November 20, 2008

Beni bu güzel ekmekler mahvetti.. ve peynir ve domatesler… (1. bölüm)

E geriye ne kaldı diyeceksiniz, peynir-ekmek-domatessiz bir yaşam mı olur diyeceksiniz. Ama sizi temin ederim oluyor, hem de pek güzel, pek sağlıklı oluyor, hele hele Haşimoto tiroiditi hastalığınız varsa kendinize yapacağınız en iyi şey beslenmenizi değiştirmek oluyor. Ben bu şekilde Haşimoto tiroiditi hastalığımı kontrol altına alabildim ve 6 ay önce 6 yıldır kullandığım tiroid ilacını kullanmayı bıraktım, çünkü değerlerim normale döndü. Tamamen yendim demiyorum, çünkü eminim ki gluten yemeye başlarsam bu hastalık beni yine pençesi altına alacak. Ama rahatlıkla kontrol altına aldım diyebilirim, çünkü TSH'ım düştü, antikorlarımın biri normal değer aralığına geldi, diğeri 500'lerden 21'e düştü. Tabii aslında sayıların da bir önemi yok, önemli olan kendinizi nasıl hissettiğiniz ve ben kendimi çok iyi hissetmeye başladım. Hayatının sonuna kadar bu ilaçlarla yaşayacaksın diyen modern tıbba inat iyileştim ve ilacı kullanmayı bıraktım! Yalnızca beslenme değil tabii ki, pek çok boyutu var iyileşmenin ama beslenme önemli bir boyutu. Ve iyi haber, bu sayede iyileşmek mümkün.

Şimdi başa saralım. Evet, 2 sene önce bu zamanlar pratik anne'nin blogunda okumuştum, Haşimoto ve gluten ilişkisini. Sonra Facebook'ta sevgili Vildan Boran'ın kurduğu Haşimoto Tiroid Hastalığı dayanışma grubu sayesinde bu hastalık hakkında epeyce bilgilendim. Benim için bir dönüm noktası oldu orada paylaşılan yazılar. Önce kısa yoldan bulayım, test yaptırayım, neyse intoleransım o çıksın dietimden dedim ama sonra öğrendim ki, çölyak değilseniz, gluten intoleransınız olup olmadığını bulmaları epey zor ve masraflı oluyor. Neyse ki sürekli değişen alerji testlerine çılgınca paralar dökmeden de bunu anlamanın mümkün olduğunu öğrendim.

Eliminasyon dieti ile yakın münasebetim 2 Ocak 2013'de başladı. İlk önce gluteni çıkarttım dietimden (gluten de nedir diye soranlar için kısaca tüm tahıllarda bulunan bir proteindir. Özellikle buğday, arpa ve çavdarda bulunan türü bazı insanlarda alerjik reaksiyonlara sebep olur). Dolayısıyla, içerisinde gluten bulunan gıdaların hepsini dietimden çıkarttım, 5 hafta boyunca hiç yemedim (kendi kendinize yapabileceğiniz eliminasyon testi için 4-6 hafta arası öneriliyor; yani 4-6 hafta arası bu gıdaları kesiyorsunuz, sonra tekrar vücuda tanıtıp tepkisine bakıyorsunuz, ben 5 hafta yaptım). 5 hafta sonra, vücudumun tepkisini ölçmek için kendi ellerimle özel olarak hazırladığım fırından yeni çıkmış ekmeğimi afiyetle, bir güzel yedim. Evet yerken iyiydi, güzeldi, o çıtır çıtır kabuğun ağızda dağılması, sıcacık yumuşacık ekmek içi, ah aaaah...

Ama sonrasında, ertesi güne kalmadan, valla fena çıktı acısı!!! Meğer beni bu güzel ekmekler mahvetmiş; yıllardır dost bildiğim unlar kazmış kuyumu, sırtımdan --daha doğrusu bağırsaklarımdan-- vurmuş haince. 5 hafta aradan sonra tekrar glutenlendiğimde önce acayip bir şişkinlik oldu, gaz sancısı, sonra yorgunluk, uyku hali, ertesi gün duvarları yumruklama isteği ve yanında migren atağı geldi bonus olarak. Tabii hemen tekrar kestim gluteni. Ve fakat, ne meret bir şeymiş ki bu gluten, vücuda ufacık bir parça bile girse tüm sistemi altüst ediyor ve vücuttan atılması 3-6 ay sürüyormuş.

Sonra başladım okumaya, Chris Kresser'la tanıştım. Eğer 'Haşi Hazretleri' sizin de başınızdaysa, bu doktorun yazılarını okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Kresser çok temel olarak diyor ki:
"Hashimoto, tiroid hastalığı değildir, bağışıklık sistemi hastalığıdır. Bağışıklık sistemini tedavi etmeden, ilaçlarla iyileşmeye çalışmak, altı delinmiş bir kayığın deliğini tamir etmek yerine, batmamak için, içeriye dolan suyu kovayla boşaltmaya çalışmak gibidir."


İşte bu 2 cümle benim hayatımı değiştirdi. Bundan sonra tiroid yerine bağışıklık sistemimle uğraşmaya başladım. Ve iyileşmenin bence en önemli ayağı olan bağırsak florasının yeniden yapılandırılması konusunda adımlar attım. Kresser'ın kullandığı "kayıktaki delikler" metaforunun aslında bir nebze gerçeği yansıttığını öğrendim. "Leaky gut" olarak literatüre giren ve pek çok hastalığın temelinde yatan "geçirgen bağırsak sendromu" üzerine okumalar yaptım. Geçirgen bağırsak sendromu teorisine göre, yıllar içerisinde aldığımız çevresel toksinler, ağır metaller, katkı maddeleri, ilaçlar, antibiotikler, iyi sindirilemeyen proteinler (örneğin, tahıllarda bulunan gluten, süt ve süt ürünlerinde bulunan casein gibi) bağırsak duvarında delikler oluşmasına ve bu maddelerin bu deliklerden geçerek kana ve kan yoluyla vücudun diğer bölgelerine gitmesine sebep olur (ayrıntılı bilgi için bkz. geçirgen bağırsak sendromu). Normalde, kanda bulunmaması gereken bu maddelere karşı vücut reaksiyon oluşturur. Bazen bu sadece egzama, astım gibi alerjik reaksiyonlar olur, bazen de beyni etkiler, ADHD, otizm gibi nörolojik rahatsızlıklara sebep olur (bkz. http://www.gapskitap.com/). Bizim durumumuzda ise otoimmün hastalığa sebep olur. Yani, besleyip büyüttüğümüz karga (bu durumda bağışıklık sistemimiz), gözümüzü (yani birtakım organlarımızı) oyar.

Bu oyma işlemi çeşitli organlara nüksedebilir. Örneğin, bağışıklık sistemimiz eklemlere saldırdığında römatizma olur, ciltte deri üreten hücrelere saldırdığında halk arasında sedef olarak bilinen vitiligo, mideye saldırdığında atrofik gastrit, insülin üreten hücrelere saldırdığında Tip1 Diabet, beyin ve omuriliğe saldırdığında multiple skleroz (MS), kaslara saldırdığında fibromiyalji, tiroid bezesine saldırdığında ise Graves veya Haşimoto olabilir.

Diğerlerini çok bilemiyorum ancak, tiroid hormonu vücudun her hücresinin çalışmak için kullandığı bir hormon olduğu için, tiroid etkilendiğinde tüm vücut da etkilenir. Bakınız, 2 sene önce günlüğüme hangi şikayetleri not etmişim:

Kendimi cidden berbat hissediyorum...
  • Gaz, şişkinlik, bağırsaklarda ağrı
  • Yorgunluk
  • Fibromiyalji
  • Hipoglisemi
  • Saç diplerinde ve sırtta kaşıntı
  • Bulanık zihin, untukanlık
  • Sol kaşımın sinüs bölgesinde ağrı
  • Ekstra mukus (sürekli bir sümkürme hali)
  • Ekstra gaz (sürekli bir gaz çıkarma hali)
  • Ekstra gak (gastrit ataklarında yüksek sesli geğirme hali)
  • Sabah uyanamama, uykuya doyamama
  • Migren
  • Sinir patlamaları
  • Saç dökülmesi
  • Gece tam uykuya dalacakken boğulacak gibi bir öksürük
  • Düşük libido
  • Eller ve ayaklar buz gibi
  • Hemoroit
  • Eklemlerde ağrı (dizlerim romatizmalı gibi, parmaklarımın eklem yerleri acıyor)
  • Osteopania (kemik erimesi başlangıcı)
  • Burunun kenarlarından dudağa inen çizgilerde kızarıklık/egzama
  • Kilo verememe
  • Daha öncesinde sivilce ve PCOS (polikistik over sendromu)
  • Ülser ve atrofik gastrit geçmişi
Yine başım ağrıdığında, yine gastrit yüzünden gaklamaya başladığımda, yine fibromiyalji yüzünden iki büklüm kaldığımda, yine yine yine şikayetlerim nüksettiğinde, artık etrafımdakilere mızmızlanacak yüzüm kalmamıştı ama bunları gerçekten yaşıyordum ve hayatımı çok ciddi olmasa da etkiliyordu, başta beni, ruh halimi, sonra da dolaylı olarak ilişkilerimi... Haşimoto sitelerinde dolaşan şu ünlü mektubu okduğumda oturup hüngür hüngür ağlamıştım.

6 yıl önce kendisiyle tanıştığımda, ilk başlarda anlamamıştım bu durumu. Şimdi dönüp bakınca, neden o dönemde reglimin kesildiğini ve neden o kış annemlerle tatile gittiğimizde soğuktan ağlayarak otele döndüğümü şimdi anlıyorum. Bu testleri yapmak yerine doktorum direkt hormon tedavisi vermişti o kış. Hormon ilaçlarıyla hamile kalmış ve bebeğim 3 aylıkken rutin kan testinde öğrenmiştim 'Haşi hazretleri'nin beni ziyarete geldiğini. Nereden bilebilirdim bu ziyaret kalıcıymış, hatta sadece kalıcı olsa iyi, tiroid dışında başka yerlerime de zarar veriyormuş...

Neyse ki, siz bunları yaşamak zorunda değilsiniz, her bir şikayetiniz için farklı farklı doktorlara gidip hem kıymetli zamanınızı, hem sinirlerinizi, hem de bütçenizi harcamanıza gerek yok. Çünkü mutlu haber, bu şikayetlerin hepsi ortak bir paydada birleşiyor ve o payda bağışıklık sistemimiz. Ve bağışıklık sistemimizin %80'inin bağırsaklarda yer aldığı düşünülünce, Hipokrat boşuna dememiş
“Let food be thy medicine and medicine be thy food.”
diye. Yani "gıdanız ilacınız, ilacınız da gıdanız olsun". Maalesef modern tıbbın geldiği noktada, insana bütüncül olarak bakmak yerine, tek tek şikayetlerini dinleyip bunları ayrıştırıp her bir hastalığa en az 1 ilaç verip göndermek var. Oysa ki hastalıkların çoğunun altında bağışıklık sistemi yatıyor. Ve bağışıklık sistemi için en büyük tehdit stres. Çünkü stres anında kortizol hormonu salgılanıyor ve bu hormon bağışıklık sistemine zarar veriyor. O yüzden aslında yapmanız gereken ilk şey stresten uzak durmak. Ve fakat herkes bilir ki, bu günümüz koşullarında pek mümkün olamıyor artık. Neyse ki bağışıklık sistemimizi güçlendirmenin pek çok yolu var, güzel yemekler yemek, güneşlenmek, uyumak, dokunmak, gülmek, eğlenmek, dans etmek gibi :)

Bizim durumumuzda ilk olarak beslenmeyi değiştirmek çok önemli. Beslenme değiştikçe, kendimize dokunan gıdaları tespit edip uzak durdukça, inanın bana stres de azalıyor. O yüzden ilk önce beslenmeden başlamak gerekiyor. Şimdi çok uzun oldu, gelecek yazıda benim iyileşmemde büyük rol oynayan kısaca AIP olarak bilinen Auto Immune Protocol'ünden ve başka neler yaptığımdan bahsedeceğim. O zamana kadar kalın sağlıcakla...

Yazının devamı...

* * *
Not: Bu yazı aslında Kasım 2014'te yayınlanmıştır, blogun konusu ile ilgili olmadığı için burada bulunmaktadır. 

Uyarı: Tiroid ilacını, 2 yıllık bir beslenme ve destek programından sonra test sonuçlarına göre doktor kontrolünde bıraktım. Eğer TSH değeriniz yüksekse ilacın mutlaka kullanılması gerekiyor, aksi halde kalp rahatsızlığı bile olabiliyor. O yüzden doktorunuza danışmadan ilacınızı kesinlikle bırakmayınız!

8 comments:

Unknown said...

merhaba,
tam da dün 'uzun süredir yavrusu'dan bir şeyler okumuyoruz' derken bu yazı çıktı karşıma..Siz apayrı bir beslenme tarzı benimsemişken, evdekilere farklı menüler oluşturmak zor olmuyor mu?
Çok geçmiş olsun ve de şifa olsun..
bahar

beryllium said...

Uzun zamandır zihnimi meşgul eden, insanlara birşey söylemeye artık utandığım tüm sorunlarıma cevap oldu yazınız. En ufak bir fikrim bile yoktu. Nasıl teşekkür etsem bilemiyorum. Ve haklısınız Türkiye de yalnız Çölyak ile ilgili yayınlar var. Gluten in bu yönüne ben hiç rastlamadım. Devamını merakla bekliyorum. Tekrar teşekkürler ve geçmiş olsun. Gamze

Sittirella said...

Evren hoş geldin! :)
Berbat bi' rahatsızlığa karşı gol atarak geldiğin için kutlarım seni.
Bugüne dek ismini bile duymadığım (cehaletime ver) Haşimoto hakkındaki yazını okurken şu listedekilerden Migren ve bi' kaç madde dışındaki her şeyin bende de olduğunu görünce bi' an ''acaba?'' demedim değil.
Ekmeksizlikten kimse ölmemiş, masum görünen düşmanlarla çevriliyiz.
Sen düşmanlarını tespit etmişsin, nasıl savaşacağını biliyorsun ne güzel...sıra bizde.
YavruSu'ya ve güççücük minnaka öpücüklerimle :)

Çiğdem Onur said...

Yeni yazınızı sabırsızlıkla bekleyeceğim,çünkü ben de haşimotoyum.Glutenin bizlere zararını yakınlarda duydum, yazınızda da tekrar okuyunca kesinlikle deneyeceğim.Ama peynir,yoğurt ve kefir tüketiyorum.Onların uygun olduğunu sanıyorum.

Evren said...

Bahar merhaba :) Kusura bakma daha önce yazmaya çalıştım ama yorumlarım bir şekilde kabul edilmeyip uçtu. Neyse, soruna gelince, evdekilere zor olmuyor aslında, zaten glutenin onlar için de pek faydalı olduğunu düşünmediğim için mümkün olduğunca kullanmıyorum. Onlar da ağırlıklı olarak sebze&meyve ve et türevleri ile besleniyorlar. Dışarıda serbestler :) Evde de arada bir akıtma yapıyorum onlara, pilav, patates, bulgur pilavı, kısır (quinoa'dan). Eşim ilk başlarda itiraz ediyordu ama artık onu da ikna ettim böyle daha sağlıklı olduğuna, o da ekmek nadiren yiyor artık. Yediğinde de ekşi mayalı organik tam buğday yiyor.

Evren said...

Gamze merhaba, bu hastalığa 30 yaş üzeri kadınlarda çok rastlanıyormuş. Ve artık maalesef 7-8 yaşında yakalananları bile duyuyorum. Tanısı çok basit ama semptomlar başka şeylerle de karışabildiği için çok uzun süre farkedilemeyebiliyor. Eğer hala baktırmadıysan tiroid antikorlarına da baktırman iyi olabilir. Umarım çözüm olur senin için.

Evren said...

Sittirellaaaa :))) Sen hala buralarda nöbettesin ha. Ben hem hastalık, hem taşınma yerleşme işlerinden hiçbir şey yapamadım, koptum iyice. Senin yorumunu görünce eski bir dostumla karşılaşmış gibi oldum :) Çok sağol güzel dileklerin için! Biz de öpüyoruz çok.

Evren said...

Çiğdem merhaba,
Geçmiş olsun çok. Umarım glutensiz beslenmenin sen de faydasını görürsün. Ben hala peynir yiyemiyorum ama yoğurt ve kefir arada tüketiyorum. Eğer vücudun tolere edebiliyorsa hiç sorun yok. Ancak glutenle birlikte bir süre süt ve süt ürünlerinin de kesilmesi öneriliyor. Bağırsaklarda tam olarak iyileşme olana kadar yememek tavsiye ediliyor. Belki öncelikle sadece kısa bir süre kesip sana etkilerini test edebilirsin. Tabii yine de en iyisini sen bilirsin ;)