September 25, 2011

Erkek olunca...

YavruSu'nun hayali bebeği ile konuşmasından: 
- Bak bebeğim, bu botları giyebilirsin... ama erkek olunca...

* * *
Ve anneyle diyalog:
Y: Anne, erkekler ruj süremez di mi?
A: Ne alakası var, isteyen herkes ruj sürebilir.
Y: Babam da sürebilir mi?
A: Evet, tabii ki sürebilir (içimden 'umarım istemez ama' :P) isterse neden olmasın!
Y: Evet ama anne olunca sürer, di mi?
A: ?!?!?!?!
* * *
"Anne olunca", "erkek olunca",... bu sene böyle şeyler oluştu kafasında. Sanırım yazın başladı. Her yaz olduğu gibi bu yaz da Türkiye'ye gittik. Orada gördüğümüz insanlar genellikle üstüne başına özen gösteren, makyajsız dışarı adım atmayan şık kişiler olunca, bizimki de 'vay be böyle bir yaşam da varmış, ne kadar da renkliymiş' diyerek balıklama daldı olaya. Artık anneanneye ruj sürdürmeler, komşudan oje istemeler, elbise dışında kıyafet, pembe dışında renk tanımamacalar... Vay be dedim, demek toplum böyle bir şeymiş! Ben bile bir noktada, dükkan dükkan gezip burada hayatta giymeyeceğim kıyafetleri almaya çalışırken buldum kendimi. Hoş ilk geldiğimde de buradakileri yadırgamıştım, bu ne özensizlik diyerek. Ama artık alıştım ve aralarına karışıp rahata kavuştum --annemin dediğine göre ise iyice paspal oldum :) Türkiye'de normal, halktan biri gibi görünebilmek için epey çaba harcadım. Hatta YavruSu'nun ısrarlarına dayanamayıp ruj bile sürdüm. Gelince normale dönmem çok uzun sürmedi neyse ki ama YavruSu malesef hala aramıza dönemedi. Geçen gün dışarı çıkacakken bir ara ortadan kayboldu, bir geldi ki palyaço gibi! Ne oldu böyle, hasta mı oldu acaba, yanağını mı çarptı diye telaşlandık bir anda. Meğer pastel boyaları alıp ruj gibi sürmeye çalışmış!!! Allahım, bu da mı gelecekti başıma??? Müstahak ama bana!!! O kadar artistlenirsem olacağı buydu! Yok tayt giydirmezmişim, yok pembe sevmezmişim... Al işte sana hem pembe, hem tayt: pembe tayt! Arkadaşım L. demişti ama zaten, "bu dediklerini sana çifter çifter yutturacak" diye... Bu kadar çabuk beklemiyordum ama! Aaah, ahh!

...derken, geçen gün başka bir enstanteneyle olayın iyi tarafını gördüm :) Dışarıya çıkarken bana yine 'zorla' elbise giydirdi KokoşSu. Sonra da
- ikimiz de elbise giydik, ama baba giymemiş, baba elbise giyemez, baba eksik. 
dedi. Bir an, vay be dedim, eksik etek diye kızlara derlerdi ama... Sevindim aslında içten içe; kendini eksik olarak görmemesi hoşuma gitti. Erkekleri böyle görmesi hoş değil tabii ama onu da konuştuk sonra. Dedim ki, herkes her istediği şeyi yapabilir, hatta erkekler birbirleriyle evlenip çocuk bile 'yapabilir'. Evlenmek de şart değil. İki babası ya da iki annesi olan çocuklar da var bu dünyada. Neden olmasın ki! Farklılıklarımız, bizi biz yapan, yaşamı güzelleştiren şeyler. Düşünsene dedim, herkesin aynı olduğu bir dünyada yaşamak ister miydin? Çok sıkıcı olurdu kanımca ;)

* * *
İşte "And Tango Makes Three" de farklılıklara dair yazılmış bir çocuk kitabı. New York'ta bir hayvanat bahçesinde yaşanmış gerçek bir olayı anlatıyor. Roy ve Silo iki erkek penguen. Her şeyi birlikte yapıyorlar. Birlikte şarkı söylüyorlar, birlikte yüzüyorlar, birlikte geziyorlar. Roy nereye giderse, Silo da peşinden gidiyor. Bakıcıları onların birbirine aşık olduğunu düşünüyor. Roy ve Silo diğer penguenlerin yumurtladığını görünce, kendilerine taşlardan yuva yapıyorlar. Taşların üzerinde oturup bekliyorlar ama bir türlü yumurtaları olmuyor. Her seferinde hayal kırıklığına uğruyorlar. 

Bunu farkeden bakıcıları, sonunda başka penguenlerin yumurtalarından birini alıp onların boş yuvasına koyuyor. Ve Roy ile Silo yumurtanın başında gece gündüz nöbet tutarak bir yavruya kavuşuyorlar. Ona Tango ismini veriyorlar, çünkü tango yapmak için iki kişi gerekiyor. Ve Tango da onları 3 kişilik bir aile yapıyor: "and tango makes three" ismi buradan geliyor. Sonraki sayfalarda her şeyi artık üçü birlikte yapıyor ve görüyoruz ki aile olmak için sevgiden başka hiçbir şey gerekmiyor  :)

Gerçekten çok sevimli bir kitap. Internette hakkında binlerce şey yazılmış. Öğretmenler için ders planları, çocuklara felsefe öğretmek için hazırlanmış sorular da var. Bu kitapla, geçtiğimiz yıl tam bu zamanlarda, bizim bölümün çocuk kitabı severlerinin aylık okuma toplantısında tanışmıştım. Konu, Eylül'ün son haftası olması dolayısıyla yasak kitaplar haftasıydı. Türkiye'de yok tabii böyle bir hafta; biz daha yazıya geçmeden henüz düşünce aşamasında icabına baktığımız için gerek de kalmıyor zaten(!) Neyse, bu hafta dolayısıyla, bazı eyaletlerin okul ve kütüphanelerinde yasaklanmış veya çokça tartışılmış kitapları okuduk. Kitapların yasaklanma ya da tartışılma nedenleri genelde seks, şiddet, küfür içeriyor olmaları ya da anti-aile, eşcinsellik gibi temalara sahip olmaları. Bu kitap da bir çocuk kitabı olarak homeseksüel ilişkiye yer verdiği için 2008'in en çok eleştirilen kitabı olmuş.

* * *
Alternatif ilişkiler, farklı yaşamlar olduğu/olabileceği küçük yaştan itibaren anlatılabilir çocuklara. Böylece, hem çocuk farklı seçimler yapabileceğini görür ve eğer kendisini farklı hissediyorsa, toplumun onun için biçtiği rolü zorla oynamak zorunda kalmaz, hem de bu tarz seçimler yapan insanlar için kullanılan saçma sapan tanımlamalar/tacizler ve yazmaya elimin varmadığı daha beter davranışlar tedavülden kalkar. Örneğin, Pırtık Tekir kitabında sevdiğimiz bir şeydi bu; Handan ve Bahar'ın lezbiyen olduğu ima edilmemiş olsa da iki kadının birlikte yaşaması, farklı yaşam biçimlerine yer verilmesi gerçekten çok güzel. Benzer durum, engelli insanlar için de geçerli. Animal Boogie kitabından bahsederken yazmıştım, bu tarz resimlerin/öykülerin kitaplarda yer alması çok önemli diye. Bizden farklı olan insanlar yabancı değiller, sıradışı değiller, hasta, bölücü, terörist, bağnaz, yobaz, kaçık, sapık, vs. hiç değiller. Hepimizin özü aynı, hepimizin özlemleri, umutları var, hepimizin eşit şekilde yaşamaya hakkı var! Ama bazılarımızın dertleri çok büyük. Birbirimizle empati kurmamız şart. Biz de 'farklı' doğmuş olabilirdik, hatta belki öyleyizdir ve belki de böylesi bizim için daha iyidir. Neden olmasın?



İlgili Yazılar:
Oğlum gay. Ya da değil. Umurumda değil, o hala benim oğlum. (Oğlu gay olan bir annenin blog yazısı)

Erkek yurdunda trans olmak. Pınar Öğünç, Radikal Gazetesi (29 Ekim, 2010).

Konuyla ilgili diğer çocuk kitapları: 
Teens Questioning Gender Identity and Sexuality. (Ilinois Universitesinden Lacy Spraggins'in hazırladığı cinsiyet meseleleri ile uğraşan kitaplardan oluşturduğu bibilografya)

Yasak kitaplar haftası ile ilgili linkler:
Banned Books Week web sitesi: http://bannedbooksweek.org/
Wikipedia'da Banned Books Week: http://en.wikipedia.org/wiki/Banned_Books_Week

September 21, 2011

Öyle de, böyle de :)

Taşıma araçları konusu açılmışken bunları es geçmek olmazdı... "hakikatı olduğu gibi aksettiriyor" mu bilemiyorum ama bunlar da bizim 'objektif'ten çıkan bazı modeller:











Fotoğraflardan çıkarılacak hisse ve hisseye gelince:
Ey çiçeği burnunda taze anne,
O model mi bu model mi diye kendini yeme,
Çocuk dediğin büyüyor her/bir şekilde ;) 

September 16, 2011

Araba koltuğu

YavruSu'nun arabada giderken hayali arkadaşları "kızlar" ile konuşmasından:
Y: Kızlar, arabada giderken koltuğunuzda oturmalısınız. Yoksa polis bize kızar.
Anne: Polisin kızması önemli değil! Kim soktu aklına su polisi??? Önemli olan sizin güvenliğiniz, ya araba aniden fren yaparsa ne olur!!!
Y: Evet kızlar, araba fren yaparsa fırlarsınız, cama çarparsınız, sonra cam kırılır. Ve polis bize önem yazar.
Anne: ?!?!?!?!
* * *
Görüldüğü üzere bu konudaki temel dersleri başarıyla tamamlamışız, aferin bize :P
Daha doğru dersler için Kitubi'ye: http://www.kitubi.com/category/araba-koltugu/
Şu yazıdaki videolar beni çok etkilemişti: http://www.kitubi.com/2008/01/11/bebegim-neden-arkaya-donuk-oturmali/
Ve bir de Bir Anne Paylaştı ki... hepimize önemli bir ders olsun!

September 12, 2011

Canavarlar ner'de?

YavruSu: Canavarlar ner'de baba?
Baba: Canavar diye bir şey yok ki; onlar bizim hayalimizde olan şeyler.
YavruSu: Hayalimis ner'de peki?
Baba: Hayalimiiiz... kafamizda kurduğumuz şeyler yani.

Bir süre sonra, kafasını göstererek...
YavruSu: Anneee, canavarlar ner'de olur biliyor musun? Canavarlar kafamızın içinde olur.
Anne: Aferin babaya, 100 puan! Gece kafamın içinde monster var diye uyanırsan bizzat gelsin ilgilensin madem, allah allaaah, bu yaşta çocuğa böyle şeyler söylenir mi, bak kime diyorum ben, bır bır bır bır...
YavruSu: Efendim anne?
* * *
Ama aslında, çocuk haklı, canavarlar gerçekten de kafamizin içinde. En başta da, sürekli bizi bir şeylere sap yapmaya çalışan balta canavarı. Sonra şekil canavarı var. Bu da, insanları hazır kalıplarla doğranacak hamur gibi görüp bir güzel yoğuruyor önce, "eğitim" adı altında...

Evren, çok güzel bir yazı çevirmiş/yazmış yine. "Erismek istedigimiz fazlalik, bolluk duygusu kucuk, soz dinlemez, yildirim hizinda bir Terrier gibidir. Arkasindan kosarsak, o da bizden uzaklasir. Soz sahibi oldugumuza dair guclu bir inancla ters yonde ilerlersek, o bizim pesimizden kosar."

İşte bu kafamızdaki canavarlar da aynı "Terrier" gibi. Ama ne şanslı bir türüz ki, kafamızın içinde tersine koşacak geniş bir alan da mevcut. Sınırları yalnızca hayalgücümüze kalmış...
* * *
Peki neden canavarların peşimizden koşmasını isteyelim? Deli miyiz biz? Belki biraz :P Şaka bir yana, bu eğlenceli de olabilir. YavruSu çok seviyor mesela. Hadi sen canavar yap deyip bizi peşinden koşturuyor. Sonra kendisi canavar olup bizim peşimizden koşuyor. "Ayyy cok korktum!!!" deyince de, "korkmana gerek yok, ben gülümlü* canavarım" diyor (*gülümlü, sevimli kelimesini hatırlayamayınca, gülümseyen gergedan için uydurduğu sıfat). Yani bu canavarlar iki türlü olabiliyor: "kıskınç" ve "gülümlü". Bu şekil canavarının da gülümlü modu olabilir, farklı hiç görmediğimiz şekiller yaratabilir. Eğitim de hep "kıskınç" mı olmak zorunda? Başka Bir Okul Mümkün olamaz mı? Neden olmasın? Heyecanla bekliyoruz!