March 3, 2013

Mağara İnsanı Olarak Çocuk

Yemek yemek istemeyen mimi'nin son bahanesi:
"Yemek yememe gerek yok, boşver. Zaten yemek yiyince evdeki yemekler bitiyor, sonra markete gidip alışveriz yapmak zorunda kalıyoruz, yoruluyoruz."
* * *

Evet dertliyim. Ama yemekle derdi olmayan anne yoktur herhalde. Tabii derdi olan çocuklar değil, anneler. Sanırım daha çok Amerikalı ve Türk anneler, bir de Çinli annelermiş. Amerika ve Çin'de yapılan bir araştırmaya göre çocuklara söylenen yalanlar arasında "sebze yenmezse kör olunacağı", "brokolinin boy uzattığı" gibi akıllara ziyan yalanlar da varmış.

Biz de denesek işe yarar mı acep :P Şaka! Çocuklara hiçbir konuda yalan söylenmesini doğru bulmuyorum tabii. Hatta kakalama yöntemi ile yemek yedirilmesine de karşıyım. Bu şekilde belki günü kurtarabilir, çocuğunuzun sevmediği yiyecekleri, sevdiği yiyeceklerin içerisine kakalayarak yedirebilirsiniz ama çocuğunuzun sağlıklı yiyeceklerle pozitif bir ilişki kurmasını ve bu ilişkinin, ileride, sizin yokluğunuzda da devam etmesini istiyorsanız bu yöntemin ne kadar işlevsiz olduğunu kavramak zor olmaz.

Bizim mimi sebze yemiyor diyemem aslında. Taze fasulye, kara lahana, salatalık, havuç, kırmızı biber, kabuklu bezelye (snow peas), brokoli ve karnabahar yiyor. Genellikle çiğ tercih ediyor ama fasulyenin pişmişini de yiyor, kara lahanayı da pişmiş seviyor. Hatta çiğ fasulye ve kara lahanayı, makarnaya tercih ediyor. Meyveler zaten hiçbir zaman problem olmadı, bazen sadece meyve ve sebzeyle beslendiği oluyor.

Bizim sorunumuz, daha doğrusu benim sorunum et yememesiydi. Bir gün köfte yerken "siz ölünce hiç köfte yemeyeceğim!" dedi. Korkudan evdeki tüm köfteleri çöpe attım, neyse ki fazla yoktu. Türkiye'ye gittiğimizde ziyaret ettiğimiz tüm akrabalarımız ve arkadaşlarımız mimi geliyor diye köfte-patates ya da köfte-pilav menüsü hazırlamıştı. Çocukların sevdiği şeyler olarak bilinir ama bizim cins kızımız ne köfte, ne patates ne de pilav yedi. Sevmedi, sevmiyor. Aslında onu suçlayamam ben de köfte seven bir insan olmadım hiçbir zaman, ama patatese dayanamam o ayrı :)

Neyse, köfte, tarihimizden silindikten 5 ay sonra, burada bir arkadaşımıza yemeğe gittik. O da köfte yapmıştı, hay allah dedim içimden bizim kız yine aç kaldı ama aç da yaşayabildiğini deneyimlediğim için çok da dert etmedim. Ve fakat bizim kız büyük bir iştahla yedi köftesini ve hatta ikinciyi istedi. Bana mıydı yani tüm kaprisi diye içimden söylendim epey. Sonra ben de tattım, ben de büyük bir iştahla yedim. O an F.'nin ellerini öpmek geldi içimden. Ölmeden bir daha köfte yediğini göremeyeceğimi düşünüyordum ki öldükten sonra zaten yemeyecekti. Neyse ki, toplumsal ahlak kurallarına uyarak, kibarca ellerine sağlık deyip hemen tarifi istemekle yetindim.

Tarif basitmiş, hatta fazla basit. Zaten bu veletlerin bir yiyeceği yeme olasılığı yemeğin hazırlanma süresi ve malzeme sayısıyla ters orantılıymış. Tevekkeli dolaptan çiğ fasulyeleri, bezelyeleri, havuçları aşırıp aşırıp yemiyormuş. Bir de aşçı olacağım diyor kerata. Kim gelsin senin lokantana! Anca "raw food"çular. Ama neyse ki fazla yorulmayacak, işi kolay olacak, buzdolabından çıkar, koy önlerine. İyi valla, ben de böyle bir iş tutsaymışım keşke :P

Neyse, tarif şöyleymiş: ekmek ve soğan yok, sadece biraz baharat (azıcık tuz ve karabiber) ve kıyma. Ama en önemlisi şişe geçirip kömür ateşinde yapar gibi üstten verilen ısıyla fırınlamak. Bizimki baba tarafından Adanalı olduğundan mıdır nedir, büyük bir iştahla yedi o şekilde köfteleri.

Veganlardan ve vejeteryanlardan çok özür dileyerek yazıyorum, bir de bu arada kemikli eti keşfettik. Onu da bayılarak yiyordu. Kemik yoksa et yemeyi reddediyordu. Bu kemik ve şiş faktörünü düşününce, anladım ki bizim mimi hala içindeki mağara insanından kurtulamamıştı. Harvey Karp'ın çocukları mağara insanı olarak tanımlamasını başta yadırgamıştım ama mimi'nin, içim kalkarak kemikli et yemesini izleyince ne demek istediğini çok iyi anladım.

İkinci bir faktör de vücudumuzun ihtiyaçlarıydı. Bir arkadaşıma beslenme piramidini anlattığım bir gün, insanın canı, bedeninin ihtiyacı olan şeyleri çeker, o yüzden biz böyle reçetelere göre beslenmiyoruz, bedenimizi dinliyoruz dediğinde gözlerimi pörtleterek ama bilim insanları, vs. diye bıkbık ederken hemen böyle bir şeyin altında yatan bilimsel gerçeği araştırmalıyım diyerek harekete geçtim. Ve bilimsel bilgi saplantımın beni yanıltmadığını gördüm.

Birincisi, bir yiyeceğe 'aşermek' benim gibi orta yaşa gelmiş bir insan için çok boyutlu elbette, işin fizyolojik temeli olduğu kadar, psikolojik, sosyal ve toplumsal yönleri de var. Ama çocuklar için daha basit. Gelişmeleri için ihtiyaç duyduğu temel besin maddelerini canları çekiyor. Ve Baby Led Weaning kitabında yer verilen bir araştırmaya göre çocuklar belli bir dönemde belli bir gıdayı tercih etseler bile, seçim hakkı kendilerine bırakıldığında totalde dengeli besleniyorlarmış. Tabii burada dikkatli olmak gerekiyor, çocuğumun bedenini dinlemesine saygı gösteriyorum derken, gereksiz yere zararlı ürünlere maruz bırakmamak gerekiyor. Çünkü örneğin bedeni enerji için karbonhidrat istiyorsa, sizin haydutunuz da önceden tanışmışsa "çikolataaaa" diye sayıklamaya başlayabilir. Bu noktada bir ebeveyn olarak uyanık davranıp o çikolata diye sayıklamaya başlamadan önce önüne meyveleri yığarsanız, bedeni enerji ihtiyacını karşılayacağı için ortada çikolata krizi falan kalmayacaktır. Yalnız dikkat edilmesi gereken nokta, ağızdan "çikolata" lafı çıkmadan önce atağa geçmektir. Çünkü laf ağızdan bir kere çıkınca, bunu önce kulak duyar, sonra beyinde simgesi canlanır ve işin içine tüm duyu organları katılarak bu isteği sadece fizyolojik bir istek olmaktan çıkar ve sizi, artık tüm bedeni ve ruhuyla çikolata isteyen bir haydutla uğraşmak durumunda bırakır. Ondan sonra durumu meyveyle kurtarma ihtimaliniz sıfıra doğru hızla düşer. O yüzden uyanık olup bebenizin enerji ihtiyacı ortaya çıkmadan önce atağa geçmeniz gerekir.

Karikatür: Arnie Levin

Bu bedenin istekleri doğrultusunda bir yiyeceğe aşerme, miminin kemikli et sevdasını da açıklıyor aslında. 40 kez söylememe rağmen hala duvarları/masaları boyuyor olması özündeki mağara insanının davranışlarından kaynaklanıyor olabilir ama biraz araştırınca gördüm ki kemikli eti tercih etmesinin altında bedeninin ihtiyaçları önemli bir rol oynuyormuş. Kemiğe yakın etlerin ve hatta kemiğin besin değeri diğer parça etlere göre çok daha yüksekmiş. Tevekkeli, marketlerde kemikli et için özel reyonlar açmamışlar. Şu popülerleşen paleo diyeti sayesinde pek çok markette özel bölümler açılmış, internette kemikli et suyuyla yapılan çorba tarifleri tera-bit'lere ulaşmış. Ve bakın paleotik çağdan beri soframızdan eksik olmayan kemikli et suyunun faydaları nelermiş:
  • Mükemmel bir mineral kaynağı --hem makro mineraller hem de mikro. Eğer süt ve süt ürünlerine hassasiyetiniz varsa kalsiyum ve magnezyum ihtiyacınızı kemiklerle hazırlayacağınız et suyundan karşılayabilirmişsiniz. 
  • Eklemler için çok faydalıymış --glukozamin ve kondroitin deposu (bunları ben de bilmiyorum ama pek havalı duyuluyor :P Yazıda diyor ki, eklemlerle ilgili sorun yaşayanlara önerilen ilaçların içerisinde varmış.)
  • Kemikli et suyundaki besinler vücudumuz tarafından kolayca emilebiliyormuş. 
  • Sindirim sistemimiz için iyileştirici özelliğe sahipmiş. Özellikle otoimmün hastalığınız varsa (Hashimoto tiroidi gibi --ki bende var, sağolsun Haşi hazretleri 4 senedir bana az çektirmiyor) bağırsak florasını tedavi edici özelliğe sahipmiş kemikli et suyu. 
  • Amino asit yönünden çok zengin olduğu için protein ihtiyacımızı azaltıyormuş ve bu sebeple, aynı zamanda, daha ekonomikmiş.
  • Karaciğerin toksik maddeleri vücuttan atmasını sağlayan amino asit glisin yönünden de fazla olduğu için detox olarak da kullanılıyormuş. 
  • Ve de lezzetinize lezzet katıyormuş. 
Yapımı biraz uzun sürse de hazırlama süreci çok basit. Kemik, kemikli et, ne varsa, ne kadar varsa, bir çorba kaşığı elma sirkesi ile suya koyup kaynatıyorsunuz (elma sirkesi kemikte bulunan minerallerin suya karışmasını kolaylaştırıyor). Bu şekilde kaynadıktan sonra altını kısıyorsunuz ve paleocu annenin tarifine göre 24-48 saat kaynatıyorsunuz (ben 5-6 saat kaynattım sadece). Daha sonra içerisine 6-8 kereviz sapı, 1 soğan, 6-8 sarımsak, 3 defne yaprağı, 3-5 havuç ve 1 çay kaşığı tuz koyup paleocu annenin tarifine göre 4-8 saat daha kaynatıyorsunuz (ben 1-1,5 saat kaynattım), burada altını biraz açmak gerkekiyor çünkü en düşük ısıda sebzeler pişmiyor. Sonra suyunu süzüp ister içiyorsunuz, ister yaptığınız diğer yemeklere, çorbalara kullanıyorsunuz, kemikleri de, varsa evde küçük bir mağara insanı, onun önüne atıyorsunuz ve evrim teorisinin ispatını kendi evinizde canlı olarak izlemek için karşısına oturuyorsunuz. Hala iştahınız kalırsa siz de etlerden mıncıklayarak eşlik ediyorsunuz. Herkese afiyet olsun!


Kaynaklar
Eat Naked: Healing Foods 101: Seven reasons to add bone broth to your daily diet.
Underground Wellness: Top 5 Reasons Why Bone Broth is The Bomb.
The Paleo Mom: Chicken Bone Broth (Revisited)


4 comments:

Sittirella said...

Saat 22:30 ve ben bu gece rüyamda kemikli et görmezsem iyidir :)
Nasıl canım çekti anlatamam! :)
O mağara adamı sanırım içimde bir yerlerde hala capcanlı ve ölünceye dek benimle yaşayacak.
Mimi bu işi biliyor!
Tarifi aldım, yarın iş çıkışı ilk işim kemikli et almak olacak :)

ÇokBilmiş ÇokBilmiş said...

Benim kız 4 yaşında ve aynen Mimi gibi besleniyor. Bir arkadaşımız akşam yemeği olarak makarna ve salata hazırlamıştı. Benim kızın makarna tabağını bir kenara itip salata kasesini önüne çektiğini görünce çok şaşırmıştı. Onun da aynı yaşlarda bir oğlu var. Ben de bu nedenle benim kızda bir gariplik var herhalde diye düşünüyordum. Sonra bu durumu instagram'da paylaştıkça bu şekilde beslenen pekçok yetişkin insanın da olduğunu anladım. Damak tadıdır demek diye düşündüm. AMa benim kızın porsiyonları fazla annesi gibi :) 4 yaşında ve 20 kilo. O nedenle hiçbir zaman az yiyormuş gibi gelmedi bana ki kesinlikle az yemiyor. Az önce tahinli katmer yapıldı evimizde mesela. Kendisi de yapımına katıldı ki kendi yaptığı yiyecekleri daha severek tüketiyor. Ama katmerin sadece tadına baktı, akşam yemeği olarak ise salata ve zeytin yemeyi tercih etti. Kızımın boyu uzun, kilosu, enerjisi ve keyfi de yerinde. Ben şahsen çiğ beslenmesini sevinerek karşılıyorum. Ekmek yemediği için sandviç yemiyor olması tek sorunum :) Ben de isterim ki ekmeğin üzerine salça süreyim de öğlen yemeği yapayım ama benim kız öğlen yemeği olarak bir baş kıvıcık salata yemeyi tercih ediyor. Yıkaması filan biraz vakit alıyor ama kesinlikle daha sağlıklı.

ÇokBilmiş ÇokBilmiş said...

Bu arada benim kız da köfte yerine pirzola yemeyi tercih ediyor ve kemiği de eliyle tutmak istiyor. Bir arkadaşımızın oğlu da aynı şekilde kemikli eti Erol Taş gibi yemekten hoşlanıyor. Ben bu durumun da normal olduğunu sanıyordum ki anladığım noralmiş. Köfte yapmak, pirzola pişirmekten daha zor. Benim işime de geliyor şahsen.

Evren said...

Maşallah senin kızına! Bizimki 5 yaşında ve hala 14 kilo. Salata bizimki yemiyor, yani salatanın içindekileri ayrı ayrı yese de karışınca yiyemiyor. Karışık hiçbir şey yemiyor. Bizim de sorunumuz bu. Ama ne yapalım, yesinler de. Bir de vücudu kendi ihtiyaçlarını daha iyi bilir, o yüzden bizimki az yese de enerjisi yerinde olduğu için, dert etmiyorum. Ve dediğin gibi köfte yapmak daha zor, benim de işime geliyor :)