November 20, 2008

Beni bu güzel ekmekler mahvetti.. ve peynir ve domatesler… (1. bölüm)

E geriye ne kaldı diyeceksiniz, peynir-ekmek-domatessiz bir yaşam mı olur diyeceksiniz. Ama sizi temin ederim oluyor, hem de pek güzel, pek sağlıklı oluyor, hele hele Haşimoto tiroiditi hastalığınız varsa kendinize yapacağınız en iyi şey beslenmenizi değiştirmek oluyor. Ben bu şekilde Haşimoto tiroiditi hastalığımı kontrol altına alabildim ve 6 ay önce 6 yıldır kullandığım tiroid ilacını kullanmayı bıraktım, çünkü değerlerim normale döndü. Tamamen yendim demiyorum, çünkü eminim ki gluten yemeye başlarsam bu hastalık beni yine pençesi altına alacak. Ama rahatlıkla kontrol altına aldım diyebilirim, çünkü TSH'ım düştü, antikorlarımın biri normal değer aralığına geldi, diğeri 500'lerden 21'e düştü. Tabii aslında sayıların da bir önemi yok, önemli olan kendinizi nasıl hissettiğiniz ve ben kendimi çok iyi hissetmeye başladım. Hayatının sonuna kadar bu ilaçlarla yaşayacaksın diyen modern tıbba inat iyileştim ve ilacı kullanmayı bıraktım! Yalnızca beslenme değil tabii ki, pek çok boyutu var iyileşmenin ama beslenme önemli bir boyutu. Ve iyi haber, bu sayede iyileşmek mümkün.

Şimdi başa saralım. Evet, 2 sene önce bu zamanlar pratik anne'nin blogunda okumuştum, Haşimoto ve gluten ilişkisini. Sonra Facebook'ta sevgili Vildan Boran'ın kurduğu Haşimoto Tiroid Hastalığı dayanışma grubu sayesinde bu hastalık hakkında epeyce bilgilendim. Benim için bir dönüm noktası oldu orada paylaşılan yazılar. Önce kısa yoldan bulayım, test yaptırayım, neyse intoleransım o çıksın dietimden dedim ama sonra öğrendim ki, çölyak değilseniz, gluten intoleransınız olup olmadığını bulmaları epey zor ve masraflı oluyor. Neyse ki sürekli değişen alerji testlerine çılgınca paralar dökmeden de bunu anlamanın mümkün olduğunu öğrendim.

Eliminasyon dieti ile yakın münasebetim 2 Ocak 2013'de başladı. İlk önce gluteni çıkarttım dietimden (gluten de nedir diye soranlar için kısaca tüm tahıllarda bulunan bir proteindir. Özellikle buğday, arpa ve çavdarda bulunan türü bazı insanlarda alerjik reaksiyonlara sebep olur). Dolayısıyla, içerisinde gluten bulunan gıdaların hepsini dietimden çıkarttım, 5 hafta boyunca hiç yemedim (kendi kendinize yapabileceğiniz eliminasyon testi için 4-6 hafta arası öneriliyor; yani 4-6 hafta arası bu gıdaları kesiyorsunuz, sonra tekrar vücuda tanıtıp tepkisine bakıyorsunuz, ben 5 hafta yaptım). 5 hafta sonra, vücudumun tepkisini ölçmek için kendi ellerimle özel olarak hazırladığım fırından yeni çıkmış ekmeğimi afiyetle, bir güzel yedim. Evet yerken iyiydi, güzeldi, o çıtır çıtır kabuğun ağızda dağılması, sıcacık yumuşacık ekmek içi, ah aaaah...

Ama sonrasında, ertesi güne kalmadan, valla fena çıktı acısı!!! Meğer beni bu güzel ekmekler mahvetmiş; yıllardır dost bildiğim unlar kazmış kuyumu, sırtımdan --daha doğrusu bağırsaklarımdan-- vurmuş haince. 5 hafta aradan sonra tekrar glutenlendiğimde önce acayip bir şişkinlik oldu, gaz sancısı, sonra yorgunluk, uyku hali, ertesi gün duvarları yumruklama isteği ve yanında migren atağı geldi bonus olarak. Tabii hemen tekrar kestim gluteni. Ve fakat, ne meret bir şeymiş ki bu gluten, vücuda ufacık bir parça bile girse tüm sistemi altüst ediyor ve vücuttan atılması 3-6 ay sürüyormuş.

Sonra başladım okumaya, Chris Kresser'la tanıştım. Eğer 'Haşi Hazretleri' sizin de başınızdaysa, bu doktorun yazılarını okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Kresser çok temel olarak diyor ki:
"Hashimoto, tiroid hastalığı değildir, bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bağışıklık sistemini tedavi etmeden, ilaçlarla iyileşmeye çalışmak, altı delinmiş bir kayığın deliğini tamir etmek yerine, batmamak için, içeriye dolan suyu kovayla boşaltmaya çalışmak gibidir."


İşte bu 2 cümle benim hayatımı değiştirdi. Bundan sonra tiroid yerine bağışıklık sistemimle uğraşmaya başladım. Ve iyileşmenin bence en önemli ayağı olan bağırsak florasının yeniden yapılandırılması konusunda adımlar attım. Kresser'ın kullandığı "kayıktaki delikler" metaforunun aslında bir nebze gerçeği yansıttığını öğrendim. "Leaky gut" olarak literatüre giren ve pek çok hastalığın temelinde yatan "geçirgen bağırsak sendromu" üzerine okumalar yaptım. Geçirgen bağırsak sendromu teorisine göre, yıllar içerisinde aldığımız çevresel toksinler, ağır metaller, katkı maddeleri, ilaçlar, antibiotikler, iyi sindirilemeyen proteinler (örneğin, tahıllarda bulunan gluten, süt ve süt ürünlerinde bulunan casein gibi) bağırsak duvarında delikler oluşmasına ve bu maddelerin bu deliklerden geçerek kana ve kan yoluyla vücudun diğer bölgelerine gitmesine sebep olur (ayrıntılı bilgi için bkz. geçirgen bağırsak sendromu). Normalde, kanda bulunmaması gereken bu maddelere karşı vücut reaksiyon oluşturur. Bazen bu sadece egzama, astım gibi alerjik reaksiyonlar olur, bazen de beyni etkiler, ADHD, otizm gibi nörolojik rahatsızlıklara sebep olur (bkz. http://www.gapskitap.com/). Bizim durumumuzda ise otoimmün hastalığa sebep olur. Yani, besleyip büyüttüğümüz karga (bu durumda bağışıklık sistemimiz), gözümüzü (yani birtakım organlarımızı) oyar.

Bu oyma işlemi çeşitli organlara nüksedebilir. Örneğin, bağışıklık sistemimiz eklemlere saldırdığında römatizma olur, ciltte deri üreten hücrelere saldırdığında halk arasında sedef olarak bilinen vitiligo, mideye saldırdığında atrofik gastrit, insülin üreten hücrelere saldırdığında Tip1 Diabet, beyin ve omuriliğe saldırdığında multiple skleroz (MS), kaslara saldırdığında fibromiyalji, tiroid bezesine saldırdığında ise Graves veya Haşimoto olabilir.

Diğerlerini çok bilemiyorum ancak, tiroid hormonu vücudun her hücresinin çalışmak için kullandığı bir hormon olduğu için, tiroid etkilendiğinde tüm vücut da etkilenir. Bakınız, 2 sene önce günlüğüme hangi şikayetleri not etmişim:

Kendimi cidden berbat hissediyorum...
  • Gaz, şişkinlik, bağırsaklarda ağrı
  • Yorgunluk
  • Fibromiyalji
  • Hipoglisemi
  • Saç diplerinde ve sırtta kaşıntı
  • Bulanık zihin, untukanlık
  • Sol kaşımın sinüs bölgesinde ağrı
  • Ekstra mukus (sürekli bir sümkürme hali)
  • Ekstra gaz (sürekli bir gaz çıkarma hali)
  • Ekstra gak (gastrit ataklarında yüksek sesli geğirme hali)
  • Sabah uyanamama, uykuya doyamama
  • Migren
  • Sinir patlamaları
  • Saç dökülmesi
  • Gece tam uykuya dalacakken boğulacak gibi bir öksürük
  • Düşük libido
  • Eller ve ayaklar buz gibi
  • Hemoroit
  • Eklemlerde ağrı (dizlerim romatizmalı gibi, parmaklarımın eklem yerleri acıyor)
  • Osteopania (kemik erimesi başlangıcı)
  • Burunun kenarlarından dudağa inen çizgilerde kızarıklık/egzama
  • Kilo verememe
  • Daha öncesinde sivilce ve PCOS (polikistik over sendromu)
  • Ülser ve atrofik gastrit geçmişi
Yine başım ağrıdığında, yine gastrit yüzünden gaklamaya başladığımda, yine fibromiyalji yüzünden iki büklüm kaldığımda, yine yine yine şikayetlerim nüksettiğinde, artık etrafımdakilere mızmızlanacak yüzüm kalmamıştı ama bunları gerçekten yaşıyordum ve hayatımı çok ciddi olmasa da etkiliyordu, başta beni, ruh halimi, sonra da dolaylı olarak ilişkilerimi... Haşimoto sitelerinde dolaşan şu ünlü mektubu okduğumda oturup hüngür hüngür ağlamıştım.

6 yıl önce kendisiyle tanıştığımda, ilk başlarda anlamamıştım bu durumu. Şimdi dönüp bakınca, neden o dönemde reglimin kesildiğini ve neden o kış annemlerle tatile gittiğimizde soğuktan ağlayarak otele döndüğümü şimdi anlıyorum. Bu testleri yapmak yerine doktorum direkt hormon tedavisi vermişti o kış. Hormon ilaçlarıyla hamile kalmış ve bebeğim 3 aylıkken rutin kan testinde öğrenmiştim 'Haşi hazretleri'nin beni ziyarete geldiğini. Nereden bilebilirdim bu ziyaret kalıcıymış, hatta sadece kalıcı olsa iyi, tiroid dışında başka yerlerime de zarar veriyormuş...

Neyse ki, siz bunları yaşamak zorunda değilsiniz, her bir şikayetiniz için farklı farklı doktorlara gidip hem kıymetli zamanınızı, hem sinirlerinizi, hem de bütçenizi harcamanıza gerek yok. Çünkü mutlu haber, bu şikayetlerin hepsi ortak bir paydada birleşiyor ve o payda bağışıklık sistemimiz. Ve bağışıklık sistemimizin %80'inin bağırsaklarda yer aldığı düşünülünce, Hipokrat boşuna dememiş
“Let food be thy medicine and medicine be thy food.”
diye. Yani "gıdanız ilacınız, ilacınız da gıdanız olsun". Maalesef modern tıbbın geldiği noktada, insana bütüncül olarak bakmak yerine, tek tek şikayetlerini dinleyip bunları ayrıştırıp her bir hastalığa en az 1 ilaç verip göndermek var. Oysa ki hastalıkların çoğunun altında bağışıklık sistemi yatıyor. Ve bağışıklık sistemi için en büyük tehdit stres. Çünkü stres anında kortizol hormonu salgılanıyor ve bu hormon bağışıklık sistemine zarar veriyor. O yüzden aslında yapmanız gereken ilk şey stresten uzak durmak. Ve fakat herkes bilir ki, bu günümüz koşullarında pek mümkün olamıyor artık. Neyse ki bağışıklık sistemimizi güçlendirmenin pek çok yolu var, güzel yemekler yemek, güneşlenmek, uyumak, dokunmak, gülmek, eğlenmek, dans etmek gibi :)

Bizim durumumuzda ilk olarak beslenmeyi değiştirmek çok önemli. Beslenme değiştikçe, kendimize dokunan gıdaları tespit edip uzak durdukça, inanın bana stres de azalıyor. O yüzden ilk önce beslenmeden başlamak gerekiyor. Şimdi çok uzun oldu, gelecek yazıda benim iyileşmemde büyük rol oynayan kısaca AIP olarak bilinen Auto Immune Protocol'ünden ve başka neler yaptığımdan bahsedeceğim. O zamana kadar kalın sağlıcakla...

Yazının devamı...

* * *
Not: Bu yazı aslında Kasım 2014'te yayınlanmıştır, blogun konusu ile ilgili olmadığı için burada bulunmaktadır. 

Uyarı: Tiroid ilacını, 2 yıllık bir beslenme ve destek programından sonra test sonuçlarına göre doktor kontrolünde bıraktım. Eğer TSH değeriniz yüksekse ilacın mutlaka kullanılması gerekiyor, aksi halde kalp rahatsızlığı bile olabiliyor. O yüzden doktorunuza danışmadan ilacınızı kesinlikle bırakmayınız!

October 20, 2008

Haşimoto için iyileşmeye giden yolda ilk adım: AIP Sağlık Listesi (2. bölüm)

Öncelikle geçen yazıda geçen şu çok önemli cümleyi tekrar hatırlayalım: "haşimoto, bir tiroid hastalığı değil, bağışıklık sistemi hastalığıdır". Bağışıklık sisteminin tiroid bezine saldırması sonucu, tiroid bezi işlevini yerine getiremez ve yeterince tiroid hormonu salgılayamaz. Görünürde (test değerlerinde) yalnızca tiroid bezesini etkilemiş gibi gözükse de aslında vücutta pek çok yer etkilenir. Modern tıbbın bu hastalık için tavsiye ettiği tiroid ilaçları, hastalığın esas nedenini tedavi etmek için değil, sonuç olarak azalan tiroid hormonunu yerine koymak içindir. Ve maalesef bu ilaçların içerisinde yalnızca tiroid hormonu bulunmuyor, örneğin Euthyrox'un içerisinde laktoz, levotiroksin'in içerisinde de gluten bulunuyor ve başka ismini&cismini bilmediğimiz bir sürü madde. İlacın yan etkilerini okumak bile insana kriz geçirtebiliyor. Yani azalan tiroid hormonunuzu yerine koyarken farkında olmadan vücudunuza başka neler giriyor kimbilir...

Oysa yapılması gereken şey basittir. Geçen yazıda bahsi geçen "delikleri yüzünden su alan kayık" metaforunu düşünürsek, sonuçta ortaya çıkan şikayetleri geçirmeye odaklandığımızda (yalnızca tiroid ilaçları kullandığımızda), altta yatan nedeni (kayıktaki/bağırsaklardaki delikler) tedavi etmediğimiz için, bu şikayetler ortaya çıkmaya devam edecektir. O yüzden yapmamız gereken en önemli şey sonuca değil bunu ortaya çıkaran nedenlere odaklanmaktır. [Burada bir parantez açıp hatırlatma yapmakta fayda var, eğer TSH'ınız yüksekse (ya da diğer bir deyişle kayığa çok su dolmuşsa) ilacı kullanmaya devam etmeniz çok önemli, aksi halde daha ciddi rahatsızlıklar oluşabilir, dikkat!]

Nedenlere gelince, kesin olarak bilinememekle birlikte, oto-immün hastalıkların nedeni olarak çoğunlukla genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığına inanılıyor. Tabii ki genetik nedenleri değiştiremeyiz ama çevresel faktörleri ve vücudumuza giren şeyleri değiştirebiliriz. Ve daha önce bahsettiğim gibi ilk olarak beslenmemizden başlayabiliriz.

İşte AIP (auto-immune protocol) de bizim için biçilmiş kaftan (ya da şişelenmiş kemik suyu) diyebiliriz. Bu protokol, otoimmün hastalıkları olanlar için önerilen bir beslenme programıdır. Gerçekten çok sınırlı bir listesi var. Ben 2 sene önce, ilk olarak gluteni keserek başladım, sonra süt ve süt ürünlerini, sonra şekeri, daha sonra tahılları, baklagilleri, nightshade ailesi olarak bilinen domates-biber-patlıcan ve patatesi, ve daha neleri neleri. Artık kesecek bir şey kalmayınca, dert de kalmadı tabii :P

Tamam tamam, böyle yazınca feci gözüktü farkındayım, ama aslında durum o kadar da kötü değil. Gerçekten! Hem yediklerinize konsantre olunca, insan hiç aramıyor ekmekmiş, peynirmiş, domatesmiş. Siz belki züğürt tesellisi diyeceksiniz ama cidden canım zerre çekmiyor artık bu tarz şeyleri. Çünkü bu beslenme programında insan kendini o kadar iyi hissediyor ki aynı sofrada gluten yiyen biriyle bile oturmak istemeyebiliyorsunuz. O korkunç protein bir şekilde bulaşıp hayatınızı tekrar mahvedecek diye strese girebiliyorsunuz. Neyse ki, alıştıkça --ve aslında belki de iyileştikçe-- paronayaklıklarınız da geçiyor ve ekmek yiyen insanlara acımadan bakabiliyorsunuz ;)

Şimdi gelelim AIP dietine. Ancak bu diet listesini hemen açıklayıp sizi kaçırmak istemiyorum. O yüzden öncelikle biraz dietlere olan genel tavırları konuşalım istiyorum. Haşimoto tiroidi grubunda sıkça sorulan sorulardan biri de nasıl kilo verebilirim olduğu için bu konu üzerinde biraz durmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Şimdi söyleyin bakalım, diet deyince aklınıza ne geliyor? Sizi o çok sevdiğiniz yiyeceklerden mahrum eden bir kara liste? Kibrit kutusu büyüklüğünde bir şeyler yiyebilmek mide gurultusu eşliğinde geçmek bilmeyen saatler? Sonra dayanamayıp yemeğe saldırmak ve normalde yediğinizin 3 katı yiyerek derin bir pişmanlık eşliğinde bir sonraki Pazartesi bu sefer kesin olarak çok ciddi bir diete başlama kararı almak? Ve tekrar aynı döngüye girip kendinize olan saygınızı yitirmek?

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, dietlerin %95'i başarısız oluyor ve verilen kilo 1-5 yıl içerisinde geri alınıyor [1]. Bunun pek çok nedeni var elbette. Ama bence en önemli neden, beynimizin temel bakışını değiştirmeye çalışmadan hızlıca kilo vermeye çalışmaktan kaynaklanıyor. Amaç kilo vermek olunca, beynin o ilk, ilkel yazılımı (canlı organizmaların hayatta kalması için enerjiye ihtiyaç duyması ilkesi) değiştirilemediği için, irade de insan kısmısında sınırlı olduğu ve belli noktada tükenen bir şey olduğu için, diet esnasında belki de normalde pek tüketmediğiniz yiyecekler beyniniz tarafından allanıp pullanıp billboard afişleri gibi gözünüze gözünüze sokuluyor.

O yüzden başlangıçta bakış açısını değiştirmek çok önemli. AIP Dieti'ne tıklamadan önce, buna bir diet listesi değil de "sağlık listesi" olarak bakmak gerekiyor. Bunun için de sanırım yapabileceğiniz en iyi şey bol bol okumak, okuyarak beyni ikna etmek. Ve bunu kendinizin yapması çok önemli. O yüzden, ben burada tahılların, süt ve süt ürünlerinin, nightshade ailesi olarak bilinen domates-biber-patlıcan-patatesin ve protokoldeki diğer yasaklı gıdaların bize zararlarını yazmayacağım. Çünkü inanıyorum ki kendiniz bulup okuduğunuzda, bunların zararlarını kendiniz keşfettiğinizde, beyninizin kıyısında köşesinde kalan soruları araştırıp aradığınız yanıtları bulduğunuzda, beyninizi ikna etmeniz ve AIP beslenmesini benimseminiz çok kolay olacak. Diğer türlü, ezberler üzerinden gittiğinizde, beyniniz mahrumiyet psikolojisine girecektir ve bir noktada isyan edip yiyeceklere saldırmaya başlaması işten bile değildir. O yüzden tek tek bu dietteki gıdalarla ilgili neden zararlı ya da yararlı olduğunun araştırılması bence en önemli şey. Beyin ikna olduğu zaman otomatik olarak istemiyor zaten.

İkincisi de yavaş yavaş başlamak, küçük küçük hedefler koymak ve alışkanlık oluşana kadar zinciri hiç kırmamak [2]. Ortaokul fen derslerinden hatırlarsanız, atom doğası gereği minimum enerji ve maksimum düzensizlik ister; dolayısıyla beynimiz de bir şeyler yapmaya gelince oyunu minimum enerjiden yana kullanır ve mümkünse hiç enerji harcamak istemez. Neyse ki bilinçaltı otomatik pilot işlevi görü ve hayatımızın %95'ini yönetir. Diş fırçalamak, araba kullanmak için beynin enerji harcamasına gerek kalmaz, bunlar bilinçaltı tarafından otomatik olarak yapılır. İşte kilit nokta budur!!! Eğer kazanmak istediğiniz sağlıklı bir alışkanlık varsa (AIP, egzersiz, çiğ yemek, vs.), kendinizi yormadan ufak ufak başlamanız ve bilinçaltına geçene kadar (ortalama 21 gün) zinciri hiç kırmamanız gerekiyor. Örneğin ben 2 sene önce başladığımda ilk olarak yalnızca gluteni kesmiştim. AIP dietini tamamen uygulamaya başlamam 6 ayımı aldı. O yüzden diet sağlık listesine bakıp benim bunu uygulamam imkansız deyip vazgeçmeyin. Çok ufak bir şeyle başlayıp bunu alışkanlık haline getirmeniz bütün bir diet listesini yalnızca 1 hafta uygulamanızdan çok daha önemlidir. Küçük hedefler koyduğunuzda (örneğin önce yalnızca gluten ya da egzersiz için günde sadece 10 dakika, ) başarma şansınız daha yüksek ve başardığınızda kendinize güveninizin gelmesi ve motivasyonunuzun artması garanti!

Evet şimdi artık hazırsanız, sağlık listesine bakabilirsiniz :) Ve işte karşınızda A-I-P. Burada da İngilizcesi: http://drknews.com/autoimmune-gut-repair-diet/


AIP Dieti AIP (Auto Immune Protocol) dieti, oto immün hastalıklara sebep olan ya da bu hastalıklar yüzünden zayıflayan bağırsak florasını tedavi etmek üzere düzenlenmiş bir beslenme programıdır. Bu dietin semptomlarınız iyileşene kadar uygulanması önerilmektedir. Daha sonra, eklemek istediğiniz gıdaları sırayla ekleyip vücudunuzdaki etkilerini test etmeniz gerekiyor. Eğer örneğin yoğurt eklediğinizde vücudunuzda herhangi bir tepki oluşuyorsa onu hep elimine etmeniz, oluşmuyorsa gönül rahatlığıyla dietinize eklemeniz gerekiyor. Şurada yiyecekleri vücuda yeniden tanıtmak için izlenecek yol üzerine daha ayrıntılı bilgiler bulabilirsiniz:http://www.thepaleomom.com/2012/09/... 
NELER YENEBİLİR Organik sebzeler: kabak, enginar, asparagus, pancar, brokoli, karnabahar, havuç, kereviz, kara lahana, frenk soğanı, soğan, sarımsak, taze soğan, kıvırcık lahana, pırasa, marul, salatalık, maydonoz, hardal yaprakları, turp, ıspanak, kabak, tatlı patates, su kestanesi, tere, yer elması.
Fermente yiyecekler: kimchi, kombucha çayı, zencefil turşusu, lahana turşusu (sauerkraut), tatlandırılmamış hindistan cevizi sütünden yapılmış yoğurt. Burada dikkat edilmesi gereken nokta mayalama işlemi sırasında şeker ve sirke kullanılmamış olması.
Et: Dana, tavuk, balık, kuzu, hindi.*Balık "wild caught" olmalı ve civa seviyesi düşük olmalı.*Diğer etlerin hormonsuz ve antibiyotiksiz olmasına dikkat edin.
Düşük glisemik indeksli organik meyveler: elma, armut, portakal, limon, greyfurt, avakado, kayısı, erik, kiraz, şeftali , çilek, yaban mersini, böğürtlen, ahududu.
Hindistan cevizi: yağı, kreması, sütü, yoğurdu, tatlandırılmamış rendesi, kendisi.
Noodle: esmer shirataki yam noodles. Tofu içeren noodle'lardan kaçının.
Otlar ve baharatlar: fesleğen, kişniş, kimyon, sarımsak, zencefil, limonotu, nane, kekik, maydonoz, biberiye, adaçayı, deniz tuzu.
Diğer: Elma sirkesi, bitkisel çaylar, zeytin yağı, zeytin.
NELERİ YEMEMEK GEREKİYOR Şeker: her tür şekerli gıda, çikolata, mısır şurubu, fruktoz, yüksek fruktozlu mısır şurubu, bal, pekmez, reçel, akçaağaç şurubu, sukroz, agave, stevia.
Yüksek glisemik indeksli meyveler: muz, konserve meyveler, kuru meyveler, mango, ananas, kavun, karpuz.
Tahıllar: pirinç, bulgur, arpa, çavdar, buğday, karabuğday, kılçıksız buğday, mısır, kuskus, quinoa, darı, süpürge darısı (sorghum), yulaf, çavdar, buğday tohumu, millet, amarant, kamut, haşhaş, kenevir dahil tüm tahıllar.
Baklagiller: siyah fasulye, mercimek, yer fıstığı, bezelye, barbunya, soya fasulyesi dahil tüm baklagiller.
Nightshade'ler: domates, biber, patlıcan, patates, paprika, Tabasco® sosu, tomatillos.
Kuruyemişler ve çekirdekler: badem, fıstık, ayçekirdeği, susam dahil tüm kuruyemiş ve çekirdekler ayrıca çekirdeklerden yapılmış baharatlar.
Gluten içeren bileşikler: Ketçap, soya sosu, teriyaki sosu, barbekü sosu, bulyon, bira mayası, sosis, çeşnilik, emülgatör, ilaçlarda olası dolgu malzemeleri, sakız, hidrolize bitkiler ve sebze proteini, malt, malt sirkesi, hamursuz ekmek, modifiye edilmiş nişasta, monosodium glutamate (MSG), işlenmiş salata sosu, seitan, stabilizörler.
Süt ve süt ürünleri, yumurta: tereyağ, peynir, inek sütü, keçi sütü, koyun sütü, krema, dondurulmuş tatlı, margarin, mayonez, peyniraltı suyu, yoğurt (hindistan cevizi yoğurdu hariç).
Soya: edamame, miso, soya sütü, soya proteini, soy sosu, tempeh, tofu.
Mantar: tüm mantarlar ve funguslar.
Alkol: tüm alkol çeşitleri.
Diğerleri: kahve, sigara, konserve yiyecekler, işlenmiş gıdalar, maya, tapyoka.

September 20, 2008

Haşimoto için iyileşmeye giden yolda adımlar atmaya devam (3. bölüm)

İlk yazıda Haşimoto Tiroiditi hastalığının bende ne tür rahatsızlıklar yarattığından, ikinci yazıda bu rahatsızlıkları gidermek için yaptığım otoimmün dietinden bahsetmiştim. Bu yazıda iyileşmeye giden yolda attığım diğer adımlardan bahsedeceğim.

Hatırlarsanız, ilk aşamada otoimmün dieti yaparak kendime zararlı yiyecekleri bulup beslenmemden çıkarmıştım. İyileşmenin bir ayağı size faydalı yiyecekler yemekse, diğer ayağı da size dokunan yiyecekleri beslenmenizden çıkarmak. İşte ben de AIP yaparak bunları tespit edip dietimden büyük oranda çıkarttım. Büyük oranda diyorum, çünkü bazen, bazı şeyleri bana dokunacağını bile bile yiyorum. Evet ben hiç mükemmel değilim, belki de sıradan biriyim :P Her zaman doğru şeyler yapmak mümkün olmuyor maalesef. Kendime acı da çektirmiyorum artık, bugün bunu yiyeceğim diyorum ve yiyorum. Hoş, sonrasında çekmiyor muyum, çekiyorum, hem de nasıl! Ama ne yapayım, ben de insanım, benim de canım var, ve o can bazen hiç olmadık şeyleri çekiyor, cık cık cık. Aslında arada bir olunca o kadar kötü olmuyor. Sonrasında birkaç gün acılı geçiyor ama bu şekilde kendime dokunan şeyleri bir kez daha test etmiş oluyorum ve hala dokunduğunu görünce uzunca bir süre uzak durabiliyorum. Ve fakat gluten ve çikolata konusunda dersimi yeterince aldım. Herhangi bir zorum yoksa yemiyorum çünkü glutenin vücuttan atılması çok uzun sürüyor ve bir sürü komplikasyona neden oluyor, çikolatadan sonra da migrenim bir başlıyor ve 3 gün boyunca bitmek bilmiyor. O yüzden onları hiçbir şekilde yemiyorum ve genellikle paleo tarzı besleniyorum, bu şekilde kendimi çok daha iyi hissediyorum.

Yemek kısmını bu şekilde kapatıp başka neler yaptım/yapıyorum, kısaca anlatayım:
  • Sigarayı ve içkiyi bıraktım. Çok içmiyordum ama düzenli içiyordum. Sigaraya 14 yaşında başlamıştım, 28 yaşında bırakmıştım, 6 sene sonra tekrar başlamıştım ve bir bırakıp bir başlıyordum. En sonunda Allen Carr'ın kitaplarıyla tanıştım ve en ufak bir zorluk yaşamadan ikisini de kolayca bıraktım. 
  • Amalgam dolgularımı çıkarttırdım. Suction yöntemi ile. Bu süreçte ağır metal detoksu yaptım. Bunun için chlorella, spirulina, kişniş, sole/brine kullandım. Bu noktada bir parantez açmam gerekiyor: amalgam dolguların çıkarılması uygun şartlarda olmadığı zaman vücuda çok daha fazla zarar verebiliyor, o yüzden bu konuda profesyonel birisine danışmadan herhangi bir dişçiye gidip yaptırmanızı kesinlikle tavsiye etmiyorum. Bu, çok tartışılan ve riskleri olan bir uygulama. Araştırmadan lütfen bir şey yaptırmayın. Ağır metaller vücuda gerçekten çok zarar verebiliyor, o yüzden en iyisi ölçüm yaptırıp sonrasında doktorunuzla birlikte karar vermeniz olacaktır. 
  • Hayatımdan plastiği büyük oranda çıkarttım. Çelik su şişemle geziyorum. Eve de çelik hazneli bir su filtresi taktırttık. Reverse osmosis sistemi ile filtreleme yapıyor. Bu konudan tam da emin değilim aslında, hala araştırmaya devam ediyorum. Çeşitli labaratuvarla görüşüp analiz yaptırmaya çalışıyorum. Netleşince güncelleme yapacağım. [Güncelleme: Çevre labaratuvarında analiz yaptırdım. Değerler çok iyi çıktı.]
  • Hayatımdan zararlı kimyasalları büyük oranda çıkarttım: Şampuan, sıvı sabun, ped ve deodorant gibi şeyler kullanmıyorum. Kızlarınkini de, kendi saçımı da zeytinyağlı saf bir sabunla yıkıyorum. Koltukaltlarıma banyodan sonra karbonat sürüyorum, hiç koku olmuyor. Ped olarak da günlük kumaş ped, regl döneminde menstrüasyon kabı kullanıyorum, inanılmaz rahatım. Diş macunu yapıyorum, dönüşümlü olarak dişlerimi onunla fırçalıyorum. Diş için gerekli olduğunda ağız mikrobiomunu geliştiren bir probiotik kullanıyorum.  
  • Temizlik malzemeleri için mümkün olduğunca doğal (sirke, karbonat, limon) ve ekolojik olanlarını tercih ediyorum. 
  • 1,5 yıl önce probiotik (prescript assist) kullanmaya başladım ve halen kullanıyorum, hatta artık kullandığım 3 destekten biri bu. Diğerleri de kış aylarında kullandığım D vitamini 5000 IU ve regl öncesinde ve regl dönemimde kullandığım magnezyum desteği. Geçen yıl bir de fermented cod liver oil ve silica kullanıyordum. Selenyum için de brezilya fındığı yiyordum ancak Türkiye'ye geldikten sonra bu üçünü bıraktım. [Güncelleme: Probiyotik kullanmayı bıraktım. Evde kvass ve turşu yapıyorum.]
  • Her hafta mümkünse organik pazara gidiyorum. (Veganlar bundan sonrasını okumasın) Yoğurt mayalamak için sütümüzü Aysun the Sütçü'den alıyorum. (Vejeteryanlar da bundan sonrasını okumasın), et konusunda hala tam bir çözüm bulabilmiş değilim, geçici olarak kasaptan kuzu eti/ciğeri/yüreği ve kemiklerini alıyorum. Kemikleri kaynatıp kendime kahvaltılık kemik suyu yapıyorum, içerisine zerdeçal ve limon ekleyip haftada 2-3 kez bundan içiyorum. Diğer günler kahvaltıda yumurta ve zeytin yiyorum, yumurtamı hindistan cevizi yağı ile yapıyorum. Çay olarak da zenfecil-zerdeçal-tarçın çayı yapıp içiyordum eskiden sadece ama artık siyah çay da bolca içiyorum. Bir de kahve haftada bir içiyordum, İstanbul'a geldiğimden beri her gün içer oldum, biraz azaltsam hiç fena olmayacak aslında bunları.  
  • Öğlen yemeğim fix: yok-yok salatası. Dev bir salata hazırlayıp haftada 4-5 gün öğlenleri bunu yiyorum: muhtelif yeşil ve bordo yapraklı sebzeler (pancar sapı, ıspanak, ısırgan, marul, pazı, roka *yalnız dikkat rokayı yerken eklemek lazım, yoksa diğer yeşillikleri de bozuyor), kırmızı lahana, kereviz sapı, rendelenmiş pancar-havuç-turp, nane, maydonoz, dereotu, yeşil soğan. Bu şekilde buzdolabında 4-5 gün duruyor. Öğlenleri yerken içine avokado, kabak çekirdeği, kişniş, azıcık kaya tuzu, bol limon, soğuk sıkma zeytinyağı, kenevir tohumu ekliyorum. Salata benim en sevdiğim yemek, 2 yıldır hemen her gün öğlenleri bu salatadan yediğim halde halen bıkmış değilim. Off, yazarken bile ağzımın suları aktı, iyi mi :)  
Yemek bitti demiştim di mi, yine yemeğe gelmişim. Neden acaba? Evet bildiniz, çünkü beslenme iyileşmeye giden en önemli adım. Şimdi hepsini kısaca özetlemeye çalışacağım bakalım. Bu da benim sorunum, galiba twitter'da barınamamamın nedeni de bu: bir şeyi 140 karakterle değil, 140 paragrafla ancak anlatabilmek :P


İYİLEŞMENİN 4 AYAĞI
Kısaca özetleyecek olursam, iyileşmenin 4 ayağı var bana göre. Bu 4 ayağı sağlam kurarsak, iyileşmek mümkün.

1. Doğru beslenmek
Zararlı yiyecekleri elimine edip yerine faydalı yiyecekleri eklemek: pancar, dereotu, avokado, hindistan cevizi yağı, kişniş, zencefil, zerdeçal, kefir, lahana turşusu, kemik suyu, kambucha çayı, brezilya fındığı, iyotsuz-katkısız-rafine edilmemiş kaya tuzu, vs. benim bu hastalık vasıtasıyla tanıştığım ve artık severek yediğim/içtiğim şeyler oldu. Daha önce bahsettiğim gibi bir anda değil, 2 sene oldu başlayalı, faydalarını araştırıp okudukça yavaş yavaş ekledim bunları ve bir süre sonra alışkanlığa dönüştü (şu yazı sağlıklı bir alışkanlık edinmek için faydalı olabilir: How to trick your brain to create a new healthy habit).

2. Detox yapmak
Ben yalnızca ağır metal detoksu yaptım. Ancak vücutta yıllar içerisinde çok fazla toksin birikiyor, bunlardan arınmak önemli. Sevgili Canan Altunay Dolunay ve Vildan Boran'ın paylaştıkları araştırmalarda, 3 günlük arınma oruçlarının immün sistemi güçlendirdiğinden ve hatta yeni immün hücreler oluşmasına katkıda bulunduğundan söz ediyordu [1, 2]. İstanbul'a yerleştiğimizden beri detoks yapmaya daha çok ihtiyaç duyar oldum zaten, ilk fırsatta bunu denemek istiyorum. [Güncelleme: Henüz denemedim ama 2 aylık kalsiyum bentonit kili detoksu yaptım ayrıca her gün salatama kişniş ekliyorum, mevsiminde organik salatalığı kabuklarıyla yiyorum.]

3. Destek almak
Probiotik, fermented cod liver oil, magnezyum, D vitamini, selenium, vs. Tabii bunun için en iyisi değerlerinizi ölçtürüp ona göre takviye etmek. Haşimoto Tiroiditi hastalarında B12, D vitamini, selenyum ve demir eksikliklerine sık rastlanıyormuş. Bunları ölçtürüp yerine koymak önemli.

Bir de bunları mümkün olduğunca doğal yiyeceklerden sağlamak daha iyi olur diye düşünüyorum. Örneğin probiotik için lahana turşusu, yoğurt, kefir, kambucha çayı, kvass gibi fermente yiyecekler/içecekler. Magnezyum için hurma ve kabak çekirdeği, D vitamini için güneşin tepede olduğu vakit 15 dakika güneşlenmek. Hala eksik gelen noktada içerisinde mümkün olduğunca az alerjen bulunan destekleri kullanmak gerekiyor (gluten, süt ve süt ürünleri, soya, maya, şeker, sodyum, yapay aroma, tatlandırıcı, koruyucu, renk, vs. içermeyen destekler).

4. Bağışıklık sistemini güçlendirmek
Bağışıklık sistemine iyi gelen şeyler: kemik suyu, probiyotikler, propolis, spor, güneş (D vitamini), uyku, toprakla uğraşmak (topraktan geçen iyi bakteriler de bağışıklık sistemini güçlendiriyormuş), açık havada yürüyüş yapmak, örgü örmek, sevdiğiniz işlerle uğraşmak, insanlara/hayvanlara dokunmak-sarılmak ve bol bol gülmek.

O yüzden önce mutluluklar diliyorum, sevgiler...







Not: Bu yazı aslında Aralık 2014'te yayınlanmıştır, blogun konusu ile ilgili olmadığı için burada bulunmaktadır.

January 12, 2008

AIP için tarifler (4. bölüm)

[Bu serideki diğer yazılar için bkz: Haşimoto Tiroiditi]

Yemek yapma konusunda pek becerikli olmadığım için tarif yayınlamak haddime düşmez aslında; fakat, ne yediğim konusunda çeşitli yerlerden sorular gelince fikir olsun diye birkaç şey paylaşmam gerekti. 

Eğer AIP uygulamaya karar verdiyseniz ön hazırlık yapmak çok önemli. 4-5 günlük salatanız, avokadolarınız, probiotikleriniz, 1 haftalık kemik suyunuz buzdolabında hazır olunca her şey çok daha kolay oluyor. Tavsiyem, acıktığınızda ilk önce bol zeytinyağlı ve avokadolu salata ile bir çeşit protein kaynağı yemeniz. Vücudumuzun doydum sinyali yayınlaması için öncelikle eksilen vitamin, mineral, yağ, protein rezervlerinin dolması gerekiyor. Bu rezervleri, örneğin, patates kızartması ile doldurmaya kalkarsanız, epeyce tüketmeniz gerekir. Ve ne kadar yerseniz yeyin, bu rezervleri dolduramayacağınız için karnınız şişmiş ama iştahınız doymamış olacaktır. Hala bir şeyler yeme ihtiyacı duyacaksınızdır çünkü vücudunuzun vitamin, mineral, yağ ve protein rezervleri dolmamış olacaktır. Bir de psikolojik olarak doymak gerekir. Bunun için de çiğneme doygunluğuna ulaşmak önemli. Bu da en iyi çiğ sebzelerle olur.  Yalnız suyunu sıkarak içmek değil, çiğnemek önemli. O zaman gerçekten doymak, sağlıklı doyuma ulaşmak için ilk tarifimiz gelsin!

Yok-yok salatası

Adından da anlaşılacağı üzere içerisinde yok yok. Muhtelif yeşil ve bordo yapraklı sebzeler, kırmızı lahana, kereviz sapı, pancar sapı*, rendelenmiş pancar, havuç, turp, nane, maydonoz, dereotu, yeşil soğan ve başka AIP'ye uygun ne eklemek isterseniz kocaman bir kaba doğrayıp/rendeleyip buzdolabına atabilirsiniz. Bu şekilde 4-5 gün dayanıyor. Öğlenleri bir tabağa biraz koyup içerisine avokado, kabak çekirdeği, kendir/kenevir tohumu, kişniş, azıcık kaya tuzu, bol limon ve zeytinyağı ekliyorum. Yanında protein ihtiyacınızı karşılamak için balık, bir parça hindi, tavuk, sardalya, dil ya da varsa akşamdan kalan bir etli yemek yiyebilirsiniz.

* Pancarı salataya rendeliyorum, saplarını da kesinlikle atmıyorum, hatta pazarda saplarını almak istemeyenlerin saplarına talip olup ekstradan bedava pancar sapı alıyorum, sonra onları ya salataya doğruyorum ya da soğanla kavurup üzerine yumurta kırıp yiyorum ya da yazın sıcaklarda tuz, limon, sarımsakla zeytinyağlı olarak hazırlıyorum. Hem çok lezzetli oluyor, hem de bilmem biliyor musunuz ama pancar da bir süperbesin! Şimdi burada anlatmaya kalkarsam yazıyı bitiremem, o yüzden en iyisi siz araştırıp okuyun faydalarını.


Kemik Suyu 
Kemik suyu, daha önce de yazmıştım, büyük küçük herkes için çok faydalı. Mükemmel bir mineral kaynağı (hem mikro, hem de makro mineraller var), eklemler için çok önemli, bağırsak florasını iyileştirici özelliğe sahip, amino asit yönünden zengin, karaciğerin toksik maddeleri vücuttan atmasını sağlayan glisin yönünden zengin. Üstüne üstlük, hem ekonomik, hem de lezzetli! Kemik suyu, yalnızca AIP sırasında değil hayat boyu kullanabileceğiniz önemli bir besin. Ancak AIP yapıyorsanız, tavsiyem mutlaka haftada bir bolca kaynatıp buzluğa stoklamanız. Acıktığınızda limon ve zerdeçal ekleyerek içebilirsiniz. Ben sabah kahvaltısında bile içiyorum :)

Kemik suyu hazırlamak için, 1 litre su ile kemikli etleri önce har ateşte, kaynayınca, en kısık ateşte 4-5 saat kaynatıyorum. Sonra içerisine 6-8 kereviz sapı, 1 soğan, 6-8 diş sarımsak, 3 defne yaprağı, 3-5 havuç ve 1 çay kaşığı tuz koyup 1 saat daha (ya da sebzeler yumuşayıncaya kadar) pişiriyorum. Sebzeleri koyduktan sonra ısıyı tekrar artırmak gerekiyor, yoksa sebzeler pişmiyor. Sonra suyunu süzüp şişeliyorum ve soğuduktan sonra buzdolabına ya da buzluğa kaldırıyorum. Bu şekilde hazırladığınız kemik suyunu ister çorbalarda, ister yemeklerde kullanabilirsiniz. Ya da benim gibi kahvaltıda üzerine limon ve zerdeçal ekleyerek içebilirsiniz. Hem besleyici, hem pratik. (Yandaki fotoğrafta sebzeleri atmayıp kemik suyu ekleyerek blenderdan geçirdim ve sebze çorbası haline getirdim.)

Tatlı patates cipsi
Tatlı patates ile ilgili ne kadar yazsam, onu ne kadar övsem az olur. Öncelikle tatlı patatesi normal patates ile karıştırmamak gerekir. Normal patates (yani bizim her zaman yediğimiz sarı patates), enflamasyona sebep olan "nightshade" ailesinden gelirken, tatlı patates, tamamen başka bir aileden (convolvulaceae, türkçesi çiftsarmaşığıgiller) geliyor ve enflamasyonu geçiriyor. Temel gıdalarından biri tatlı patates olan Okinawa halkı, dünyada ortalama yaşam süresi en yüksek olan topluluk. Sağlıklı karbonhidrat olur mu demeyin, tatlı patatesi bir deneyin :) Bu bir süperbesin! Diabete bile iyi geliyormuş, yanısıra sindirime, üreme sorunlarına, tansiyona, kansere, yaşa bağlı olarak ortaya çıkan görme sorunlarına, bağışıklığa da iyi geliyormuş [1]. Benim küçük kıza 6 aylıktan beri yediriyorum, o buharda haşlanmış, zerdeçallı seviyor, ben fırında biberiyeli. Yuvarlak bir şekilde doğrayıp tepsiye dizdikten sonra, üzerlerine hindistan cevizi yağı sürüyorum bir fırçayla, sonra da biberiye ve tuz ekliyorum. Çocukların tarafına tuz koymuyorum, o zaman epey tatlı oluyor. İncecik keserseniz cips gibi oluyor, yalnız yanma riski yüksek olduğu için o zaman sık sık kontrol etmek gerekiyor. (Yandaki fotoğrafta yanında sardalya ve dereotlu limonlu avokado ile öğle yemeği olarak.)

AIP Kahvaltısı 
AIP yaparken sanırım en zor öğün kahvaltı. Özellikle Türkiye'de -ya da Türk adetleri ile- yetiştiyseniz sabah kahvaltısını ekmek-peynir-domates-yumurta olmadan hayal etmek zordur. Fakat neyse ki insanevladı her duruma kolayca adapte olabilen bir canlı türü ve neyse ki AIP ömür boyu sürmüyor. Ben mesela artık sabahları yumurta yiyebiliyorum. Ekmek, peynir, domates yine yemiyorum ama onun yerine daha çok zeytin yiyorum, bazen tahin-pekmez yiyorum, salatalık yiyorum. Çok yakında, İstanbul Permakültür Kolektifi sayesinde, sevgili Ulli Allmendinger'den öğrendiğim kefir peynirini de yapıp yiyeceğim. Ve aslında ekmek yemediğim için daha uzun süre tok kalabiliyorum, hemen acıkmıyorum. Yumurta&zeyin ikilisi hem pratik, hem doyurucu hem de tok-tutucu oluyor. Yumurtayı hindistan cevizi yağında yapıyorum, o da ekstra lezzet ve besin değeri katıyor. Bu sene İstanbul'a geldikten sonra pek yapamadım am geçen sene AIP yaptığımda yumurta yerine etli karışımlar yiyordum kahvaltıda:

İlk foto: bacon'lı ıspanak kavurma (başka etler ve sebzelerle de hazırlanabilir), havuç, sauerkraut (bir nevi lahana turşusu)
İkinci foto: Zeytin, portakal üzerine hindistan cevizi yağı, limonlu-zerdeçallı kemik suyu
Hindi salam içerisine ıspanak yaprağı ve ceviz, yanında hindistan cevizi yağı, zeytin, zencefil-zerdeçal-tarçın çayı.

Diete inanma, dietsiz kalma
Evet diete inanmıyorum. Yani şu kilo vermek için hazırlanan, yiyeceklerinizi gramla ölçmeniz gereken kara listeli diet listelerine inanmıyorum. Daha önce de yazmıştım, zaten bu şekilde diete başlayanların %95'i başarısız oluyormuş ve verilen kilolalar, hatta daha fazlası, 1-5 yıl içerisinde geri alınıyormuş. Mesele kilo vermek olunca, uzak durmaya çalıştığınız gıdalar size daha bir çekici görünüyor. O yüzden tavsiyem bu gıdalardan uzaklaşmak için sağlam bir araştırma yapmanız ve bu işe kısa süre uygulanacak bir diet değil ömür boyu kazanacağınız sağlıklı alışkanlıklar olarak bakmanız. Geyik gibi geliyor bu şekilde yazınca ama gerçek bu, aksi halde iradenizin gücüne kalırsınız ve irade maalesef sonsuz değil insan kısmısında, bir noktada tükenen bir şey. O yüzden bunları "x haftada y kilo kaybettiren z dieti" gibi geçici şeyler olarak değil, ömür boyu yaşam tarzı değişiklikleri olarak ele almak ve alışkanlık edinmek istediğiniz sağlıklı gıdalar hakkında da bol bol okumak gerekiyor ki beyniniz daha kolay bir şekilde kabul edip beğensin yeni besinleri.

Eğer şeker-çikolatakolikseniz, yani her gün düzenli olarak şeker ve çikolata yiyorsanız şekerin zararlarını okumanın yanısıra bağımlılık ile ilgili kitaplar da yardımcı olacaktır. Çünkü, bir araştırmaya göre şeker kokainden daha fazla bağımlılık yaratıyor [2]. Bu konular üzerine yazan Allen Carr'dan edindiğim bilgilere göre, ister sigara olsun, ister kafein, ister çikolata-şeker olsun ister kokain, bütün bağımlılıklar benzer şekilde işliyor. Bağımlılık yaratan madde beynin dopamin merkezini etkiliyor, yani ödül merkezini. Normalde dopamin belli durumlarda doğal olarak sentezleniyor ve bizim hayatımızı sürdürmemizi sağlıyor. Ancak, biz bağımlılık yapan maddelerle dopamini yükselttiğimiz zaman dopamin düşüşe geçmeye başladığı anda kendimizi kötü hissetmeye başlıyoruz. Kendimizi kötü hissedince tekrar bir ödüle ihtiyaç duyuyoruz ve bazen tekrar bu maddelere koşuyor bazen de yemeğe saldırıyoruz. Eğer ömür boyu bu maddeleri her tükettiğimizde kendimizi suçlu hissetmek istemiyorsak yapılacak şey basit, kökten kurtulup sadece 1-2 hafta acı çekmek. Aslında acı çekecek bir durum da yok gerçekte. Çünkü bu maddeler aslında bizi rahatlatmıyor, içmediğimiz ya da yemediğimiz her an, düşüncesiyle bizi rahatsız ediyor, vücutta azalmaya başladığı anda yerine yenisini koymamızı istiyor ve sürekli kafamızı meşgul ediyor, konsantrasyonumuzu bozuyor. Bir nevi canavar gibi düşünebiliriz bunları: nikotin canavarı, şeker canavarı, vs. canavarı. Ve biz bu canavarı besledikçe, bu canavar büyüyor. Bir süre sonra verdiğimiz miktar ona az geliyor ve daha çok istiyor ve büyüdükçe bizi daha ciddi sağlık sorunlarına sürüklüyor. O yüzden bu canavardan kurtulamanın yolu, verdiğimiz miktarı azaltmaya çalışmak değil, çünkü azıcık bile verdiğimizde içimizde yaşamaya devam edecek ve hep daha fazlasını isteyecek, ona direnmek için de çok fazla irade gücü kullanmamız gerekecek. Oysa canavardan sonsuza kadar kurtulmak istiyorsak, onu tamamen aç bırakmalıyız. 1-2 hafta içimizdeki canavar ölene kadar can çekişip bizden maddesini (nikotin, alkol, şeker, vs.) isteyecektir ama 1-2 hafta dayanıp onu aç bırakabilirsek sonra özgür olacağız.

Son olarak regl dönemindeki aşermeler için neler yapılabilirden bahsetmek istiyorum. Efendim şu linkteki makaleye göre, regl dönemindeki çikolata aşermemiz boşuna değilmiş. Regl döneminde vücudun ekstra magnezyuma ihtiyacı oluyormuş ve siyah çikolatada epeyce magnezyum varmış. Eğer regl döneminde çikolataya saldırıp sonrasında pişmanlık duymak ya da benim gibi baş ağrısı çekmek istemiyorsanız, 1 hafta öncesinden magnezyum desteğine başlayabilirsiniz. 350 mg'lık magnezyum tabletleri yanısıra, hurma, kabak çekirdeği, ıspanak gibi gıdalar da iyi birer magnezyum kaynağı. Bir de yine aynı makalede regl döneminde vücudumuzun ektra kaloriye ihtiyaç duyduğundan bahsediyor, bunun için de tatlıya saldırmak yerine yağlı yiyeceklerin tüketiminin artırılmasını öneriyor. O yüzden regl öncesi dönemde zaten bozuk olan sinirlerinizi daha da bozmamak için, şeker ve çikolataya saldırmak yerine, yağlı ve magnezyumlu yiyecekleri hazır bulundurursanız hem kendi sağlığınız, hem de yakın çevrenizdekilerin sağlığı, özellikle ruh sağlığı açısından iyi olacaktır.

Sonuç olarak, AIP yaparken yasaklılara değil yiyebileceğiniz süperbesinlere odaklanmanızı öneririm ama bir anda değil, bunları tek tek araştırıp yavaş yavaş eklerseniz uygulamanız zor olmaz.
Benim süperbesinlerim: pancar, pancar sapı, kemik suyu, tatlı patates, avokado, hindistan cevizi yağı, zencefil, zerdeçal, kişniş, biberiye, dereotu, sauerkraut (bir çeşit lahana turşusu), kefir, kefir peyniri, kvass, kuru erik, kuru incir, kaya tuzu, kabak çekirdeği, elma, limon, zeytinyağı, balık.

Şimdilik böyle. Sorularınızı ve sizin faydalı bulduğunuz makaleleri, kitapları, tarifleri, kendi süperbesinlerinizi yorumlarda paylaşırsanız sevinirim. AIP ve Paleoya uygun daha fazla tarif için de bkz.:


Not: Bu yazı aslında Ocak 2015'te yayınlanmıştır, blogun konusu ile ilgili olmadığı için burada bulunmaktadır.