos dumanını içine çekmeden arabaların yarattığı çevre kirliliğinin farkına bu derece varamazmış.

Bisiklet başka bir şey. Tabii ki bir seferde böyle bisiklet delisi olmadım, bunun bir evveliyatı var. Efendim, ben ilkokuldayken, bisiklet mafyasının başına geçmiştim ;) Pinokyo bisikletimden sonra sahip olduğum BMX, beni mahallenin en havalı bisikletçisi yapmıştı. Çete halinde dolaşır, şehrin altını üstüne getirirdik. Girmediğimiz delik, açmadığımız kapı kalmamıştı, birlikte bilim kurgu hikayelerinin en kraliçesini yazardık. Bendeniz, o yıllarda gece gündüz bisiklete binerdim, bisikletten başka oyuncağım yoktu; ha bir de lastiğim, 3-4 metre civarında bildiğiniz beyaz don lastiği... atlamanın geldiği son nokta, 'boyunlar'da bile yılmadan büyük bir zevkle oynadığımız paha biçilemez dakikalar. Mümkün mertebe ikisiyle birlikte uyumak isterdim. Ama takdir edersiniz ki anne faktörü ve de bir bisikletle birlikte aynı yatakta uyumanın yarattığı rahatsızlık nedeniyle, bunu sadece ipimle yapardım. Geceleri ipim (şaka;) gündüzleri de bisikletimle yapmadığım hareketler yoktu: ellerini bırakma, bisikletin önünü kaldırarak gitme, kontra çekme, frenleri pompalamak vasıtasıyla hoplatarak sürme, kardeşi önüne oturtma ve direksiyonu ona emanet ederek gözleri kapalı sürme, kardeşin gözler kapatıldığında ne olduğunu merak etmesi ve tam da ablasının gözleri kapalıyken bunu denemeye kalkışması sonucunda duvara toslama ve daha neler neler... Tam bir bisiklet delisiydim yani. Sonra Anadolu Lisesine girince sadece tatillerde sürer oldum, üniversitede ise nedense hiç yanına yaklaşmadım. Ta ki bugüne kadar.

Bugün tekrar başladım. Aslında yüce amaçlarla çıkmadım yola. Her kadın gibi ben de baharla birlikte, kışın fazladan aldığım -ben diyeyim 3 siz deyin 5 kilodan kurtulmak istiyordum. Ama bisiklete binince çok farklı duygular hissetmeye başladım. Bahar yeli mi çarptı ne? İnsan bisikletle giderken çok şeyin farkına varıyormuş. Mesela kuşların sesini duyabiliyorsunuz [cik cik cik cik de ötüyor kuşlar], esen yeli hissediyorsunuz[efil efil], ağaçların köklerini, insanların yüzlerini ve daha önce orda olduğunu farketmediğiniz bir sürü detayı görüyorsunuz [tamam biliyorum fazla pastoral ve de duygusal oldu, neyse biraz da topografik takılalım], yaşadığınız bölgenin arazi yapısını daha yakından tanıyorsunuz. Tepe fakiri sandığım kasabamızda ne çok yokuş varmış meğersem, of mahvoldum valla ;) İstanbul'da olsam ne yapardım acaba? Yapanlar var, kuryelik yapanlar bile var. Bisikletli kurye mi olurmuş demeyin, bakın buraya Yıldıray yapmış ve olmuş, hem de İstanbul'da. Bisiklet taşımacılığına başka bir örnek de burada. Kendilerine burdan saygı ve selamlarımızı gönderiyoruz.

Demek ki bu gerçekten yapılabilecek bir şey. Yalnız karda kışta ne olacak onu bilmiyorum, hoş -17 derecede kayak yapabildiysem, bunu da yaparım herhalde. O motosikletli kuryelerin kıyafetlerinden giyip de, neden olmasın. Hem insanlar neden kayak yapmaya özendirilir de bisiklet sürmeye özendirilmez. Evet kayak yapmak da çok zevkli ama bisiklet daha ulaşılabilir bir şey, her yerde, her zaman kullanabilirsiniz; üstelik binlerce lira verip de donmuş kı.çınıza bakarak elde avuçta kalan 5 kuruşla evinize dönmek zorunda değilsiniz. Keşke herkes bisikletlense; toplu taşıma araçları dışında hiç motorlu taşıt kullanılmasa. Ama öyle bir endüstri var ki, daha önce de dert yanmıştım, çocuklar için envayi çeşit oyuncak araba bulmak mümkünken, oyuncak bisiklet 'nedense' hiç yok. Ya da araba ve trenin geçtiği binlerce kitap bulabilirken, içinde bisiklet olan kitap yok denecek kadar az.

Ama güzel şeyler de var. Mesela şu sitede Denis Peck çocuğu olanlar için bisikletli çözümler sunmuş. Torsten Kjellstrand'in çektiği fotoğrafları buraya da taşıdım:


Demek ki mümkün :) Ayrıca salgılanan endorfinden midir, doğaya yakın olmaktan mıdır bilemiyorum ama bisiklet kullanmak sizi kesinlikle daha mutlu yapıyor.

Bir de tabii dünyaya olan katkıları var. Egzosdan yayılan zehirli gazlar, sadece insanlara değil tüm canlılara zararlı, hatta dünyaya da. Bu gazlar malesef iklimleri değiştirmeye, dünyanın dengesini bozmaya başladı bile. Bir de trafik çilesi var ki... çoğumuzun hayatından götürdüğü zaman yetmezmiş gibi bir de sinir sistemimize savaş açmış durumda bu canavar! Bunun için dünyada pek çok büyük şehirde birtakım önlemler alınıyor. Örneğin, Chicago, New York gibi şehirlerde fahiş fiyatlarda otopark uygulaması yapılıyor, Atina'da tek çift plaka uygulaması var. Tabii ki çabalar henüz çok yetersiz. Dileğim tüm devletler bir an önce Kyoto'yu imzalar. Ama bunu beklemeye gerek yok. Biz de bir şeyler yapabiliriz. Tamamen vazgeçemesek de araba kullanımından, ufak ufak azaltabiliriz. Ve gönül ister ki yakın zamanda tamamen bisikletli bir yaşama geçeriz.

Dünya umrunuzda değilse, kendi hayatınızı umursamıyorsunuz bile, çocuklarınız için binin bisiklete! Değil mi ki annenin görevi yaşatmak; öyleyse çocuğunuzu yaşatmak için, içine çektiği havanın onu zehirlememesi için, yaşadığı dünyanın yaşaması için binin bisikletlerinize.

Yeşil günler dileyip sorayım ben de öyleyse: baylar, bayanlar, merdivenden kayanlar, analar, babalar, sevgideğer bebekler, söyleyin bakalım


12 comments:

İlk said...

Bisiklet surmenin verdigi enerji yazina da yansimis. Baharin geldigini hissettiriyorsun.

Benim bisiklet garajda, aslina bakarsan uzun suredir orada :)
Bizim buralarda bisiklet surme vakitleri kisitli. Yaz boyu (Nisan'da baslar Ekim'de biter diyebilirim) siddetli yagmur ve yuksek nem yuzunden arabalarin klimasinin kolesiyiz. Kisin ve bahar baslangiclarinda anca surulebilir. Ya da kisaca (daha once de soylemistim) insan tembel olmayagorsun, mazeret bulmak sorun olmuyor :)

Sevgiler

senem said...

Bisikletin hayırlı olsun Evrencim. Ben de çocukken aynı senin gibi bisiklet delisiydim. İlk bisikletim alınan kadar geceleri yatakta hayaller kurar, tavanda baka baka hayali bisikletime binerdim. İlk mavi pinokyo bisikletimden sonra çok bisikletim oldu ama o mavi pinokyonun tadını hiç unutamam. Ama ben şanslı bir çocuktum, lojmanda oturuyorduk. Sürekli bir araba altında kalmak korkusuyla binmiyorduk bisiklete. Şimdi Neva burada bisiklet diye tutturunca ne yapacağız bilmem.

Ama tabi bisiklet çok özgürleştirici bir alet. İstediğin yere hızlıca ve kolaycacık ulaşmak ama bunu yaparken havaya suya bu derece temas etmek, rüzgarı saçlarında hissetmek, kontrolün sende olduğunu bilmek ama öte yandan heran tepetaklak olabilme ihtimalinin iç gıcıklayıcı cazibesi... :))

Bloomington bir bisiklet cenneti. Şimdi en güzel zamanlarından biridir hem oraların. Ohhhh miss gibi havayı içine çek, ağaçkakanların seslerini dinleye dinleye git okula... ne keyif!! :)

çok sevgiler

Evren said...

Ilk,
Bir kere baslayinca insan birakamiyor ama bir gun biraktimi da bir daha baslamak cok zor oluyor. Sen bebisinle birlikte daha once bloga koydugum egzersizlerle basla, sonbaharda da cikar bak bisikleti garajdan, nasil mutlu olacaksin, Evren dediydi dersin ;)

Senem,
Bisiklet aslinda T.nin. Adam 2 senedir biniyordu da bir kere alip gezmek aklima gelmemis nedense???
Bak Neva tutturunca sen de al bir bisiklet, beraber gezin, kesin daha eglenceli olur :)))
Burasi hakikaten cennetmis valla, hatta millet takim halinde falan biniyor. Ilk geldigimde kosanlara hayret etmistim, simdi karda yagmurda kosanlara sasiriyorum, yakinda o da gecicek umarim ;) Ne de olsa ben de sporcuyum ya artik, hehehe :)))

Gulcin said...

Sana kesinlikle Hollanda resimlerine bakmani oneriyorum evrencim. Burada cocuklarin ilk sahip olduklari oyuncak bisiklet diyebilirim. Cok kucuk yaslarda tekerleksiz tahta bisikletlerle oynamaya basliyorlar sonra gelsin gercek bisikletler.

Pek cok shirde arabadan cok bisiklet gormek mumkun. Sabah ise giderken, hafta sonu gezilerinde, market alisverislerinde bisikltesiz insan gormek nerede ise imkansiz. Hatta dugun ya da davet gibi ozel gecelere giden simokinli, gece elbiseli insanlar bile atliyor bisikletine oyle seyahat ediyor:)

O kadar guzel bisiklet kullaniyorlar ki, bisiklet kullanirken cep telefonu ile konusmak, bir elinde laptop cantasi tasimak, ellerini gogsunde kavusturup etrafi izlemek hatta sigara sarmak onlar icin cok dogal hareketler :) Tavsiye ediyorum :)
Sevgiler

Başak Çelik said...

Evren, yemin ederim ağlarım şimdi! Hem de böğüre böğüre!

Hepimiz aynı kuşağın bebeleri olduğumuz için hepimizin hayatı iki teker üstünde geçmiş anlaşılan! Hoş, benim bisiklet macerama orta sona doğru evin önündeki bayırdan aşağı tam gaz inerken frenlerin tutmadığını farkedip durmak için ağaca sarılınca, bisikletin savrulup benim de kafamı kaldırıma toslamam sonucu biraz sekte vurulmuştu ama bir yaz aradan sonra bizimkileri razı edip kaldığım yerden epeyce bir süre devam etmiştim. Hatta, hazırlıktaki bir ödev için dönemin belediye başkanıyla (Murat Karayalçın, ondan sonra da ropörtaj yapılacak adam gelmedi zaten) ropörtaj yaparken "neden Ankara'da bisiklet yolu yok, yapmayı düşünüyor musunuz?" diye sormuşluğum bile vardır (sorunun yanıtı müspetti ama adamcağızın görev süresi yetmedi).

Üniversiteye başlayınca da, Ankara'da bisikletle bir yerden bir yere gitmenin delilik olduğuna ve o kadar deli -ya da cesur, ya da azimli- olmadığıma karar verip bisikletimi ihtiyaç sahibi bir çocuğa bağışladım. Ve böylece bisiklet hayatım bitti! Düşünüyorum da, ODTÜ'de sürebilirmişim, ama hiç vaktim yoktu (!)

Şimdi de, ev-iş arasının 30 km olması münasebetiyle böyle bir maceraya atılmıyorum. Atılsam da, muhtemelen sizin oralardaki gibi çayır-çimen-çiçek-böcek kombinasyonlarından çok üstüme üstüme gelen arabalarla ve daha da bolca egsoz dumanıyla muhatap olurum gibi. Ve fekat, yazdığın tüm duyguları yaşadım resmen okurken! Acayip de gaza geldim. Bizim minik adam tekerlekli "şey" hastası, az büyüsün, ona da bir bisiklet, bize de, Ahlatlıbel'e ya da Dikmen Vadisi'ne atarız kendimizi, sürer de süreriz!

Süper fikir verdin! Sağol, var ol!

Banu said...

Sevgili Evren,
Bu yazının üzerine ne denir? Rastgele mi? Rastgele o zaman!
Baharın tadını, iki teker üstünde olmanın keyfini çıkar.
Ben de birkaç ay önceki ufak bir kazanın izlerini attım üstümden; yarın işe yine bisikletle gideceğim (Ulus Portakal yokuşu desem yeterli olur mu?) Yıldıray dersen, zehir gibi; bütün gün bir iniyor, bir çıkıyor yokuşları...

Evren said...

Başak,
Senin o zamandan belliymiş böyle çevreci bir kişilik, bu konuda uzman bir doktor olacağın, ne güzelll :)))
Malesef dediğin gibi bu şehir planlamaları bisiklet düşünülerek yapılmamış. Bunun için daha çok yol var ama Ahlatlıbel, Dikmen vadisi de gayet güzel opsiyonlar, Çekirdek Çelik'lere yakışır derim ;)

Evren said...

Gülçincim,
Google images'dan baktım ve muhteşem resimlere ulaştım. Valla orda Taylan'ın birlikte çalışabileceği çok tatlı bir profesör var, aynı zamanda klasik gitarcı, oraya mı gelsek biz de, n'apsak ki :)

Evren said...

Banu,
Sağolasın! Üzüldüm ya! Sen de iyi cesaret valla, Ulus Portakal!!! Neyse çok geçmiş olsun, bir an önce bisikletine kavuşman dileğiyle. Bu arada sizden epey güç alıyorum, sağolun varolun! Sevgi ve selamlarımla...

Banu said...

He he! :)
Ben düzeldim, bisikletime de kavuştum, ısınma turlarımı da attım ama İstanbul kendine gelemedi bir türlü. Bugün berbat, buz gibi, puslu isli bir hava vardı.Hani bahar gelmişti?! Kös kös vapura bindim. Bisikletim de başka bahara kaldı :)

Evren said...

Bahar gelmistir sanirim Banu, bisikletinle birlikte mutlu olma zamani! Sevgiler, Evren.

Anonymous said...

Ashley'de bu yaz Kuşadası Bodrum yaptı kamp kura kura bisikleti ile ,çok severim bende bisikleti Evren'cim.Sana da yakışmış :)
Redridinghood