January 8, 2014

0-18 Aylık Bebekler İçin Tuvalet İletişimi — Bölüm 1



Ilık bir sonbahar günüydü. Kardeşim bizi ziyarete gelmişti, aileye yeni eklenen yeğeni ile tanışmak, 3,5 yaşındaki diğer yeğeniyle oynamak için haftasonunu bizimle geçirecekti. Ailemizin en yeni üyesi henüz 1 aylıktı. Hep birlikte biraz hava almak için yakınımızdaki korulukta yürüyüşe çıktık. İlk kızımızın aksine bu bebeğin ne kadar sakin ve biz artık 'çokça' deneyimli ebeveynler olduğumuz için bakımının ne kadar rahat olduğundan bahsediyorduk. Dilimizi ısırmamış olmalıyız ki o sakin bebek gitti, yerine, huysuz, mutsuz ve bakımı son derece rahatsız bir bebek geldi. Kucağımıza aldık susmadı, yatırdık susmadı, bir türlü sakinleşemiyordu. Kardeşim muhtemelen bizim kendini bilmez ebeveynler olduğumuzu düşünüp bebişi elimizden aldı. Dayı kucağı kısa bir süre işe yaradıysa da, bebiş tekrar huysuzlandı. Hemen bebek-ağlıyor-acil-durum!!! listesinin üzerinden gittik.
- Uykusu geldi!
Hayır, çünkü yürüyüşe çıkmak için onun uyanmasını beklemiştik.
- Karnı acıktı!
Yok bu da değil. Çünkü çıkmadan önce emzirmiştim.
- Gazı var!
Yoo, emzirdikten sonra gazını da çıkarmıştı.
- Kucak istiyor!
İyi de kimin kucağı, anne değil, baba değil, dayı değil, bir ablasına vermedik, versek susar mı acaba diye uç şeyler düşünürken listenin sonunda yer alan, "bezi kirli" maddesini baba hatırladı ve bu bebeğin altını kirletmekten hiç hoşlanmadığı tezini ortaya attı.
Ne cüret! İki kez anne olmuş biri olarak, ona başbakan-mış ve bebek bakımını bana öğretmeye çalışıyormuş gibi baktım. O henüz bir aylık bir bebekti, nereden anlayabilirdi altının kirli olduğunu. Üstelik çıkmadan önce yapılacaklar listesinin başında olan bez-değiştirme işini tabii ki ihmal etmemiştik. Ve çıkalı henüz 10 dakika bile olmamıştı. Yine de, ortamı sakinleştirmek için yanlarından ayrılıp kuşkuyla tuvaletin yolunu tuttum ve altını açmamla birlikte ufak çapta bir patlamaya şahit olmam bir oldu. Sarı kaka renginin yeni giydirdiğim kıyafetlere pek yakıştığını söyleyemeyeceğim ama bebiş sonunda huzura ermişti. Baba kişisi haklıydı! Bebiş kendini kirletmeyi sevmiyordu ama kirlettikten sonra değil, kirletmeden önce, bezine yapmamak için kendini yırtıyordu. Bezini açmamızı fırsat bilip anında etrafı suluyordu.
* * *

Eğer yenidoğan bir bebeğin bezini birkaç kereden fazla değiştirme teşebbüsünde bulunduysanız elinize işenmiş olma ihtimali yüzde yetmiş beştir. Eğer bu bebek erkek bebekse çişinin yüzünüze isabet etmiş olması ihtimali yüzde yirmi beştir. Fakat, aç değil ama açıkta olan, yani bezsiz olan bir bebeğin tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra size gülmesi ihtimali yüzde yüz, yani kesindir.

Eğer, 20. yüzyılın son çeyreğinde dünyaya geldiyseniz, bu duruma şaşırma ihtimaliniz yüzde doksan dokuzdur; ama kesin olan bir şey var ki doğadaki tüm memeli hayvanların yavruları gibi insan bebekleri de kendilerini kirletmek istemezler ve diğer temel ihtiyaçlarını haber verdikleri gibi tuvalet ihtiyaçlarını da haber verirler —tabii anlayana. Ben ilk kızımda anlamamıştım. Ki aslında onunla da benzer durumlar yaşamıştık. Örneğin ikisinde de hastanede hemşireler eldiven takıp çöplerin içerisinde çişli bez aramışlardı. İkincisinde, sonradan ortaya çıktı ki ikinci gün yıkanmaya gittiğinde temiz havlular üzerinde bir iz bırakmak istemiş ve altı açılınca rahatça bu isteğini başarmıştı. Çöpün içerisinde bez arayan hemşire bu haberi duyduğunda muhtemelen sevinç çığlıkları atmak istemiş ama bebek uyuduğu için sessizce tebessüm etmekle yetinmişti. Ya da belki de o gün meslekten ayrılmaya karar vermiş ve gelecek hayatı için kurduğu tatlı hayaller onu gülümsetmişti. Kimbilir? Ama bilseydi bebeklerin kendilerini kirletmek istemediklerini ve dolayısıyla bez takılmasından hiç hoşlanmadıklarını her şey çok daha farklı olabilirdi.

Evet, bebekler kendilerini kirletmeme içgüdüsü ile dünyaya geliyorlar. Ama biz ne yapıyoruz? Doğar doğmaz altlarına bir bez takıyoruz ve sanki normal olan buymuş gibi bezlerini tuvalet olarak kullanmalarını istiyoruz. Sonra da iki yaşına geldiklerinde bir anda bezlerini çıkarıp “hayır, oraya değil buraya yapacaksın” diyerek 2 yıldır alıştıkları/güvendikleri, gece-gündüz her iki anlamda da 'bağlı' oldukları bezlerini ellerinden alıyoruz. Üstelik tam iki yaşında, inatlaşmaların en yoğun olduğu dönemde bu işi yapıyoruz. Neden?

Bunun pek çok nedeni var elbette. Bir nedeni bez endüstrisi, modern sistemin getirdiği kullan-at rahatlığı, başka bir nedeni annelerin-babaların çalışma zorunluluğu yüzünden bebekleriyle yeterince ilgilenememesi, ama sanırım en önemli nedeni, Freud'u yanlış okuyanlar ve kasların 18 aydan önce gelişmediği yanlış bilgisini kulaktan kulağa günümüze getirenler.

Freud gerçeği

Bebişin tuvalet ihtiyacını haber verdiğini farkettikten sonra annemin sözleri aklıma geldi: "Biz sizi tuvalete tutardık, siz 1 yaşında halletmiştiniz tuvalet işini. Sen de bebişin altını açtığında lavaboya tutup "çişş" de alışsın." Bir cesaret denemeye başladım ama tedirgindim. Çünkü, yıllardır bize öğretilen/dayatılan çok mühim bir bilgi vardı: 2 yaşından önce tuvalet eğitimi verirseniz çocuğunuz ileride psikopat olur! Yo hayır, ben çocuğum için böyle bir gelecek hayal etmiyordum. Bu konuyu hemen araştırmalıydım. Tarihin önemli figürlerinden biri olan psikolog Sigmund Freud'un bu konudaki görüşleri önemliydi.

Araştırdım, çok araştırdım ve fakat bu konuda en çok referans verilen Freud'un orijinal makalelerinin hiçbirinde erken tuvalet eğitimi ile ilgili bir bilgi bulamadım. En yakın olanı, Freud'un 1905 yılında yayınladığı “Three Contributions to the Theory of Sex” kitabıydı. Bu kitapta yer alan "The Infantile Sexuality" makalesinde, bebeklerde görülen erken cinsel dürtülerden bahsediyordu, bebeklerin haz duyduğu üç farklı erojenik bölgeyi tanımlıyordu (ağız, anal bölge, genital bölge).

Freud’a göre anal bölgeden haz duymaya başlayan çocuklar, kakalarını tutarak şiddetli kas kasılmaları yaşıyor ve kakaları anüs bölgesinden geçerken, oradaki mukozanın tahriş olmasına sebep oluyor, bu da çocuğun, yalnızca acı değil, haz da duymasına sebep oluyor. Çocuğun daha sonraki yaşamında acayiplik [eccentricity] ya da sinirliliğin ortaya çıkması, bakıcısı tarafından kakasını yapması için lazımlığa oturtulduğunda bağırsaklarını boşaltmayı inatla reddetmesi ve bu hazzı kendisi için saklaması durumunda oluyor. Yatağını kirletmesi onu ilgilendirmiyor; onu ilgilendiren tek şey kaka yaparken ona bağlı olarak duyduğu zevki kaybetmemek. Freud, bu faaliyeti kendilerine saklayan çocukları "kötü çocuk" olarak nitelendiren eğitimcilerin doğru fikirde olmadıklarını söylüyor. Bağırsakların içeriğinin sütçocuğu için önemli olduğunu ve bedenin ek bir parçası olarak davranıldığını, bedenden atılmasının ilk “bağış”ı simgelediğini ve esnekliği ifade ettiğini, tutulmasınınsa küçük çocuğun çevresine karşı kin duyabileceğinin göstergesi olabileceğini söylüyor. 

Ancak bu makalesinde de erken tuvalet eğitimi ile ilgili hiçbir şey söylemiyor. Çocuk kakasını tutarsa cimri olur gibi bir saptama kesinlikle yapmıyor; bedenden atılması "bağış"ı ve "esnekliği" simgeler diyor ama aksi durumda cimri olur gibi bir şey söylemiyor. Ve aslında, Freud'un asıl itirazı tuvalet eğitiminin ne zaman yapıldığına değil, nasıl yapıldığına oluyor.

Freud'un yaşadığı dönemde [hatta şaşırtıcı olarak günümüzde bile], tuvalet eğitimi için genel tavsiye, belli saatlerde çocukların bağırsaklarını uyarmak için çocuğun rızası olmadan makat bölgesine sabun çubuğu sokulması, kakasını doğru yere yapmayan çocuklara fiziksel cezalar verilmesi imiş*. Yani, Freud'a göre kişilik bozukluğuna yol açabilecek olan, erken tuvalet eğitimi değil, katı tuvalet eğitimi olmuş --ki bu şekilde bir tuvalet eğitimi, ne erken, ne geç, hiçbir zaman, hiçbir şekilde kabul edilemez zaten.

"Tuvalet ile ilgili kaslar 18 aylıkken gelişir" Miti

Freud'u iyice anladıktan sonra, sıra gelmişti tuvalet eğitimi ile ilgili kaynaklarda sıkça bahsedilen kas gelişimi problemine. Rivayete göre bebeklerin kasları 18 aydan önce gelişmiyordu. Peki nasıl oluyordu da hala pek çok ülkede bez kullanılmıyor, bebekler tuvalete tutuluyordu? Nasıl oluyordu da bizim 1 aylık bebeğimiz, altında bez varken çığlık çığlığa bağırıyor, bezini açınca rahatça (ç)işini yapabiliyordu? Nasıl oluyordu da bizim kuşak çocuklarının en çok duyduğu cümle, "biz sizi bebekken tuvalete tutardık, siz 1 yaşında bezi bırakmıştınız" olmuştur?

Bu mitin kaynağını araştırdığımda gördüm ki, bu bilgiyi ilk kez ortaya atan çocuk doktoru T. Berry Brazelton bile çiş yapmayı sağlayan sfinkter refleksinin kontrolünün 9 aydan itibaren etkin bir biçimde öğrenilebileceğini söylüyordu. Ancak Brazelton, 1962 yılında yazdığı “A Child-Oriented Approach to Toilet Training” makalesinde tuvalet eğitimi verilmesi için 18 ayın beklenmesini öneriyordu ve fakat bunun nedeni tuvalet ile ilgili kaslarının gelişmemesinden değil, bu süreçte çocuğun sözlü iletişim kurabilmesinin, istediğinde kendi kendine oturabilmesi ya da kalkmasının ve kaka ve çiş yapmayı kontrol edebilmeyi istemesinin önemli olduğunu düşündüğü içindi. Ve çocukların tüm bunları 18-30 ay arası başarabileceğini söylüyordu.

Yalnız, Brazelton, bu makalesinin girişinde "elverişli modern bezlerin ortaya çıkışının anneleri (nedense bu işten de hep anneler sorumlu tutuluyor!) nasıl özgürleştirdiğinden ve çocuklarını erken yaşta eğitmekten kurtardığından" bahsediyordu. Neden bilimsel bir makaleye böyle bir başlangıç yapıp binlerce yıldır ve hala pek çok ülkede uygulanan erken tuvalete alıştırma pratiğini eleştirdiği merak konusuydu. Ancak Ingrid Bauer'in** kitabı için yaptığı ayrıntılı araştırmalardan öğrendim ki, Brazelton'ın bu araştırmalarının sponsoru, Pampers bezlerini piyasaya süren P&G şirketi idi.

Hatta Brazelton, 1998’de Pampers 6 beden bezini çıkardığında, “büyük bir mutlulukla” Pampers’ın tanıtım reklamlarında oynamıştı. Reklamda, "çocuğunuzu tuvalet eğitimi için acele ettirmeyin, bu onun seçimi olmalı" diyor ve ekliyor, “çok mutluyum artık daha büyük beden bezler var. Ne büyük yardım ve ne müthiş bir fikir! Çocuğunuzu zorlamayın, doğru zaman geldiğinde, bu onun başarısı olacak, başka hiç kimsenin değil.”

Evet, bir konuda Brazelton’a katılıyorum; çocuk tuvaleti kendi kendine kullandığında, bu onun başarısı olacak, burası kesin. Ve fakat Brazelton’ın yüzündeki ifadeden bunun yalnızca çocuğun başarısı olmadığını görebiliyoruz. Çocuk doktoru Brazelton’ın Pampers bez reklamında büyük beden bezlerin çıkmasından neden bu kadar mutluluk duyduğunu söylemesi, aslında hiç de anlaşılmaz değil.

Tabii bu mutluluğu paylaşan, tuvalet eğitimi yaşının gecikmesinden kazanç sağlayan yalnızca Brazelton değil. Onun da dahil olduğu, milyon dolarlık bir bez endüstrisi, ki bu bez endüstrisinin de dahil olduğu koskoca bir kapitalist sistem var. İnsanlara kolaylık sağladığı iddia edilen kullan-at’lardan çok büyük kazanç sağlayan bir sistem. Ancak ne yazık ki, insanlık için ilerleme olduğu iddia edilen bu kullan-at’lar doğaya verdiği zararla ilerlemeden çok gerilemeye, kullanılan kimyasallarla pek çok yeni hastalığın ortaya çıkışına katkıda bulunuyorlar.

Konumuza dönecek olursak, artık, 2014 yılında, 7 beden (17-29 kg) bezler bile üretiliyor ki bu Disease Control and Prevention Merkezinin yayınladığı klinik gelişim tablosuna göre, %50’lik persentil için ortalama 9 yaşına kadar demek oluyor. Daha çok gece altını ıslatan çocuklar için dizayn edilmiş bu en büyük beden bezler, aslında gece alt ıslatmanın, geç yaşta verilen tuvalet eğitiminin bir yan etkisi olduğunu bilmeyenler için bulunmaz nimet oluyor.

Artık ortalama tuvalet eğitimi yaşının 2,5 olduğu, bunun normal kabul edildiği günümüzde bir çocuğun bez masrafı ortalama 6250 lira oluyor. Bir çocuktan 2,5 yılda 6250 lira kazanan bez endüstrisi mutlu olmasın da kim mutlu(!) olsun.

Ve fakat, bu endüstrinin dışında kalan bizler yalnızca para kaybetmiyoruz. Bir endüstrinin verdiği zarar sadece maaliyet fiyatlarıyla hesaplanmıyor, bir de dünyaya, dünyada yaşayan diğer canlılara, gelecek nesillere verilen zarar var ki bunun değeri 2,5 yılda 6250 liradan çok çok daha büyük. Örneğin, hazır bezlerde kullanılan sodium polyacrylate maddesi ıslanınca jel şekline dönüşüyor ve yapılan araştırmalara göre, bu madde toksin üreten bakterilerin üremesi için uygun ortam hazırlıyor ve bebeğinizde pişik ya da daha farklı alerjik reaksiyonlara sebep olabiliyor. Ayrıca hazır bezlerde bulunan tributyl-tin (TBT) maddesi, toksik bir kimyasal olup insanlarda ve hayvanlarda hormon problemlerine yol açabiliyor. Neresinden baksanız, kokmuş, kokuşmuş bir endüstri bu.

Fotoğraf: http://nurturingmothersnetwork.wordpress.com
Elbette bu fenomen, yalnızca bir çocuk doktorunun, bir bez firması için çalışması ile açıklanamaz. Brazelton olmasaydı, başka bir çocuk doktoru koyardı 18 ay sınırını. Ya da hiçbir çocuk doktoru olmasaydı bile bez endüstrisi bir şekilde gelişip dünyayının çoğunu ele geçirirdi. Tek kullanımlık bezlerin, kapitalist sistem içerisinde varolmaya çalışan ebeveynler için sağladığı rahatlık yadsınamaz. Bu bezler sayesinde, günlerini çocuklarından uzakta çalışarak geçiren ebeveynler, akşam eve geldiklerinde, bir de çocuklarını tuvalete götürerek çok 'kıymetli' zamanlarını bunun için harcamak istemeyebilirler [ki aslında bilmezler ki tuvalet iletişimi kurulan bebeklerle tuvalette geçirilen zaman en az diğer doğal ihtiyaçlarıyla ilgilenirken geçirilen zamanlar kadar eğlenceli olabiliyor]. Kullan-at bezler, modern sistem içerisinde bir ihtiyaca cevap verdiği için bu kadar gelişmiş bir endüstri haline gelmiştir. Fakat, aynı zamanda kısa vadede zaman kazandırıyor gibi gözüken bu ürünler, uzun vadede bakıldığında, tuvalet eğitimi yaşının giderek geciktirilmesiyle daha çok zaman ve daha çok para tükettirirler. Bir de tuvalet eğitimi için 2 yıl beklenmesinin çocuğa getirdiği fizyolojik zarar, tuvalet eğitimi verilirken yanlışlıkla yapılan psikolojik hasar var ki bunlar kaybedilen zaman ve paradan çok daha ciddi olabilir.

Örneğin, yapılan araştırmalara göre***, tuvalet eğitimi sürecinde çok rastlanan bir sorun da kaka eğitimine dirençtir. Bir süre sonra çişlerini rahatça tuvalete yapmaya alışsalar da, tuvalet eğitimi alan çocukların beşte biri kakalarını yapmak için bez bağlanmasını talep ederler. Bez bağlanmadığında da, kakalarını tutup çoğu zaman kabızlık, bazen de tıpta enkoprezis olarak bilinen ve çocuğun iradesi dışında kaka kaçırmasına neden olan bir rahatsızlık gelişebilir. Sonuç olarak kaka yapmak onlar için daha da tramvatik bir hale gelir.

Çiş içinse, "kullan ya da kaybet" ilkesi geçerlidir. Çiş yapma ile ilgili iki kasımız vardır, biri istemsiz olarak çalışır (internal urethral sphincter) ve idrarın, idrar torbasından idrar yoluna akmasını sağlar, diğeri (external urethral sphincter) istemli olarak çalşır ve çişimizi yapmak istediğimizde isteğe bağlı olarak gevşetilebilir. Bebekler doğaları gereği, istemli olarak bu kaslarını gevşetebilirler. Bunun için belli bir ses (çişşş, psss, vs.) duymaları ya da belli bir pozisyona (çömelme, squat) geçmeleri yeterli olur. Tuvalet iletişimi erken kurulan bebekler idrar torbaları tam olarak dolmadan önce istemli olarak kaslarını gevşetebilirler. Ancak 2 yıl boyunca kullanılmadığında bu istemli kas kontrolü kaybolur. Genelde 2 yaş civarında gerçekleşen tuvalet eğitimi döneminde bu istemli kaslarını gevşetmek yerine sıkmaya odaklanan çocuklar, çiş yapma ihtiyacı acil duruma gelmeden bu kaslarını gevşetemezler. Yani 2 sene boyunca beze bağlı olmak durumunda kalan çocuklar istemli kaslarını kullanmadıkları için kaybederler. Ve yapılan araştırmalara göre* tuvalet eğitimi yaşı geciktikçe inkontinans (yani çişini tutamama) riski daha da yükselir. Gece alt ıslatmanın 2 yaşından sonra tuvalet eğitimi verilen çocuklarda daha sık rastlanmasının nedeni de bu yüzden kaynaklanır. Beze bağlı bebekler, sphincter kaslarını kullanmadıkları için, bir süre sonra farkındalıklarını yitirirler ve idrar torbası yarıdan daha az olduğunda gelen ilk uyarıyı farkedemezler. İstemli kas kontrolünü kaybettikleri için son ana kadar tutup tutamadıkları noktada da kaçırırlar**.

Tuvalet Eğitimi Değil, Tuvalet İletişimi!

Fotoğraf: ahippiewithaminivan.com
Oysa tuvalet eğitimi bu şekilde olmak zorunda değil. Bebekler, bu doğal ihtiyaçlarını karşılamak için 2 yaşını beklemek zorunda hiç değil. Hatta tam tersine ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi. Çünkü bebeklerin ilk 3 ay kendilerini kirletmeme içgüdüleri çok kuvvetlidir ve bunlara cevap verildiğinde geliştirilebilir. Tabii burada bahsettiğim daha çok iletişim. İlk 3 ay bir bebeğe eğitim veremezsiniz. Yalnızca onun derdini anlayıp ihtiyaçlarını karşılamasına yardımcı olabilirsiniz. Ancak daha sonra, ona anlatıp, göstermek, neyi nasıl kullanacağını öğretmek (sifon, tuvalet kağıdı, lazımlık, vs.), örnek olmak, onunla bu konuda iletişime geçmek çok önemlidir. Eğitim deyince anlaşılan genellikle içerisinde ödül ve cezayı barındıran eğme-bükme işidir. Bu da hangi yaşta olursa olsun çocukların psikolojisine zarar verir --bu masum bir "aferin" bile olsa****. "Eğitim" yerine "iletişim" kelimesinin tercih edilmesi bu yüzdendir.

Tuvalet iletişimi terimi, ilk kez Ingrid Bauer tarafından 2001 yılında ortaya atılmıştır. Bauer’e göre,
Tuvalet iletişimi, bir bebeği emzirmek veya kucağınızda taşımak gibi somut ve pratik bir davranış. Ve bu davranış, ideal olarak, sevgi ve şefkâtle sürdürülebilir. Tuvalet iletişimi, özünde, bebeğin ihtiyaçlarına cevap vermektir. Tuvalet iletişimi ile ilgili diğer her şey —bezden kaçınmak, daha az para harcamak, çevreye olan etkileri, kuru bir yatak, daha az iş— ikincildir.  
Bir bebekle tuvalet ihtiyacı üzerine iletişime geçmek tuvalet bağımsızlığını öğretmeye odaklanmış lineer bir süreç değildir. Nasıl emzirmenin hedefi, emzirmeyi bırakması değil de beslenmesidir, tuvalet iletişimi de emzirme gibi, bebeğin ihtiyaçlarına cevap vermenin bir yoludur. Tuvalet bağımsızlığı elbette kaçınılmaz bir sonuçtur ama tuvalet iletişiminin asıl hedefi değildir. Emzirmenin de tuvalet iletişiminin de esas amacı, bebeğinizle sevgi dolu bir şekilde ilgilenmektir, şimdi, şu anda.


Not: Bu yazı ilk kez Bebek Yapım Bakım Onarım sitesinde yayınlanmıştır. 

--------------------------------
Kaynaklar:

* What the scientific evidence reveals about the timing of toilet training: http://www.parentingscience.com/science-of-toilet-training.html

** Bauer, I. (2006). Diaper free: The gentle wisdom of natural infant hygiene. New York, NY: Plume.


**** Övgünün ters etkisi ve tersinin tersliği: http://yavrusu.blogspot.com/2011/11/ovgunun-ters-etkisi-ve-tersinin-tersligi.html


No comments: